Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İbsen ve Modernleşme Üzerine (Derleme)

Aşağıdaki bölümlerHENRIK IBSEN’İN MODERNİZMİ”  (Erinç ÖZDEMİR- Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 49, 1 (2009) 119-143) isimli makaleden derlenmiştir.

Modern tiyatronun öncüsü olan Norveçli yazar Henrik Ibsen’in tiyatro sanatında devrim yarattığı kabul edilir. Kimi doğalcı-gerçekçi, kimi simgeci, kimi simgeci-gerçekçi olarak yorumlanmıştır. Moi, romantizmi içine alan idealizm ve gerçekçiliğin de yeterli bir tanım olmadığını bu nedenle İbsen’in  modernist olarak nitelendirilmesi gerektiğini savunur. Moi, modernizmin  idealizmin karşıtı olduğunu savlar. Modernizm idealizme karşıt olarak gelişmiştir. İdealizmin temel özelliği estetik, etik  ve dini aynı potada eritmesidir. Bunun sonucunda idealizmde güzellik, gerçeklik ve iyilik kavramları içiçe geçmiştir. Bu üç ülküyü sürekli ve en yüce biçimde kendinde barındıran tek varlık Tanrı  olduğundan, Tanrı idealizmin doruğundaki gerçeklikti.

Galata Perform Görünürlük Projesi 8

Resim
“GalataPerform ( http://www.galataperform.com)  tarafından yedi yıldır düzenlenen "Görünürlük Projesi" bu sene 3-10-17 ve 24 Kasım'da gerçekleşiyor! "Görünürlük Projesi 8" Galata'nın güncel kültürel dokusuna dair bir hikâye kurgulamayı; mahalle esnafı ve halkı ile sanatçıları bir araya getiren kamusal alan performansları üretmeyi hedefliyor. Bu yıl "Kamusal Sanat / Katılımcı Sanat" kavramlarına odaklanan projenin sanat yönetmenliğini Şule Ateş üstleniyor.”  (http://gorunurluk.blogspot.com/ )
Ben 3 Kasım programında “görünür oldum”. Öyle diyorum çünkü “Görünürlük” projesi görmeyi, göstermeyi ve de görünür olmayı hedeflerken bu arada takipçilerini de görünür kılıyor.

Kısa /Uzun/ Küçük/ Büyük/Baş/Yan ROL

Lâçin Ceylan bir “twit” yazmış: “Rolün kısa veya uzun olmasına önem verilmesi ancak Türk tipi bir cehalette konu olur. Kısa zamandaki performans çok daha zordur ve ustalık ister
Ceylan, tiyatro eğitimli bir oyuncu ve yönetmen. Tiyatroda, sinemada ve tv dizilerinde görev aldı. Bu nedenle oyunculuğun üç alanını da biliyor olduğuna inanıyorum. O nedenle sordum:“Sinema ve tiyatrodaki "kısa rol" arasında fark var mı? Yönetmenin etkisi var mı, varsa ne kadar?” Sorumun tv dizilerini içermediğini şimdi fark ettim ama dizilerin sanat ile ilgisi olmadığına göre unutmuş olmam da iyi olmuş.

Nereye Türkiye Tiyatrosu Nereye? (Tiyatro Yardımı)

T.C.Kültür Bakanlığı’nca  2012-2013 tiyatro sezonuna ait yapılacak yardımlar açıklandı.
Bildiğiniz gibi(biliyor musunuz gerçekten?) özel tiyatrolara yardım,  15.03.2007 tarih ve 26463 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Kültür ve Turizm Bakanlığınca Yerel Yönetimlerin, Derneklerin, Vakıfların ve Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelik” ile düzenlenmekte(idi).  Ama artık bu yönetmelik yok. Zira  “ 9/2/2012 tarihli ve 28199 sayılı yönetmelik değişikliği ile “Kültür ve Turizm Bakanlığınca Yerel Yönetimlerin, Derneklerin, Vakıfların ve Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmeliği”nin ismi metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.” Yani yönetmeliğin yeni ismi "Kültür ve Turizm Bakanlığınca Yerel Yönetimlerin, Derneklerin ve Vakıfların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelik "olmuş. Değişiklik “ufak” ama mide bulandırmaya yeterli.  Yönetmeliğin isminde yapılan “ufak“ bir değişiklikle “özel tiyatrolar” hem başlıkta…

Yanlış mı Anladım, Hülya Karakaş?

Hülya Karakaş kendi blogunda bir yazı yazmış, “THEATER, THEATRE LE, TEATRO, TİYATRO...” (http://hulyakarakas.blogcu.com/theater-theatre-le-teatro-tiyatro/12733549)
Onun bu sezon bir oyun yönetmekte olduğunu bildiğimden herhalde İBBŞT’nın bu yönetimi altında oyun yönetmesini kınayanlar olmuş ki bu yazıyı yazmış diye geçirdim içimden. Bir tür savunma  yapmış yani.. Gerçekten de yazısının içinde bu dönemde  “Mesleğe asıl şimdi dört elle sarılmak lazım!...Kişisel direnişimi, daha çok ve iyi oyun yapmak için gayret ederek göstereceğim. Tiyatroma ancak böyle sahip çıkabileceğimi düşünüyorum” diyerek şimdi önemli olanın çalışmak(oyun sahnelemek) olduğunu vurgulamış.  Zaten yazısının sonunu şöyle bağlıyor: “Beni "çalışmıyor" diye yaftalayanlara inat işimi yapıyorum. Beni "bohem"likle suçlayanlara inat, toplumla daha çok bağ kuruyorum. Mesleğimi "lüzumsuz" görenlere inat, toplumda tiyatronun fark yaratması için gayret ediyorum.”

Bu ifadeleri insanî bir “refleks” …

Müşfik Kenter ve Shakespeare'den Bir Sone

Resim
Kent Oyuncuları 1'den alınmıştır.

(Tiyatroda) Beyin Yıkama

Siyasi propaganda aracı olarak hemen akla gelen "beyin yıkama"nın zihinlerde çok da olumlu bir çağrışım yapmadığını biliyorum. Psikolojik savaşta kitlelerin yönlendirilmesinde,  reklâmcılıkta, tıbbi metotların benimsetilmesinde, dini ya da kültürel konularda yeni fikirlerin aşılanmasında “beyin yıkama”nın bir araç olarak kullanıldığı herkesin malûmu. Bu hususlarla ilgili olarak çağın insanı,  çok daha bilinçli ve ne yapıldığının farkında ise de bu çemberin dışında da kalamıyor. J.A.C. Brown’un “Beyin Yıkama” isimli kitabının sayfalarını karıştırırken beni cezbeden bölüm “kanaatlerin değiştirilmesi” ile ilgili. Bölümün başlığı altında o bölümün özeti sayabileceğim bir ifade var: “Bir şahsın kanaatini, bu kanaatin yanlış olduğunu söyleyerek değiştiremezsiniz. Korkutmak ise geri tepen bir silah olur.” Türkiye’de “korkutma” temelli olarak yapılan uyarıların yarar sağlamadığı tecrübe ile sabittir.

San Marco’nun Güvercinleri

San Marco Meydanı’na giren turist, içine düştüğü âlemin şaşkınlığı ile “başı yukarda” dolaşır. “Rol çalan” Çan Kulesi, Saat Kulesi, Ducale Sarayı ve tabii ki bize Türkiye havası getiren Bazilika, insanın başını yukarıya kaldırır çünkü. Bazilika’nın tepesindeki “sahte” atlar sizi Sultanahmet’e götürür. Çan Kulesi’ni tamamıyla fotoğrafın içine alsanız Bazilika küçülür, Bazilika’yı yaklaştırsanız Çan Kulesi anlamsız bir tuğla duvar olur çıkar. O sırada henüz tam bir dikkatle bakmamış olduğunuz için Ducale Sarayı sizin için meydanda bir beyaz yığındır, sizi şaşırtacak ayrıntılar “içine girdikçe” ortaya çıkar. Kolon başlarının süsünü, hikâyesini öğrendiğinizde dışarıdan  dayanılmaz hüzünlü “The Bridge of Sighs”ın("Ah"lar Köprüsü) içerden dayanılmaz iç bunaltıcı hâlini henüz fark etmemişsinizdir daha.
İşte tam o sırada ayaklarınıza takılan bir şeyler ile şaşırırsınız. Ayaklarınızın arasında dolaşan  güvercinlerdir onlar. Binlerce kişinin ayakları arasında onlarca güvercin fütursu…

Ömer F.Kurhan ve MD (6)

Ömer F.Kurhan mesaj atmış, cevabım aşağıda:

Ömer F.Kurhan Bunca yıldan sonra büo’70i öğrenmiş olman iyi bir şey. Ama hep yaptığını yapıp “demek ki BÜ ve BÜO camiasının da üzerindeymişsiniz” diye çarpıtıyorsun.Bu kötü... Saygı jestlerini “yaltaklanmak” diye anlamıyorum , yazdığım yazıya karşı polemik ortamı yaratan ve bu vesileyle küstahça davrananların sonradan gelip oyuna davet etmelerine senin ifadenle “yaltaklanmak” diyorum. Benim kullandığım kelimeler “riya ve utanmazlık”. Ve tabii ki gene kendi davana çekme ısrarın ve de “husumet” senaryon devam ediyor. Geçelim.  “Bundan sonra "boyun yanda 'abi' " diyerek sizi oyunlarına çağırmasınlar. Çünkü çok rahatsız oluyormuş, bunu riya ve utanmazlık olarak yorumluyormuş derim”  ifaden beni doğruluyor. Yazdıkça seni daha iyi tanıyoruz. Allahtan benim yazdığım ortada duruyor ve herkes senin nasıl çarpıttığını görüyor. Anlayan anladı, sen bir daha oku cevabımı.Zaten benim duruşumdan ve sözlerimden  anlamıştır büo'lu.Sana…

Ömer F.Kurhan ve MD (5)

Ömer F.Kurhan mesaj atmış, cevabım aşağıda: Ömer F.Kurhan Ben kendi görüşümü paylaşıyorum sen “hayat dersi” olarak alıyorsun.  Bu ne alınganlık! Belki de geçmişten kalma “otorite”ye karşı çıkma iç güdüsünden kaynaklanıyor. Senden daha genç olan kızıma bile ders veremeyeceğimi biliyorum. Herkesin dersini hayat verir. Sen halâ “seni uyardım” diyorsun. Bu cümleyi kurabilmek bile daha önce yazdıklarımı anlamadığın anlamına geliyor. “Uyarmak”  “düzelmezsen başına geleceğe katlanırsın” anlamına gelir. Yaşın elliye dayanmış öğren artık. Nazik bir söylem değil. Ayrıca senin böyle bir gücün mü var?

ÖFK ve Mustafa Demirkanlı (4)

Mustafa Demirkanlı mesaj yazdı, cevabım aşağıda:
Mustafa Demirkanlı, Oğlunuzun seçtiği twitlerle yaptığınızı söylediğiniz haberde benim “Mimesis web sitesine yapılan saldırıyı kınıyorum” twitime haber değeri vermemişsiniz. Alt alta dizdiğiniz twitlerdeki  ANLAM’ı da (çarpıtmışsınız demiyeyim) anlamamışsınız. Onları benim anladığım gibi anlamak için biraz iyiniyet yeter. Bugün Mimesis’çilerin bile anlamadığı büo’70 ruhu gerekir. Zaten Mimesis ile anlaşmazlığımın temelinde bu vardır, göstermeye çalıştığınız gibi "sayılı" yazar değil. Oyun Atölyesi'ni KİŞİSEL sorunummuş gibi görmek ve göstermek sizin gibi bir dergi sahibi için üzünülecek bir durum. Bulunduğunuz yer itibariyle "taraf" olmamanız gerektiğini, her tarafa belli bir mesafede durmanız gerektiğini hatırlatırım. Sizi satın alanlar sadece sizin görüşünüzde olanlar değil ve siz "kamu" görevi yapıyorsunuz. Bana ve Oyun Atölyesi'ne sordunuz mu? Yoksa "görmemeyi" mi tercih ettiniz? Başk…

Ömer F.Kurhan ve MD (3)

Ömer F.Kurhan mesaj yazdı, cevabım aşağıda:
Ömer F.Kurhan Yaşını bile bilmiyorum, sahi kaç yaşındasın? Ben yaşını bilmeden yazıyorum. Benim için fikirler önemli. Seni “kafeslemek” gibi bir amacım ve ihtiyacım yok. “Orta ve biraz da yüksek öğrenim döneminde yaşadığın tartışmalar” bence yanlış örnekler oluşturmuş sende. Karşına çıkan herkes öyle değil. Yani herkes seni “kafeslemek” istemeyebilir. Ama bu duygu seni “kendini korumaya” odaklamış. “Zırh” içinde ve sadece kurallara bağlı yaşanmaz. Karşı karşıya gelmedik, kişiliğine yazdıklarınla ulaşıyorum. Bu nedenle seçtiğin kelimeler, kurduğun cümleler SEN’i anlatıyor. Bu yansıyan, bana olumlu gelmiyor  ve zaman “değişme”yi zorlayacak. İnsan her yaştan sonra değişiyor. Değişeceğini bilerek yaşamalı. Sadece olaya odaklanmak uygulamayı yansıtmıyor. “Olaysız karakter”, “karaktersiz olay” değerlendirilemez. Zira insan olaylar içinde anlaşılır, olaylar insanı yapar, insan olayları kontrol eder. Sen olayları abartılı bir şekilde kontrol etmey…

Ömer F.Kurhan ve Mustafa Demirkanlı (2)

Ömer F.Kurhan mesaj göndermiş.Cevabım aşağıda:
Ömer F.Kurhan, Rahatsızlığının beni istediğin kulvara, noktaya çekememekten kaynaklandığını sanıyorum. Her mesajında her yazında bu açıkça görünüyor. Gittiğin yolu etik bulmuyorum. Senin gerekçelerin, açıklamaların benim kriterlerimde yer almıyor. Dolayısıyla boşuna bir çaba içindesin. Bu günler geçer, bugün cevaplamak yerine saldırmayı seçmekten utanç duyarsın. Zaman ilaçtır. Ben beklerim. Ben durduğum yeri biliyorum, umarım sen döner dolaşır benim durduğum noktaya gelirsin. İyilikler diliyorum. Melih Anık

Mustafa Demirkanlı kendi sitesinde bir haber yazmış. Cevabım aşağıda: 
Mustafa Demirkanlı, Benim şöyle bir twitim de var, tarihi 26 Haziran.. “Mimesis web sitesine yapılan saldırıyı kınıyorum”. Onu neden almadın? Yaptığın ahlâki değil. Benim “öfkemin”(?) arkası da önü de aynıdır. Sen kendi ezberine göre “okuyorsun”. Yazdıklarımı anlamıyorsun, ayıp ediyorsun desem  anlar mısın? İyilikler dilerim. Melih Anık

Not: Her ikisine de mesaj ola…

Ömer F.Kurhan ve Mustafa Demirkanlı

Ömer F.Kurhan Öfkeni gemleyememişsin. Aynı takıntılarını ve hayâllerini kontrol edememen gibi. İçeriğine karışamam ama bence daha iyisini yazabilirdin. Kötü bir yazı olmuş. Bir yıl sonra yazdıklarından utanmamanı dilerim. Benim hakkımda yazdıklarından dolayı değil onları böyle yazmış olmaktan. Sana daha önce de dedim. Ben kendimi bildiğim ve daha önce aldığım yorum ve mesajlara bakarak toplum ne olduğumu bildiği için yazın, seni açıklamak için işe yarar ancak. Daha çok yaz ki seni daha çok tanıma şansımız olsun. İyilikler dilerim.  Melih Anık

Mustafa Demirkanlı, Neredeyse sayfanın açılışından beri aynı olan köşeni değiştirmiş olmana sevindim. Yazdıklarına şaşırmadım ama yazı üslubunu beğenmedim. Bence daha çok yaz ki "elin" açılsın, istersen benim hakkımda da olabilir. Derginde yazmam için teklif yapmayı düşündüğün ve yapmadığın için teşekkür ederim. Bir hususu belirtmem gerek. "Ben kendi haberimi yayınlarım" demişsin o nedenle Oyun Atölyesi'ni haber yapmamı…

Baskilli (Öğretmen) Velinin Dilekçesi Üzerine

Mimesis Haber/Mimesis Tiyatro Çeviri Araştırma Dergisi´nin 19.sayısı Elazığ Halk Kütüphanesi tarafından müstehcen içerikli olduğu gerekçesi ile iade edilmiş. Olayı başlatan, bir velinin el yazısı ile 10 Nisan 2012 tarihli yazdığı dilekçe olmuş. “Şakir Benzeş Kültür Merkezi Müdürlüğüne Baskil İlçemizin tek kütüphanesinin bulunduğu Şakir Benzeş Kültür Merkezin  de çocuklarımızın uyarısı neticesinde yapmış olduğumuz araştırmayla Boğaziçi Üniversitesi tarafından yayım-lanmış olan MİMESİS isimli tiyatro-çeviri, araştırma dergisi-nin 19.sayısının 100-112 . sayfalarında yer alan görsellerin çocuklarımızın ahlaki değerleriyle uzlaşmadığı ve görsellerin çocuklarımızın ahlaki yapısına zarar verebileceği kanaatine ulaşılmıştır. Bu sebeple ismi geçen derginin ve benzeri içerikli yayınların titizlikle ve aceleyle toplanmasını, raflardan alınmasını istiyoruz. Gereğini bilgilerinize arz ederiz. Adres                                                                                                    10 Nis…

Ömer F.Kurhan ve Hilmi Bulunmaz’ın Yazdıkları Üzerine

Şu son günlerde Ömer Faruk Kurhan ve Hilmi Bulunmaz olmasa, okunmuyorum sanacağım(!)  Ömer F.Kurhan yazılarımın üstüne yazıları, yorumları;  Hilmi Bulunmaz da hak etmediğim ve de bu kadar fazlası sanki aynı taraftanmışız sanılacak kadar cömert övgüleri ile “var” olduğumu gösteriyor. Hilmi Bulunmaz’ın yazdıklarına cevap yazsam “beni öveni okuyun” anlamı çıkacak o nedenle de çekiniyorum. Ancak şunu da belirtmem gerekir ki Hilmi Bulunmaz, yazdıklarımı ön plana çıkarırken bu arada kendi düşüncelerini de araya sıkıştırıyor. “Kullanılış biçimim”den her zaman memnun kalmıyorum. Ama ikisi de sağ olsun. Zira bu vesile ile her ikisi de yüzüme ayna tutmuş oluyorlar.

Tiyatronline’ın YALAN Haberi - İki Ucu Pis Bir Değnek!

21 Haziran 2012 tarihinde yayımladığım  Oyun Atölyesi ! Özür Dile ve Bilet Paralarını İade Et! Başlıklı yazımda “İşin bir başka yönü de şu: O akşam Enka’da oyunu seyreden  tiyatro eleştirmenleri ve ödül jürilerinin anlı şanlı üyeleri var. Onlar durumun farkında değil ya da farkında ama “susmayı” tercih ediyorlar. Attığım tweet’lere beni takip eden tiyatrocular gözlerini yumuyor, bir ikisi dışında. TEB ne der bu işe? Oyun hakkında eleştiri yazanların tepkisi ne olacak? “Haber veren” http://mimesis-dergi.org/ haberi verebilecek mi? Gelecek sene bize sahne vermezler mi diye endişelenecek?  Ya http://www.tiyatrodunyasi.com? http://www.tiyatronline.com/ , “elini taşın altına koyan” http://www.tiyatrodergisi.com.tr , İKSV ne diyecek? Oyun Atölyesi’nin Moda’daki sahnesini kullanan tiyatrocular ne diyecek bu işe? “Susmayan tiyatrom" ne yapacak? Unutmayın ki meslektaşından sorumludur herkes. Zira toplum gözünde mesleğin imajı herkesi ilgilendirir. Ama bu kadar zaman ses çıkarmayan şimd…

Ömer Faruk Kurhan’ın Yazıları Vesilesiyle..

Üstün Akmen ile karşılıklı yazdığımız yazıları “bilip susan” tiyatro camiası içinde Mimesis, Tiyatro Dünyası, Hilmi Bulunmaz  ve Ömer Faruk Kurhan dışında “tepki” veren olmadı.(İki tiyatrocumuz benim yazımı  RT etti ama isimleri bende kalsın)
Mimesis benim yazılarıma da “bağlantı” içeren kapak yazısı ile “tartışma”nın dışında kalmadı, “haber” yaptı. (Tiyatroda Eleştiri Üzerine Melih Anık ve Üstün Akmen Tartışması…) Bana garip gelen Mimesis, bana cevabı da içeren  Üstün Akmen’in yazısını  Ordu Belediyesi Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’ndeydim başlığı ile yayımladı ama “haber” içindeki bağlantıyı kendi yayımladığı yazıdan değil, Tiyatro Dünyası’ndan aldı. (“’Mal Bulmuş Mağribi’ Olmak ya da Olmamak")  (Mimesis’in yayımcılığını  eleştirdiğimde de bana kızıyorlar!)  Mimesis’in  konunun  “haber” değeri olduğuna inanması önemli!  Bu tartışmada da Mimesis’den bundan fazlasını  beklemiyorum (hani bir “editör yazısı” falan beklemiyordum yani) Her zamanki gibi “çok sesli”(!) olmaya…

İBBŞT Yeni Yönetmelik Üzerine Düşünceler (2)

Eski Yönetmelik’de(EY) Yönetim Kurulu’nun 7 üyesinden  4’ü tiyatro kökenli. Yeni Yönetmelik’de(YY) ise yeri kesin olan bir tiyatro kökenli üye var, o da Genel Sanat Yönetmeni. İBB Başkanı tarafında seçilecek 3 üyenin durumu ise Başkan’a bağlı. Seçtiği üyeler, onun ne kadar baskı altında olduğunu gösterecek. İlginç olan Başkan’ın Belediye Meclis Üyeleri arasından seçeceği üye. Belediye Meclisi’nin “resme” katılmasında nasıl bir ihtiyaçtan doğduğu ise meçhul. 

İBBŞT Yeni Yönetmelik Üzerine Düşünceler (1)

İBBŞT Yeni Yönetmeliğini okumaya başladım.  Öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Eski Yönetmelik’de(EY) : “Eski adı Darülbedayi olan Şehir Tiyatroları İstanbul Belediyesi’ne bağlı katma bütçeli bir Sanat Kurumu’dur.”
Yeni Yönetmelik’de(YY) “Bu yönetmeliğin amacı eski adı “Darü-l Beday-i Osmani” olan Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü’nün teşkilât yapısını, hukuki statüsünü,  görev, yetki çalışma usul ve esaslarını belirlemektir” denilmektedir.
İsimde yapılan değişikliği iyi anlamak gerekir. Zira bu değişikliğin  “Şehir Tiyatroları aslî kimliğine kavuşturulmalıdır” ve “Şehir Tiyatroları geleneklerden kopmamalı, geleceğe yürürken ‘kök’lerinden beslenmelidir” şeklinde ifade edebilecek düşüncelerden kaynaklandığı anlaşılıyor.
Sanat Kurumu’nun Şube Müdürlüğü’ne değiştirilmesi ile kurumun yeni yapısı belirlenmekte. Şehir Tiyatrosu’nun merkezî sistem içine alındığı görülüyor. Bu, Sanat Kurumu’nu İBB’nin her hangi bir müdürlüğü ile eşit duruma getiriyor. Bu anlamda “tiyatro yapmak” ile “çiçek dikmek” arasın…

İBBŞT’da Yeni Yönetmelik, “Kabahatin Çoğu Senin Canım Kardeşim” !

On gün İstanbul’dan uzakta ve tiyatronun olmadığı İran’da idim. Dönüşümde baktım ki İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tiyatroyu “zaptı rapta almak” için “darbe” yapmış, yeni bir yönetmelik çıkarmış, tiyatrocular ayakta,  “siperdekileri”  göremiyorum henüz.
İran’da tiyatro “yok” sayılıyor ama tiyatrocu yetiştirmekte olan pek çok okul varmış. Tiyatrocu olanlar ise tv dizilerinde ve sinemada çalışıyor. Bazısı da yönetimin bildirilerine seslendirme yapıyor olmalı. Neden “yok” diye sorduğumda yerel rehber “halk tiyatro sevmiyor” dedi bana. Sadi’nin, Hafız’ın, Hayyam’ın,  Firdevsi’nin halkı tiyatro sevmiyor olabilir mi? Ama açıkça söylenmese de bunda kadınları sahneye çıkarmama anlayışı kadar İran yönetiminin camii dışında “canlı” yapılan bir “toplanma”dan çekinmesinin de rolü var gibime geldi. İnsanları bir araya getirmemek asıl amaç ve marifet sayılıyor herhalde. Muhtemelen onlar da biliyor tiyatronun “gücü”nü.  Son tahlilde tiyatro’da bir “toplantı” ama “değiştiren” bir toplantı!  İBB, bir …

Afife Tiyatro Ödülleri’nin Matematiği (2012)

Altı dalda(Selim Atakan çekildi) adayı olan Şark Dişçisi’nin Yönetmeni Engin Alkan aday gösterilmediği için tiyatro dünyasında tartışma çıktı.
Tartışmaların çerçevesi, ışık, kostüm, dört oyuncu ve çekilmese müzik dahil olmak üzere yedi dalda ödüle aday gösterilen bir oyunun yönetmeninin de aday gösterilmesinin nerdeyse zorunlu; zira yönetmen olmasa aday bile olamayacakları söylenen oyuncuların ve teknik uzmanların başarılarında yönetmen Engin Alkan’ın büyük bir katkısı olduğu iddiasıyla belirlendi.  Bunun her şeyden önce gösterilen adaylar için haksızlık olduğunu düşünüyorum. Zira o kişiler işlerini en iyi yapacaklarına inanıldığı için seçilmişlerdir değil mi?

Selim Atakan’ın Yazısına Yorum

Selim Atakan “Afife Tiyatro Ödülleri 2012” başlıklı bir yazı yazdı. Afife Tiyatro Ödülü’nün içini dışına çıkardı. (http://selim-atakan.blogspot.com/2012/04/afife-tiyatro-odulleri-2012.html?spref=tw)
Selim Atakan’ın yazısındaki pek çok görüş ve düşünceye katılıyorum; yazıyı yazmasını çok cesaretli bir çıkış olarak görüyorum ve dürüstlüğünden dolayı kendisini kutluyorum. Bu davranışının diğer tiyatrocularımıza örnek olmasını diliyorum. Zira ancak böylelikle tiyatrocular kendileri ile “oynayan” jürilere hak ettikleri cevabı verecekler, jüriler de keyfi davranışlardan vazgeçeceklerdir.
Öte yandan yazının bana çağrıştırdıklarını da paylaşmak istedim. Herkes Selim Atakan gibi davranabilir mi takdir sizin.
Yazının altına yazdığım yorum şu:
“Geçen sene(2011) Afife Tiyatro Ödülleri için hatırlanmayan Engin Alkan şöyle demişti: “Seçici kurul çok uzun zamandır ülkedeki tiyatroyu seyircinin ihtiyacını ve eğilimlerini temsil etmiyor. Afife Jale’nin ismine gölge düşürecek spekülatif seçimler yapıyorlar.…

Mustafa V.Koç’a Açık Mektup (Yapı Kredi Afife Jale Tiyatro Ödülleri)

Yapı Kredi 1997’den beri her yıl Afife Tiyatro Ödülleri’ni veriyor. Bir tiyatro sever olarak kurumunuzun tiyatroya verdiği önem ve katkı için teşekkür ederim.
Yapı Kredi’nin  portalinde “Yapı Kredi'nin vizyonu tüm çalışanlar tarafından benimsenen beş ana değer üzerinde yükselmektedir” denilmekte. Elbette tiyatroya yaptığınız katkı bu değerlerin bir sonucudur.
Özgürlük: Yapı Kredi'li, düşüncelerini uygun ve yapıcı yöntemlerle her ortamda, açıklıkla ve rahatlıkla ifade eder. Yapı Kredi'li, Banka'nın değerleri çerçevesinde hareket eder, kurumu geleceğe taşıyacak faaliyetlere katılır.”
 “Adil Olma: Yapı Kredi'li, çalışma arkadaşlarına, müşterilerine ve Banka'nın menfaat sahiplerine, kişisel çıkarlarını gözetmeksizin, fırsat eşitliğini esas alarak, istikrarlı ve tutarlı davranır; her durumu objektif bir biçimde değerlendirerek karar verir. Yapı Kredi'li, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarını ve müşteri memnuniyetine yönelik yükümlülüklerini yerine getirirken de…

Tiyatro Ödülü Jüri Üyesi (Bir Söyleşi)

Sunucu(S)- Tiyatro çok önemlidir. Herkes tiyatroya gereken önemi vermelidir. Bugünkü konuğumuz önemli bir tiyatro ödülünün jüri üyesi, HAD. Hoşgeldiniz. Sizi tanımak isteriz. HAD- Nereden başlasam. Aslında çok uzun bir hikâye ama özetleyerek anlatayım. Ben Anadolu’nun ıssız bir köyünde doğdum. Zorluklar içinde bir çocukluk yaşadım. S- Tiyatro ile nasıl tanıştınız? HAD- Yaşadığım köyde tiyatro da yoktu tiyatroyu bilen de. İlk okulu bitirdikten sonra Ankara’ya yatılı olarak gönderildim. Orta okula orada başladım. S- Ve orada tanıştınız tiyatroyla. HAD- Hayır. Yatılı okudum. Okuldaki eğitimden dolayı zamanımızın çoğu okulda geçiyordu.Küçüğüz tabii. Bir yere gideceksek birinin sizi götürmesi lâzım. Tiyatroya götürecek çıkmadı.   S- Okulda tiyatro kolu da mı yoktu? HAD- Hatırlamıyorum. Zaten benim derslerimde başarılı olmam gerekiyordu. Orta okuldan sonra çok başarılı olduğum için liseye gönderildim. S- Tiyatro orada başladı? HAD- Hayır. Fen ağırlıklı bir okuldu. Sanat yerine matematik, fizik, kim…

“Lütfiye Anık” Usulü Sorpa (yemek tarifi)

Sorpa, Tatarlara has, sulu bir et yemeğidir. Eve gelen misafire  sunulduğu dikkate alınırsa çok makbul sayılan bir yemek olduğu söylenebilir. Tarifi: (İki kişi için) Yarım kilo yumruk büyüklüğünde doğranmış kemikli kuzu kol eti yıkanır, ateş üstündeki tencerede suyu çektirilir. Et suyunu çekince, isteğe bağlı ölçüde tereyağı, iki-üç sap ince doğranmış taze soğan atılır, kısa bir süre kavrulur. (Et çok kızarmasın.) Kavurma işi bittikten sonra tencereye rendelenmiş küçük bir domates, birkaç dal taze nane yaprağı, bir yemek kaşığı kuru nane, tuz ve etin üstüne çıkasıya su eklenir, pişmeye bırakılır. Ayrı bir kapta bir yemek kaşığı elenmiş un ve bir yemek kaşığı yoğurt hafif sulandırılarak karıştırılır. Üzerine pişmiş etin ılık suyundan eklenerek yemeğin terbiyesi hazırlanır. Terbiye tencere içindeki pişmiş yemeğe karıştırılarak eklenir. Un pişine kadar beklenir ve servis yapılır. Melih Anık

Sıcağı Sıcağına: “İKSV Tiyatro Festivali Nasıl Eleştirilmeli?”

Kusuruma bakma Ö.Faruk Kurhan!
Bir yazı yazmışsın “mesafeli” durarak  İKSV Tiyatro Festivali’ne mazeret üretmeye çalışmışsın!
Aklıma şu geldi hemen:
“Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların                             zarurî neticesi bu!                                                       deme, bilirim! O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim. Ama bu yürek           o, bu dilden anlamaz pek. O, «hey gidi kambur felek, hey gidi kahpe devran hey,»                                              der. Ve teker teker, bir an içinde, omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,                               yüzleri kan içinde geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları..” (Nâzım Hikmet- Şeyh Bedrettin Destanı)

Sıcağı Sıcağına: “Mimesis-Tiyatroda Eleştiri Panelinin Ardından”

Mimesis Editör'ü, 25 Mart 2012’de düzenlenen Tiyatroda Eleştiri Panelinin Ardından bir değerlendirme yapmış ve “ortak akıl”dan çıkan yazısını yazmış.(Zaten yazı "ortak akıl"la bitiyor) Toplantı kaydının deşifresi henüz yayımlanmadığı için şimdilik Editör’ün değerlendirmesini “okumaya” çalışacağım.

Editör diyor ki: “Bu etkinlikte de açıkça vurgulandığı gibi her kesimden tiyatrocunun eleştiri almaya ihtiyacı var”
Bu ifade eleştirinin tiyatrocu için yapıldığı izlenimini veriyor. Zira bu görüşü doğrulayan ifadeden önceki cümlenin içinde: “….. tiyatromuza emek veren her kesimden insanın gerekli şartlar oluştuğunda kolaylıkla bir araya gelip tiyatromuzun sorunları üzerine,  yapıcı ve birbirlerini anlamaya dönük bir yaklaşım içerisinde tartışabileceklerini çok açık bir biçimde ortaya koyduğunu düşünüyoruz.”
Demek ki o toplantıda "tiyatroya emek verenler" bir araya gelmiş ve kendi aralarında “yüzleşmişler”. Ama bu arada tiyatroda “eleştiri”nin “sorun”lardan biri olduğu da…

27 Mart İçin Bir Rüya…

27 Marttiyatro için önemli bir gün.Şimdilik sadece tiyatrocular biliyor ülkemde.
Halk için ‘bedava tiyatro günü’…  İlgili olanlar için.. Davet edilen şanslılar için..
Bilenle bilmeyen bir olmaz değil mi? Bilenlerin bilmeyenlere anlatması gerek değil mi?
Halka anlatacak olan da tiyatrocu değil mi? Zaten en iyi de tiyatrocu ANLATMAZ mı  (tiyatroyu)?
Nasıl anlatmalı?
O sana gelmiyorsa sen ona gitmelisin. Tiyatrocu halka gitmeli!
Örneğin komşusunun kapısını çalıp ona  bir tiyatro kitabı, bileti hediye etmeli.
Örneğin sokaktaki  bir çocuğu elinden tutup, işsizin, dertlinin, annenin, babanın koluna girip ‘gel benimle’ demeli ve tiyatroya götürmeli.
Örneğin  iki yüz(dilerseniz bin) tiyatrocu oyunlardaki karakterlerin makyajıyla ve giysileri içinde trende, vapurda, otobüste, kafede, şehrin en  kalabalık caddesinde, teyzenin, amcanın elini öperek, kardeşin elini sıkarak, çocuğun başını okşayarak bir tirat bir şiir söylemeli.
O zaman annesinin elini tutan çocuk annesine “beni tiyatroya götür” diyecek.
O…

Bülent Eczacıbaşı’na Açık Mektup: Yapmayın Bu Festivali!

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı olarak 18.İstanbul Tiyatro Festivali tanıtım toplantısına katılmış bir de konuşma yapmışsınız, “sahneye çıkmışsınız” yani.  Her ne kadar İKSV Tiyatro Festivali’nin  Direktörü Prof. Dr. Dikmen Gürün  ama madem ki siz toplantıdasınız silsileye göre sizi “muhatap” almamız doğal sayılmalıdır.  Öte yandan Prof.Dr. Gürün’ün İKSV için bir şans sayılması gerektiğine; samimi ve iyi niyetli çabalarına rağmen Festival’in bugün içinde olduğu durumu onun omuzlarına yıkmanın insafsızlık olacağına;  bu yazı çerçevesinde özetlemeye çalıştığım sorunların kurumsal yapıdan ve zihniyetten kaynaklandığına inandığım ve de bundan Yönetim Kurul Başkanı yani “en baştaki” kişi olarak sizi sorumlu tuttuğum için size hitap ediyorum.

Mimesis’in Editör'leri ve Yazıları

Mimesis portalında Editör imzası ile “Rosenbergler’in Akıbeti” başlıklı bir yazı yayımlandı. Yazıda Rosenbergler Ölmemeli oyununun kaldırılması üzerine yaşanan gelişmelerden ve tartışmalardan bahsedilmekte ve “bu tartışmadan Türkiye tiyatrosuna dönük bazı kazanımlar çıkmasını arzuluyorsak karşılıklı husumet ve önyargı içeren atışmalardan ziyade olayı çok boyutlu bir biçimde ele alan, aklıselim bir yaklaşıma ihtiyacımız olduğunu savunuyoruz” denilmekte. Yazının bence en can alıcı noktası da son cümlesidir:  “Aksi taktirde düzeyi sürekli irtifa kaybeden bu tartışmadan en çok Türkiye tiyatrosu zarar görecektir.” Mimesis Editör’ü Türk Tiyatrosu’nu koruma niyetini açıkça ortaya koymaktadır.

Coşkun Büktel’e Açık Mektup

Coşkun Büktel facebook sayfasında bağlantısını verdiği bir derleme yapmış. O derleme içinde benden de bahsetmiş. Aynen aldım: “MELİH ANIK TWEET'LERİ: Sözleşme her zaman yazılı olmaz, söz de bir sözleşmedir. (...) Anladığım kadarıyla, olaya nereden bakıldığı ve amaç bu noktada yargıları da değiştiriyor. (...) O kadar "twit"ten sonra yazılı "sözleşme" üzerinde ısrarcı olmak da bir tercihtir tabii. (...) COŞKUN BÜKTEL: Sayın Anık, alaturkalıktan uzak iki ciddi kurum arasındaki sözleşmeler "her zaman yazılı olur". "Yazılı sözleşmede ısrarcı olmak", (sizin gayet öznelce iddia ettiğiniz gibi) bir "tercih" değil, böyle ciddi kurumlar arası ilişkilerde yasal bir "zorunluluktur". Lütfen konuyu saptırmayın! Linççilere kabul ettirmeye çalıştığımız, "insan hakları", "emek" ve "demokrasi" sözcüklerinin yalnızca "laftan" ibaret olmadığı gerçeğini size de mi kabul ettirmek zorundayız? Kimbilir hang…

Alain Decaux’ya Açık Mektup

Ben, sizi temsil ettiğini öğrendiğim Fransa’daki SACD Ajans’a bir mesaj gönderdim. (Türkiye’deki ajans ONK’un durumdan haberdar olmadığını geçen zaman gösterdi.) Size yazacağım mesajı size iletebilirler mi diye sordum. SACD’ye atılan mesajlar muhtemelen ya karanlık bir kuyuya düşüyor ya da basıldığı kağıttan uçak yapıp eğlenenler var orada.  Ama “Fransız” oldukları için tenezzül etmemiş olmaları daha muhtemel.  (ONK’un gönderdiği forma da cevap vermemişler. “Yazarın oyununu engellediğini bilmeyen temsilci olur mu?” diye ciddiye almamışlardır belki de.) O nedenle size bu açık mektubu yazdım. Ulaşır mı? Ulaşır bir gün mutlaka! Zaten “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla”!

Kızmayın İskender Pala’ya!

İskender Pala  5 Ocak 2010 tarihinde bir yazı yazdı.
İskender Pala 14 Şubat 2012 tarihinde bir başka yazı daha yazdı.
5 Ocak yazısına Dündar Müftüoğlu, İhsan Ata, Ergün Işıldar, Arif Akkaya, Kemal Kocatürk, Ertuğrul Timur, Can Doğan, Hülya Karakaş, Nedim Saban, Şakir Gürzumar  karşı yazılar yazdılar.
14 Şubat yazısına karşı şu ana dek TEB bir bildiri yayımladı, Mustafa Demirkanlı, Metin Boran, Orhan Alkaya, Arda Aydın yazı yazdı, twitter’da da “twit atılıyor”. 
İskender Pala 14 Şubat yazısında “Belki hatırlayacaksınız, bundan iki yıl kadar evvel Şehir Tiyatroları'nın özelleştirilmesi gerektiğine dair yazdığım bir yazı üzerine özel tiyatro mensupları bana hak verirken, bütün ödenekli tiyatro "emekçi"lerinin sinir uçları harekete geçmiş, beni sanat düşmanı ilan etmişlerdi. Muhtemelen şimdi de öyle bir kampanya yapacaklardır (Şimdiden gülmeye hazır olun yani!..).demiş. Yani “gülünecek” bir iş yaptığının farkında. Hep beraber gülelim istiyor. Ben  iki yazıdan derleme yaptım…

Bir Yayınevi Bir Kitap ve Çaycı

En prestijli kitapları yayımlayan bir yayınevi idi, her yayımladığı kitap “olay” olurdu. Özel tanıtım toplantıları ile tanıtılırdı yayımladığı kitaplar.  O toplantıların broşürleri bile kitapları kadar ünlü idi. Yayımladığı kitapların her nüshası  numaralı  idi. Kitaplar belli bir okuyucuya özel duyurulur, adrese gönderilirdi. Kimin hangi numaralı kitabı aldığı bilinirdi nerdeyse. Pek az sayıda kitap da prestijli kitapevlerine verilirdi. Ben de ilgimi çeken bir kitapsa ve bulabilirsem kitapçıdan satın almayı tercih ediyordum.
Kitap tanıtım yazıları yazıyordum ama o camia ile içli dışlı olmayı tercih etmiyordum. Biliyordum ki sınırı aşan bir samimiyet, bir süre sonra tanıtım yazılarımda korumaya çalıştığım nesnelliğin kaybolmasına neden olacaktı. Merak ettiğim bazı hususları yayımcıya ya da yazarına mesaj atarak soruyordum.  Yazılarımın başına buyruk  havasından hoşlanıldığını sanmıyorum. Bu yayınevinden de arada sırada itiraz mesajları alıyordum, arkamdan konuştuklarını duyuyor, facebo…

Tiyatroda Eleştiri - Yazılarımdan Derleme

Son günlerde tiyatroda eleştiri ve eleştirmenlik üzerine tartışma yapılıyor. Tartışma, bir eleştiri yazısına bir yönetmenin yorum yazması ile başladı.(Bu kaçıncı?) Ben de yazdığım yazılar nedeniyle yönetmen,tiyatrocu sitemine(?) çok kez maruz kaldım. Bu nedenle tecrübem var! O zamanlar editörler yazı falan da yazmadı, soruna el atmadılar. Nedense bugün çok "cevval" herkes..
Tartışmanın kısıtlı bir çevre içinde kaldığını ve bir süre sonra unutulacağını düşünüyorum. Kurumsal olarak TEB ve deneyimli eleştirmenler dışarıdan seyredecekler gibi geliyor bana. Konuya sahip çıkması gereken TEB, ulusal/uluslar arası eleştiri alanında ne yapıyor acaba? Ben üyelerini ödül jürilerinde, törenlerde görüyorum.  Zira şimdi ödül vermek ses getiren bir iş.(sınırlı da olsa) Türkiye’de tiyatro eleştirisi dalında ödül var mı? Panel, konferans düzenleniyor mu? 
Ben bir süredir bu konu üzerindeki düşüncelerimi paylaşmak için yazılar yazıyorum. Esasında tiyatro üstüne  yazmaya başlamamın esas nedenler…

Esra Yalazan'a Açık Mektup

Sayın Esra Yalazan
Yazılarınızı beğenerek (Taraf’tan önce)okuyor(d)um. En son Kelimeler ve Kader’i okudum. Twitter’da ise sizi takip etmiyorum. Bir arkadaşımın retweet etmesi ile “'Soykırım Olmadı' şovunu göstermek için saatlerdir Paris'ten yayın yapan haberciler kafatasları 19 oldu ama önemli değil tabii yapmamışızdır” twitinizi okudum. "’Soykırım Olmadı’ ‘ŞOV’ ise siz ne kadar demokratsınız?” yazdım beni “block”ladığınız için silinen “Sizden daha demokratım, siz inkârcılığınızla, ulusalcılığınızla bayrağınıza sarılın” mealinde cevap yazdınız.
Anlaşılan pek çok cevap aldınız ki hızınızı alamayıp twitlediniz:
“En büyük sıkıntı gerçekten eğitim:) yahu hakaret etmeden evvel okuduğunuzu doğru anlayın önce, ne çok inkârcı, ırkçı varmış, block, block!”
“En acıklı bulduğum insan türleri; acı yarıştıranlar, vatansever taklidi yapanlar, 'devrimci" maskesiyle trübünlere oynayanlar, liste uzar..”
Ben sonu “….cı” ile biten bir inanç sahibi değilim, belki de yaşım(60) gereği.…

Mimesis’den Neden Ayrıldım

Mimesis'den Duygu Dalyanoğlu, “Devlet Tiyatroları’nda Sezuan’ın İyi İnsanı” başlıklı bir yazı yazdı. Yazıya oyunun yönetmeni Yücel Erten bir yorum ekledi.  Hemen ardından, Mimesis Editör köşesinde “Tiyatro Dünyamızda Eleştiri ve Tartışma Kültürü” başlıklı bir yazı yayımlandı. Ayrıca bazı Mimesis üyeleri yorumlarıyla Duygu'nun yanında tartışmaya katıldı.
Editör, yazısında, “Bunun son örneklerinden birisini sütunlarımızda yer alan ve Devlet Tiyatroları’na ait bir oyun üzerine yazılmış bir eleştiriye yapılan yorumlarda görme fırsatını elde ettik” demektedir. “Son örnek” dendiğine göre daha önce de bu konuda örneklerin varlığı kabul edilmiştir. O halde Mimesis, neden ŞİMDİ reaksiyon göstermektedir, “arkadaşına dokunulduğu” için mi?
Doğrusunu isterseniz bugün “Oyunun yönetmeni uygulamacılar bölgesinde sıklıkla görülen bir refleksle oldukça somut verilere dayandırılmış bir eleştiri metininin yazarına, yine somut verilerden yola çıkarak yanıt vermek yerine onun eleştiri yapma ehliyeti …

UYANIK SAKM'nin Resimli Serüveni

Resim
SAKM'nin "uyanıklığı"nı aşağıda resimlerle anlattım. Bana yazıyı kaldırdık derken "saklamış"lar.
Türk Tiyatrosu maalesef  "basit hesap" uğruna temel değerlerinden vazgeçiyor. Bana göre "omurgası olmayan" bu duruşun ne sahiplerine ne de Türk Tiyatrosu'na bir hayrı yoktur. Doğrusunu isterseniz bu "omurga"yı kim/ler/in oluşturacağını da görememekteyim.
Bu arada "Teşekkür" içeren bir önceki yazımın başlığı ve içindeki isimleri "BOŞLUK" olarak kabul etmenizi ve yazımı, o boşlukları doldurabilecek kişi ve kurumlar ortaya çıkıncaya kadar Türk Tiyatrosu'nun içinde bulunduğu çaresizlik ve vefasızlığın bir belgesi olarak okumanızı dilerim. Herkesi kendim gibi görmem nedeniyle ortaya çıkan bu aldatmacanın aracısı olduğum için de özür dilerim.
Bir araya geldiklerinde arkasından güldükleri herhangi bir yazarın yazısından, içinde kendilerini öven bir iki cümle var diye medet umanların öncelikle bu iki yüzlülükten kurtulm…