21 Nisan 2012 Cumartesi

İBBŞT Yeni Yönetmelik Üzerine Düşünceler (2)


Eski Yönetmelik’de(EY) Yönetim Kurulu’nun 7 üyesinden  4’ü tiyatro kökenli. Yeni Yönetmelik’de(YY) ise yeri kesin olan bir tiyatro kökenli üye var, o da Genel Sanat Yönetmeni. İBB Başkanı tarafında seçilecek 3 üyenin durumu ise Başkan’a bağlı. Seçtiği üyeler, onun ne kadar baskı altında olduğunu gösterecek. İlginç olan Başkan’ın Belediye Meclis Üyeleri arasından seçeceği üye. Belediye Meclisi’nin “resme” katılmasında nasıl bir ihtiyaçtan doğduğu ise meçhul. 

18 Nisan 2012 Çarşamba

İBBŞT Yeni Yönetmelik Üzerine Düşünceler (1)

İBBŞT Yeni Yönetmeliğini okumaya başladım.  Öğrendiklerimi paylaşıyorum.

Eski Yönetmelik’de(EY) :
“Eski adı Darülbedayi olan Şehir Tiyatroları İstanbul Belediyesi’ne bağlı katma bütçeli bir Sanat Kurumu’dur.”

Yeni Yönetmelik’de(YY)
“Bu yönetmeliğin amacı eski adı “Darü-l Beday-i Osmani” olan Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü’nün teşkilât yapısını, hukuki statüsünü,  görev, yetki çalışma usul ve esaslarını belirlemektir” denilmektedir.

İsimde yapılan değişikliği iyi anlamak gerekir. Zira bu değişikliğin  “Şehir Tiyatroları aslî kimliğine kavuşturulmalıdır” ve “Şehir Tiyatroları geleneklerden kopmamalı, geleceğe yürürken ‘kök’lerinden beslenmelidir” şeklinde ifade edebilecek düşüncelerden kaynaklandığı anlaşılıyor.

Sanat Kurumu’nun Şube Müdürlüğü’ne değiştirilmesi ile kurumun yeni yapısı belirlenmekte. Şehir Tiyatrosu’nun merkezî sistem içine alındığı görülüyor. Bu, Sanat Kurumu’nu İBB’nin her hangi bir müdürlüğü ile eşit duruma getiriyor. Bu anlamda “tiyatro yapmak” ile “çiçek dikmek” arasında bir fark yok! Tiyatronun saygınlaştırılmasını beklerken bu yeni tanım Şehir Tiyatrosu’nun “rütbelerini sökmekle” kalmıyor  böyle bir anlayışın sergilenmesi de ülkemdeki sanata bakış adına çok üzücü bir çerçeve çiziyor .

EY’de Kurullar ve Hizmet Bölümleri(Sanatkâr Memurlar, Sahne Direktörlüğü, Teknik Kurul, Dramaturji Bürosu, Kitaplık, Arşiv ve Müze) altında; YY’de ise Kurullar, İdari Bölümler ve Sanatsal Bölümler altında tanımlanmış. Yeni Yönetmelik, tüm çalışanları Sözleşmeli Memur statüsünde ve üç kategoride(A,B,C) tanımlıyor. YY’de örneğin Atölyeler Sorumlusu İdari Birimler altında Müdür’e bağlı iken, Genel Sanat Yönetmeni(GSY), Sanatsal Birimler başlığı altında. Böylelikle ortaya iki başlı bir yapı yapmış. GSY dekor yaptırmak istese İdari Birim Müdürü’nden “olur” almak zorunda. Bu örneği çoğaltmak da mümkün.  Bu durumun tiyatronun işleyişi ile uzaktan yakından bir ilgisi yok. Acı olan ise yönetmeliği hazırlayanların da tiyatrodan haberleri yok.

YY’de Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğünün görevleri tanımlanırken “toplumun genel etik değerlerine özen gösterilmesi” ; “Kamu İhale Yasası'na dayalı olarak personel alabileceği” ve “tiyatroyu yaygınlaştırmak maksadıyla gereğinde hizmet alımı suretiyle oyun satın almak ve sahnelenebileceği” vurgulanmış. Bu görevin kullanıcıya bağlı olarak nasıl bir uygulamaya yol açacağı, şimdiden tahmin edilemez.  Ama “kitabına uydurma”ları kışkırtacak nitelikte.   

EY’de Repertuar Kurulu YY’de  Edebi Kurul olarak adlandırılmış. Kurulların oluşumu şöyle:

EY                                                                                       YY
Daire Başkanı                                                                   Daire Başkanı
Genel Sanat Yönetmeni                                                   Genel Sanat Yönetmeni
                                                                                            Şehir Tiyatroları Müdürü
Rejisör/Sanatçılar  (1 Üye)                                               Sözleşmeli Memurlar  (1 Üye)

Tiyatro Meslek Örgütü (2 Üye)                                         Kültür/Sanat/Edebiyat/Meslek Örgütü/
Üniversitelerden (1 Üye)                                                   Basın/Kültürel Çalışmalar yapanlar 
Yazar/Eleştirmen/Çevirmen(1 Üye)                                 (Toplam 3 Üye)

EY’de rejisör ve sanatçılar kendi temsilcilerini kendileri seçiyor; tiyatro meslek örgütü, üniversiteler temsilcisi önerilecek adaylar arasından; yazar/eleştirmen/çevirmen’lerden gelecek üyeyi ise doğrudan İBB Başkanı seçiyordu..

YY’de Şehir Tiyatroları’nın TÜM çalışanları arasından bir temsilci seçiliyor. Biraz abartarak örneğin terzi, marangoz, kuaför, dekor boyacısının Edebi Kurul’a seçilmesi mümkün.  Son tahlilde Edebi Kurulun TÜM üyeleri İBB Başkanı tarafından seçiliyor. İBB Başkan’ının Kurul’a yüzde yüz hâkim olması hedeflenmiş. Bu husus ucu açık ve keyfi sayılabilecek uygulamalara açık. Ayrıca İBB Başkan’larının tiyatro dünyasını yakından tanımalarının, bilmelerinin de mümkün olmadığını düşünürsek bu atamaların nasıl yapılacağı da sorulara açık. Başkan  üyeleri nasıl seçecek? Verilen bu yetki İBB Başkanı’na da zor durumda ve baskı altında bırakacak nitelikte.

YY’de 7 kişilik Edebi Kurul 4 kişi ile toplanıp, 3 kişi ile karar alabiliyor. Bu şu anlama geliyor: Edebi Kurul’un karar alması(yani repertuarın belirlemesi) için kurum içinden herhangi bir kişiye ihtiyaç yok. Hatta sanat ile uğraşan herhangi bir kişiye ihtiyaç duyulmama olasılığı da var.

Bu koşullarda YY’de Şehir Tiyatroları irtifa kaybetmiş, Genel Sanat Yönetmeni pozisyonu da işlevsizleştirilmiş oluyor. Bu şartlarda bu pozisyonu kim kabul eder merak ediyorum doğrusu. (Kabul edecek tiyatrocu bulunamazsa herhangi biri de olabilir.)

Bir diğer merakım da bu yeni yönetmeliği kimlerin hazırladığı. Dedikodulara göre “bazı” tiyatrocular da yardım etmiş. Eğer doğruysa onların da bu işten anladıklarından kuşku duyuyorum. (Başka hesapları yoksa)  Yaptıkları yardım karşılığı makam bekleyenlere, bu yönetmelik kapsamında göreve talip olacaklara ne diyeyim bilemedim.

Melih Anık

17 Nisan 2012 Salı

İBBŞT’da Yeni Yönetmelik, “Kabahatin Çoğu Senin Canım Kardeşim” !

On gün İstanbul’dan uzakta ve tiyatronun olmadığı İran’da idim. Dönüşümde baktım ki İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tiyatroyu “zaptı rapta almak” için “darbe” yapmış, yeni bir yönetmelik çıkarmış, tiyatrocular ayakta,  “siperdekileri”  göremiyorum henüz.

İran’da tiyatro “yok” sayılıyor ama tiyatrocu yetiştirmekte olan pek çok okul varmış. Tiyatrocu olanlar ise tv dizilerinde ve sinemada çalışıyor. Bazısı da yönetimin bildirilerine seslendirme yapıyor olmalı. Neden “yok” diye sorduğumda yerel rehber “halk tiyatro sevmiyor” dedi bana. Sadi’nin, Hafız’ın, Hayyam’ın,  Firdevsi’nin halkı tiyatro sevmiyor olabilir mi? Ama açıkça söylenmese de bunda kadınları sahneye çıkarmama anlayışı kadar İran yönetiminin camii dışında “canlı” yapılan bir “toplanma”dan çekinmesinin de rolü var gibime geldi. İnsanları bir araya getirmemek asıl amaç ve marifet sayılıyor herhalde. Muhtemelen onlar da biliyor tiyatronun “gücü”nü.  Son tahlilde tiyatro’da bir “toplantı” ama “değiştiren” bir toplantı!  İBB, bir “âmir” gözetiminde tiyatro yapılsın istiyor, tiyatro “okul” ya ihtimam(!) ondandır!

5 Nisan 2012 Perşembe

Afife Tiyatro Ödülleri’nin Matematiği (2012)

Altı dalda(Selim Atakan çekildi) adayı olan Şark Dişçisi’nin Yönetmeni Engin Alkan aday gösterilmediği için tiyatro dünyasında tartışma çıktı.

Tartışmaların çerçevesi, ışık, kostüm, dört oyuncu ve çekilmese müzik dahil olmak üzere yedi dalda ödüle aday gösterilen bir oyunun yönetmeninin de aday gösterilmesinin nerdeyse zorunlu; zira yönetmen olmasa aday bile olamayacakları söylenen oyuncuların ve teknik uzmanların başarılarında yönetmen Engin Alkan’ın büyük bir katkısı olduğu iddiasıyla belirlendi.  Bunun her şeyden önce gösterilen adaylar için haksızlık olduğunu düşünüyorum. Zira o kişiler işlerini en iyi yapacaklarına inanıldığı için seçilmişlerdir değil mi?

3 Nisan 2012 Salı

Selim Atakan’ın Yazısına Yorum

Selim Atakan “Afife Tiyatro Ödülleri 2012” başlıklı bir yazı yazdı. Afife Tiyatro Ödülü’nün içini dışına çıkardı.

Selim Atakan’ın yazısındaki pek çok görüş ve düşünceye katılıyorum; yazıyı yazmasını çok cesaretli bir çıkış olarak görüyorum ve dürüstlüğünden dolayı kendisini kutluyorum. Bu davranışının diğer tiyatrocularımıza örnek olmasını diliyorum. Zira ancak böylelikle tiyatrocular kendileri ile “oynayan” jürilere hak ettikleri cevabı verecekler, jüriler de keyfi davranışlardan vazgeçeceklerdir.

Öte yandan yazının bana çağrıştırdıklarını da paylaşmak istedim. Herkes Selim Atakan gibi davranabilir mi takdir sizin.

Yazının altına yazdığım yorum şu:

“Geçen sene(2011) Afife Tiyatro Ödülleri için hatırlanmayan Engin Alkan şöyle demişti:
“Seçici kurul çok uzun zamandır ülkedeki tiyatroyu seyircinin ihtiyacını ve eğilimlerini temsil etmiyor. Afife Jale’nin ismine gölge düşürecek spekülatif seçimler yapıyorlar. Dolayısıyla bu jürinin ehliyetinin sorgulanması gerekiyor bence, daha önce verilen Afife ödülümü geri verebilirim”(26 Mart 2011)

Hemen arkasından 2011 Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde Engin Alkan, “Generaller, Savaş ve Barbekü” oyunuyla ”Komedi ya da Müzikal Dalında Yılın En Başarılı Yapımının Yönetmeni” adayları arasında gösterildi (7 Nisan 2011) ödülü aldığı açıklandı (26 Nisan 2011)

Generaller, Savaş ve Barbekü’den Engin Alkan dışında başka hiçbir aday yoktu. Ödülü reddetmediğine göre Engin Alkan tek başına bir yönetmene bir yapım ödülü verilebileceğine inanıyor demek ki. Bu tiyatro gibi “ekip işi” olan bir sanatta nasıl yorumlanmalı acaba?

Afife Jale Tiyatro Ödülü için yaptığı eleştirilere katılmakla birlikte Engin Alkan’ın daha önce aldığı ödülü iade ettiğini duymadım. Ama bir yıl önce inanmadığını açıkladığı bir ödül için bir yıl sonra ödüle aday gösterilmesi aklın ulaşacağı bir sonuç değil. Engin Alkan Afife Tiyatro Ödülü’nü “silmiş”, jüri de onu “silmiş”! Çıkan sonuç bu.

Öte yandan siz adaylığınızı çektiğinize göre Şark Dişçisi’nden aday olanlar çekilmezlerse bu ne anlama gelecek? Size fısıldandığına göre onlara da önceden fısıldanmış olabilir mi? Ya onlar sizin gibi itiraz etmeyip kabul ettilerse?”

Melih Anık

Mustafa V.Koç’a Açık Mektup (Yapı Kredi Afife Jale Tiyatro Ödülleri)

Yapı Kredi 1997’den beri her yıl Afife Tiyatro Ödülleri’ni veriyor. Bir tiyatro sever olarak kurumunuzun tiyatroya verdiği önem ve katkı için teşekkür ederim.

Yapı Kredi’nin  portalinde “Yapı Kredi'nin vizyonu tüm çalışanlar tarafından benimsenen beş ana değer üzerinde yükselmektedir” denilmekte. Elbette tiyatroya yaptığınız katkı bu değerlerin bir sonucudur.

Özgürlük: Yapı Kredi'li, düşüncelerini uygun ve yapıcı yöntemlerle her ortamda, açıklıkla ve rahatlıkla ifade eder. Yapı Kredi'li, Banka'nın değerleri çerçevesinde hareket eder, kurumu geleceğe taşıyacak faaliyetlere katılır.”

 “Adil Olma: Yapı Kredi'li, çalışma arkadaşlarına, müşterilerine ve Banka'nın menfaat sahiplerine, kişisel çıkarlarını gözetmeksizin, fırsat eşitliğini esas alarak, istikrarlı ve tutarlı davranır; her durumu objektif bir biçimde değerlendirerek karar verir. Yapı Kredi'li, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarını ve müşteri memnuniyetine yönelik yükümlülüklerini yerine getirirken değerlerine ve taahhütlerine uygun davranır.”

 “Saygı Duyma: Yapı Kredi'li, iş arkadaşlarının ve müşterilerinin söylemek istediklerini, kim olduklarından bağımsız olarak, anlamak üzere dinler ve önemser. Başkalarının görüşlerine saygı duyar. Kendi görüş ve fikirlerinin de aynı biçimde dikkate alınacağını bilir.”

 “Güven: Yapı Kredi'li, bankacılık bilgisi, donanımı ve kurumsal değerlere olan bağlılığıyla iş arkadaşları, müşterileri ve diğer menfaat sahipleri arasında güven yaratır. Yapı Kredi'li, yetki ve sorumluluk verdiği insanlara güvenir. Banka'nın kurumsal değerlerine uygun olarak Yapı Kredi'li, verdiği sözü zamanında ve eksiksiz olarak en iyi biçimde yerine getirir. Tutamayacağı sözü vermez. Sorunları ve hataları sahiplenir, çözüme ulaştırır ve sonuçlarını takip eder.”

 “Açıklık: Yapı Kredi'li, kendi alanıyla ilgili kurumsal bilgileri iş arkadaşları, müşterileri ve diğer menfaat sahipleriyle gizlilik ilkelerine uyarak, anlaşılır bir biçimde ve zamanında paylaşır; bu bilgileri ulaşılabilir kılar. Yapı Kredi'li, düşüncelerini de aynı açıklıkla ortaya koyar.”

Ödül sisteminin işleyişine, Yönetim Kurulu Başkanı olduğunuz Yapı Kredi’nin değerleri ile bakmanızı rica ediyorum.

Melih Anık

2 Nisan 2012 Pazartesi

Tiyatro Ödülü Jüri Üyesi (Bir Söyleşi)

Sunucu(S)- Tiyatro çok önemlidir. Herkes tiyatroya gereken önemi vermelidir. Bugünkü konuğumuz önemli bir tiyatro ödülünün jüri üyesi, HAD. Hoşgeldiniz. Sizi tanımak isteriz.
HAD- Nereden başlasam. Aslında çok uzun bir hikâye ama özetleyerek anlatayım. Ben Anadolu’nun ıssız bir köyünde doğdum. Zorluklar içinde bir çocukluk yaşadım.
S- Tiyatro ile nasıl tanıştınız?
HAD- Yaşadığım köyde tiyatro da yoktu tiyatroyu bilen de. İlk okulu bitirdikten sonra Ankara’ya yatılı olarak gönderildim. Orta okula orada başladım.
S- Ve orada tanıştınız tiyatroyla.
HAD- Hayır. Yatılı okudum. Okuldaki eğitimden dolayı zamanımızın çoğu okulda geçiyordu.Küçüğüz tabii. Bir yere gideceksek birinin sizi götürmesi lâzım. Tiyatroya götürecek çıkmadı.  
S- Okulda tiyatro kolu da mı yoktu?
HAD- Hatırlamıyorum. Zaten benim derslerimde başarılı olmam gerekiyordu. Orta okuldan sonra çok başarılı olduğum için liseye gönderildim.
S- Tiyatro orada başladı?
HAD- Hayır. Fen ağırlıklı bir okuldu. Sanat yerine matematik, fizik, kimya daha önemliydi.  Ailem mühendis olmamı istiyordu. Okulda kalırdım çoğu hafta sonu. Çıktığımda ise akrabalarla buluşurduk. Onlar da akıl etmedi herhalde. Hem onlar bilet alacak ki ben gideceğim. Tiyatro gene olmadı hayatımda. Sonra üniversite giriş sınavında okul birincisi kontenjanından istediğim okula girdim, mühendislik okudum.

1 Nisan 2012 Pazar

“Lütfiye Anık” Usulü Sorpa (yemek tarifi)

Sorpa, Tatarlara has, sulu bir et yemeğidir. Eve gelen misafire  sunulduğu dikkate alınırsa çok makbul sayılan bir yemek olduğu söylenebilir.
Tarifi: (İki kişi için)
Yarım kilo yumruk büyüklüğünde doğranmış kemikli kuzu kol eti yıkanır, ateş üstündeki tencerede suyu çektirilir.
Et suyunu çekince, isteğe bağlı ölçüde tereyağı, iki-üç sap ince doğranmış taze soğan atılır, kısa bir süre kavrulur. (Et çok kızarmasın.)
Kavurma işi bittikten sonra tencereye rendelenmiş küçük bir domates, birkaç dal taze nane yaprağı, bir yemek kaşığı kuru nane, tuz ve etin üstüne çıkasıya su eklenir, pişmeye bırakılır.
Ayrı bir kapta bir yemek kaşığı elenmiş un ve bir yemek kaşığı yoğurt hafif sulandırılarak karıştırılır. Üzerine pişmiş etin ılık suyundan eklenerek yemeğin terbiyesi hazırlanır. Terbiye tencere içindeki pişmiş yemeğe karıştırılarak eklenir. Un pişine kadar beklenir ve servis yapılır.
Melih Anık