Kayıtlar

Nisan, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İBBŞT Yeni Yönetmelik Üzerine Düşünceler (2)

Eski Yönetmelik’de(EY) Yönetim Kurulu’nun 7 üyesinden  4’ü tiyatro kökenli. Yeni Yönetmelik’de(YY) ise yeri kesin olan bir tiyatro kökenli üye var, o da Genel Sanat Yönetmeni. İBB Başkanı tarafında seçilecek 3 üyenin durumu ise Başkan’a bağlı. Seçtiği üyeler, onun ne kadar baskı altında olduğunu gösterecek. İlginç olan Başkan’ın Belediye Meclis Üyeleri arasından seçeceği üye. Belediye Meclisi’nin “resme” katılmasında nasıl bir ihtiyaçtan doğduğu ise meçhul. 

İBBŞT Yeni Yönetmelik Üzerine Düşünceler (1)

İBBŞT Yeni Yönetmeliğini okumaya başladım.  Öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Eski Yönetmelik’de(EY) : “Eski adı Darülbedayi olan Şehir Tiyatroları İstanbul Belediyesi’ne bağlı katma bütçeli bir Sanat Kurumu’dur.”
Yeni Yönetmelik’de(YY) “Bu yönetmeliğin amacı eski adı “Darü-l Beday-i Osmani” olan Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü’nün teşkilât yapısını, hukuki statüsünü,  görev, yetki çalışma usul ve esaslarını belirlemektir” denilmektedir.
İsimde yapılan değişikliği iyi anlamak gerekir. Zira bu değişikliğin  “Şehir Tiyatroları aslî kimliğine kavuşturulmalıdır” ve “Şehir Tiyatroları geleneklerden kopmamalı, geleceğe yürürken ‘kök’lerinden beslenmelidir” şeklinde ifade edebilecek düşüncelerden kaynaklandığı anlaşılıyor.
Sanat Kurumu’nun Şube Müdürlüğü’ne değiştirilmesi ile kurumun yeni yapısı belirlenmekte. Şehir Tiyatrosu’nun merkezî sistem içine alındığı görülüyor. Bu, Sanat Kurumu’nu İBB’nin her hangi bir müdürlüğü ile eşit duruma getiriyor. Bu anlamda “tiyatro yapmak” ile “çiçek dikmek” arasın…

İBBŞT’da Yeni Yönetmelik, “Kabahatin Çoğu Senin Canım Kardeşim” !

On gün İstanbul’dan uzakta ve tiyatronun olmadığı İran’da idim. Dönüşümde baktım ki İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tiyatroyu “zaptı rapta almak” için “darbe” yapmış, yeni bir yönetmelik çıkarmış, tiyatrocular ayakta,  “siperdekileri”  göremiyorum henüz.
İran’da tiyatro “yok” sayılıyor ama tiyatrocu yetiştirmekte olan pek çok okul varmış. Tiyatrocu olanlar ise tv dizilerinde ve sinemada çalışıyor. Bazısı da yönetimin bildirilerine seslendirme yapıyor olmalı. Neden “yok” diye sorduğumda yerel rehber “halk tiyatro sevmiyor” dedi bana. Sadi’nin, Hafız’ın, Hayyam’ın,  Firdevsi’nin halkı tiyatro sevmiyor olabilir mi? Ama açıkça söylenmese de bunda kadınları sahneye çıkarmama anlayışı kadar İran yönetiminin camii dışında “canlı” yapılan bir “toplanma”dan çekinmesinin de rolü var gibime geldi. İnsanları bir araya getirmemek asıl amaç ve marifet sayılıyor herhalde. Muhtemelen onlar da biliyor tiyatronun “gücü”nü.  Son tahlilde tiyatro’da bir “toplantı” ama “değiştiren” bir toplantı!  İBB, bir …

Afife Tiyatro Ödülleri’nin Matematiği (2012)

Altı dalda(Selim Atakan çekildi) adayı olan Şark Dişçisi’nin Yönetmeni Engin Alkan aday gösterilmediği için tiyatro dünyasında tartışma çıktı.
Tartışmaların çerçevesi, ışık, kostüm, dört oyuncu ve çekilmese müzik dahil olmak üzere yedi dalda ödüle aday gösterilen bir oyunun yönetmeninin de aday gösterilmesinin nerdeyse zorunlu; zira yönetmen olmasa aday bile olamayacakları söylenen oyuncuların ve teknik uzmanların başarılarında yönetmen Engin Alkan’ın büyük bir katkısı olduğu iddiasıyla belirlendi.  Bunun her şeyden önce gösterilen adaylar için haksızlık olduğunu düşünüyorum. Zira o kişiler işlerini en iyi yapacaklarına inanıldığı için seçilmişlerdir değil mi?

Selim Atakan’ın Yazısına Yorum

Selim Atakan “Afife Tiyatro Ödülleri 2012” başlıklı bir yazı yazdı. Afife Tiyatro Ödülü’nün içini dışına çıkardı. (http://selim-atakan.blogspot.com/2012/04/afife-tiyatro-odulleri-2012.html?spref=tw)
Selim Atakan’ın yazısındaki pek çok görüş ve düşünceye katılıyorum; yazıyı yazmasını çok cesaretli bir çıkış olarak görüyorum ve dürüstlüğünden dolayı kendisini kutluyorum. Bu davranışının diğer tiyatrocularımıza örnek olmasını diliyorum. Zira ancak böylelikle tiyatrocular kendileri ile “oynayan” jürilere hak ettikleri cevabı verecekler, jüriler de keyfi davranışlardan vazgeçeceklerdir.
Öte yandan yazının bana çağrıştırdıklarını da paylaşmak istedim. Herkes Selim Atakan gibi davranabilir mi takdir sizin.
Yazının altına yazdığım yorum şu:
“Geçen sene(2011) Afife Tiyatro Ödülleri için hatırlanmayan Engin Alkan şöyle demişti: “Seçici kurul çok uzun zamandır ülkedeki tiyatroyu seyircinin ihtiyacını ve eğilimlerini temsil etmiyor. Afife Jale’nin ismine gölge düşürecek spekülatif seçimler yapıyorlar.…

Mustafa V.Koç’a Açık Mektup (Yapı Kredi Afife Jale Tiyatro Ödülleri)

Yapı Kredi 1997’den beri her yıl Afife Tiyatro Ödülleri’ni veriyor. Bir tiyatro sever olarak kurumunuzun tiyatroya verdiği önem ve katkı için teşekkür ederim.
Yapı Kredi’nin  portalinde “Yapı Kredi'nin vizyonu tüm çalışanlar tarafından benimsenen beş ana değer üzerinde yükselmektedir” denilmekte. Elbette tiyatroya yaptığınız katkı bu değerlerin bir sonucudur.
Özgürlük: Yapı Kredi'li, düşüncelerini uygun ve yapıcı yöntemlerle her ortamda, açıklıkla ve rahatlıkla ifade eder. Yapı Kredi'li, Banka'nın değerleri çerçevesinde hareket eder, kurumu geleceğe taşıyacak faaliyetlere katılır.”
 “Adil Olma: Yapı Kredi'li, çalışma arkadaşlarına, müşterilerine ve Banka'nın menfaat sahiplerine, kişisel çıkarlarını gözetmeksizin, fırsat eşitliğini esas alarak, istikrarlı ve tutarlı davranır; her durumu objektif bir biçimde değerlendirerek karar verir. Yapı Kredi'li, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarını ve müşteri memnuniyetine yönelik yükümlülüklerini yerine getirirken de…

Tiyatro Ödülü Jüri Üyesi (Bir Söyleşi)

Sunucu(S)- Tiyatro çok önemlidir. Herkes tiyatroya gereken önemi vermelidir. Bugünkü konuğumuz önemli bir tiyatro ödülünün jüri üyesi, HAD. Hoşgeldiniz. Sizi tanımak isteriz. HAD- Nereden başlasam. Aslında çok uzun bir hikâye ama özetleyerek anlatayım. Ben Anadolu’nun ıssız bir köyünde doğdum. Zorluklar içinde bir çocukluk yaşadım. S- Tiyatro ile nasıl tanıştınız? HAD- Yaşadığım köyde tiyatro da yoktu tiyatroyu bilen de. İlk okulu bitirdikten sonra Ankara’ya yatılı olarak gönderildim. Orta okula orada başladım. S- Ve orada tanıştınız tiyatroyla. HAD- Hayır. Yatılı okudum. Okuldaki eğitimden dolayı zamanımızın çoğu okulda geçiyordu.Küçüğüz tabii. Bir yere gideceksek birinin sizi götürmesi lâzım. Tiyatroya götürecek çıkmadı.   S- Okulda tiyatro kolu da mı yoktu? HAD- Hatırlamıyorum. Zaten benim derslerimde başarılı olmam gerekiyordu. Orta okuldan sonra çok başarılı olduğum için liseye gönderildim. S- Tiyatro orada başladı? HAD- Hayır. Fen ağırlıklı bir okuldu. Sanat yerine matematik, fizik, kim…

“Lütfiye Anık” Usulü Sorpa (yemek tarifi)

Sorpa, Tatarlara has, sulu bir et yemeğidir. Eve gelen misafire  sunulduğu dikkate alınırsa çok makbul sayılan bir yemek olduğu söylenebilir. Tarifi: (İki kişi için) Yarım kilo yumruk büyüklüğünde doğranmış kemikli kuzu kol eti yıkanır, ateş üstündeki tencerede suyu çektirilir. Et suyunu çekince, isteğe bağlı ölçüde tereyağı, iki-üç sap ince doğranmış taze soğan atılır, kısa bir süre kavrulur. (Et çok kızarmasın.) Kavurma işi bittikten sonra tencereye rendelenmiş küçük bir domates, birkaç dal taze nane yaprağı, bir yemek kaşığı kuru nane, tuz ve etin üstüne çıkasıya su eklenir, pişmeye bırakılır. Ayrı bir kapta bir yemek kaşığı elenmiş un ve bir yemek kaşığı yoğurt hafif sulandırılarak karıştırılır. Üzerine pişmiş etin ılık suyundan eklenerek yemeğin terbiyesi hazırlanır. Terbiye tencere içindeki pişmiş yemeğe karıştırılarak eklenir. Un pişine kadar beklenir ve servis yapılır. Melih Anık