22 Ağustos 2011 Pazartesi

Beşir Ayvazoğlu'na Açık Mektup- M.Ertuğrul


Sayın Beşir Ayvazoğlu,
"Muhsin Ertuğrul’un Ruhu" başlıklı yazınızı okudum, üzüldüm, sizinle paylaşmak istedim.
Tarihte kalıcı olan değerler bazı dayatmalar sonucu elde edilmiş ve köklenmiştir. O direnme ve dayatmalar olmasa insanlık bugün elde ettiği iyilik ve güzelliklerden mahrum kalacaktı. Bugün açan çiçekler geçmişteki çabaların sonucudur. En kötü ihtimalle bilgide yanlışın bile değeri vardır.
Muhsin Ertuğrul kendi dönemi içinde Türk Tiyatrosu için başarıları hatalarından fazla olan kişilerden biridir. Dinimize göre beratlar bile toplam amele bakılarak veriliyor değil mi?  Türk Tiyatrosu’nda onun emekleri pek çoktur.  Yaptıklarını da dönemsel olarak yargılamak ve bir zaman dilimi içinde sonuçları ile değerlendirmek doğru olacaktır. Ayrıca her dönem kendi karakterlerini yaratıyor, bazılarına bazı etiketler yapıştırıyor, onlar hak etmese de. Her hangi birini beğenmediğimiz bir dönemle irtibatlandırıp suçlamak bana haksız geliyor hele aramızdan ayrılmış ve kendini savunmak imkânından mahrumsa.
 Öte yandan  sizin de işaret ettiğiniz gibi “Bir araya gelseler, rahatlıkla anlaşabileceklerini zannettiğimiz kişilerin aynı hadiseye bu kadar farklı açılardan bakmaları” şaşırtıcı olduğu kadar sevindiricidir. Aynı şeyi düşünen toplumlar ne sıkıcı olurdu değil mi? Onun için Necip Fazıl’a lâyık gördüğümüz saygıyı ve de üslubu Muhsin Ertuğrul’dan esirgememek gerekir.
Aramızdan ayrılmış, bir ufacık çivi çakmış kişileri bile “hayırla anmak” inancımızın bir gereğidir.
Saygılarımla.
Melih Anık 

Not:
Aynı içeriği 22 Temmuz 2011 tarihinde Sayın Ayvazoğlu'na mesaj olarak gönderdim.
Sayın Ayvazoğlu'nun yazısında değindiği konuyla ilgili olacağını düşündüğüm görüşlerim aşağıdaki adreste: (Devlet Klâsik Türk Müziği Korosunun Düşündürttükleri)

21 Ağustos 2011 Pazar

Prof.Dr.Dikmen Gürün'e Açık Mektup - "War Horse"


Sayın Prof.Dr.Dikmen Gürün,
Broadway’den bir müzikali Türkiye’ye getirmek  şimdilik mümkün değil ama bir parçasını getirmek mümkün müdür? Müzikallerde kullanılan teknikler ilginç yaratıcılık örnekleri sunuyor.
Örneğin War Horse’daki atlar oyundan daha ilginç. Sahnedeki at, teknik ve estetik olarak yaratılmış bir ürün, imalatı ve performansı başlı başına bir olay.  Performansına bakınca atı sahicisinden ayırdetmek zor. Bire bir ölçekteki at kuklasının yapılışı, malzeme seçimi ve sahnedeki oynatılışı  bir atölye çalışması olabilir. Atı yaratan ve oynatan “Handspring Puppet Company”,  yöneten/yapımcı  "National Theatre of Great Britain" ile birlikte çalışmış.
Oyunun bir atını, yaratıcısı ve oynatan ekibi(3 kişi) ile birlikte Türkiye’ye getirmek, hem atölye yapmak hem de seyirciler için gösteri(ler) düzenlemek bence çok keyifli olur. Kuklanın çağdaş sahnelerde kullanılışının örneklenmesi bizim gösteri dünyamıza katkı yapacaktır. Kukla atı satın alarak sergilemek de ayrı bir kaynak yaratabilir.
Bu fikirden yola çıkarak dünyadan seçilecek başka oyunlardaki teknik alt yapıya(Kostüm,dekor,ışık tasarımı vb) ilişkin uygulamalar üzerine düzenlenecek atölyelerin,Türkiye’de bu işle uğraşanlara ufuk açması yönünden çok yararlı olacağını söylemek mümkün.
Bu tür bir projenin kendini finanse eden bir model olacağını düşünüyorum. Sponsorluk için ön teklif toplanabilir, reklâm dünyasından yararlanılabilir. Atölye çalışmasından sonra kukla at bir videosu ile birlikte, özellikle alış veriş merkezlerine belli süreler için kiralanabilir. Oyunun reklâmı kapsamında değerlendirilirse üretici/yapımcıyla pazarlık yapılabilir.
Benzer olarak Peru ve Bolivya'daki masklı dansların maskları ve dansları da bir atölye ve gösteri olabilir.   
Saygılarımla.
Melih Anık

Not:
Yukardaki metnin bir benzerini mesaj olarak gönderdim. 
Elbette devam etmekte olan bir oyunun en önemli ve seyirci çeken unsurunu getirme sürecinde, lisans ve benzeri zorluklar çıkacaktır ancak bu konuda çözüm arayışları niyet ve gayrete bağlıdır.   "War Horse" kukla atı bir örnektir ve geçmişte oynanmış başka Broadway oyunlarının yaratıcı unsurlarının Türkiye'ye getirilerek atölyeler yapılması bu kapsamda değerlendirilebilir. 
 Kasdedilen, atın bir benzeridir, oyundaki at ve oyundaki "cast" değil tabii ki.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

“Lütfiye Anık” Usulü Ev Tarhanası Yapımı


Annem her yaz tüm ailemiz (çocukları,torunları) ve dostları için ev tarhanası yapar. Aşağıdaki tarif yaklaşık 20 kavanoz(850 gramlık bal kavanozu) tarhana yapmak içindir. İhtiyaca göre malzeme miktarları ayarlanmalıdır. 
Malzeme:
3 kg kuru soğan
2 kg domates
1,5 kg Çarliston biber
1 kg kırmızı biber
1 kg süzme yoğurt
6 kg un (Kuruma aşamasında İlave olarak 1-2 kg daha)
2 Yumurta

250 gram tuz
2 poşet kuru maya
1 çay kaşığı şeker
Yapılışı:
Bir bardak ılık suya şekeri ve kuru mayayı koyun karıştırın ve kabarmasını bekleyin.
Domatesin kabuklarını  soyun, soğanı ayıklayın, biberlerin saplarını ve çekirdeklerini çıkarın ince ince doğrayın, süzme yoğurdu, yumurtayı, tuzu ekleyin ve tüm malzemeyi mikserden geçirin. Elde ettiğiniz karışıma kabarmış mayayı, unu katın ve karıştırın.  Kaşıktan düşmeyecek kıvamdaki  malzemeyi bir kaba koyun ve üstünü kapatın, beklemeye alın. Malzeme bir gün içinde yaklaşık iki katına kabaracak. Bu nedenle koyduğunuz kabı seçerken buna dikkat edin.
24 saat sonra malzemeyi kontrol edin. Sulu bir kıvamda ise üzerine un ilave edin karıştırın. Malzeme kendini tutacak kıvamda olmalı.(Kaşıktan düşmeyecek.) Hava sıcaklığına bağlı olarak 2-3 gün daha bekletin. Gidip gelip kontrol edin, karışım sulanmışsa un ilave edin.
Kabarma bitince, uzun bir masa (yaklaşık 2 metre x 1 metre) üzerine temiz bir çarşaf serin. Malzemeyi kaşık kaşık parçalar halinde çarşafın üstüne yayın. Üstüne tül serin ve tozsuz bir ortamda kurumaya bırakın.
Bir gün sonradan itibaren gidip gelip kontrol ederek kuruyan malzemeyi çevirin, daha ufak parçalar haline getirmek için parmaklarınızla kırın. Ufalanan malzemenin kuruduğundan emin iseniz malzemeyi mikserde kaba bir un haline getirin. Malzeme hala nemli olabilir. Kaba un haline gelmiş tarhanayı tepsilerde üstü tül ile kapalı halde bir süre daha kurumaya bırakın. Tarhana kuruduğunda kavanozlara doldurun, ailenizi ve dostlarınızı sevindirin. Tarhanayı buzdolabında 1 yıl kadar muhafaza edebilirsiniz.
Sıcak havalarda tüm işlem yaklaşık 1 hafta sürecek.
Tarhana Çorbası Yapımı:
Bir tas için bir yemek kaşığı tarhanayı soğuk suda eritin,bulamaç yapın, kaynamış suya azar azar döküp karıştırarak ilave edin, ağız tadınıza göre yağ koyun.  Çorbanın içine bir çay bardağı süt koyarsanız kremalı bir lezzeti  olacaktır. Pişene kadar karıştırın kaymaklanmasını önleyin.  Servis sırasında  çorbanın içine rendelenmiş beyaz peynir, çorba kıtırı, baharat koyabilirsiniz.
Melih Anık 

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir Yoruma Cevap - Mahir Günşiray


Mahir Günşiray, 23 Mart 2008 tarihinde Tiyatro Dünyası’nda yayımlanan yazımı yorumladı:
“Affedersiniz, Melih Anık kimdir?
Büchner’in bir deha yazar olmadığını düşünen, oyun hakkındaki fikirlerini ancak internetten aldığı alıntılarla açıklayan; tiyatro oyunevi hakkında hiç bir fikri olmayan, muhtemelen 11 yıldır hiçbir oyunumuzu seyretmeyen, dramaturginin ne olduğunu bilmeyen; yorumlama, "yeniden okuma" kavramlarından bihaber, sadece göz ucuyla görüşler defterimize bakıp, onlarca yazının içinden bir cümle seçip, seyircinin düşüncesiymiş gibi oyunu seyretmeyenleri yanıltan, çeviri konusundaki gördüğüm en tuhaf bakış açısına sahip bu kişiyi tanıyabilirsek "Neden Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları her geçen gün daha da tiyatrosuz yaşamaya alışıyor?" sorusuna da yanıtı bulabiliriz belki. Şimdiden bir kaç neden sıralayım: ilgisizlik, cehalet, sığlık, dar kafalılık, muhazafakarlık, ego, zevksizlik...
Oyunun yönetmeni ve oyuncusu olarak, yeni çalışmamın provaları bittiğinde daha detaylı cevap vereceğim.”
Aradan nerdeyse dört yıl geçti. Ne bitmez “yeni çalışma” imiş, Mahir Günşiray’ın “detaylı cevabı”nı bekliyorum halâ.
Galiba iddialarının kanıtlarını, yazdığım yazılar içinde aramakla meşgul dört yıldır.
Yoksa nasıl özür dilemesi gerektiğini henüz bulamadı mı?
 Melih Anık

2 Ağustos 2011 Salı

Testosteron – Bir Yoruma Cevap - Fatih Koyunoğlu



Fatih Koyunoğlu 30 Aralık 2008 tarihinde Tiyatro Dünyası’daki yazımın altına şu yorumu yazdı:

“Hiç birşey yapamıyorsan eleştir gitsin, atış serbest ya tutarsa! Tutmasa da ne kaybedilir ki varlığını ispatlamış olursun! Çamur at izi kalsın! Vur yağmala mütemadiyen... Melih Anık da rüştünü ispatladı işte şimdi şu anda tam da şimdi ... Bakın varsaydık, eleştirmen dedik tam da şimdi işte...Oyun Atölyesi ezber bozan tavrıyla daha çok eleştirmen türetecek!"

Bu yorumu yazdığında Fatih Koyunoğlu’nu tanımıyordum. Zamanla tanıdım.

Fatih Koyunoğlu ne demişti : “Melih Anık da rüştünü ispatladı işte şimdi şu anda tam da şimdi ... Bakın varsaydık, eleştirmen dedik tam da şimdi işte... Oyun Atölyesi ezber bozan tavrıyla daha çok eleştirmen türetecek!”

Ben geçen 3 yıl içinde “türemiş bir eleştirmen”(?) olarak “rüştümü ve varlığımı ispatladım”(?) “attım tuttum”(?) Tiyatro Adam'ın son oyunu Generaller, Savaş ve Barbekü'yü yazdım, Fatih Koyunoğlu’nun tiyatrosu yazıma bağlantı verdi.(http://www.tiyatroadam.com/?page_id=15) Bu benim için çok önemli değil ama Fatih Koyunoğlu’na  hatırlatıyorum.

Oyun Atölyesi’ni övmede çok başarılı olan ve "iz kalsın diye çamur atan" Fatih Koyunoğlu, benden özür dilemeyi akıl edecek mi bilmem.

Melih Anık

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Testosteron – Bir Yoruma Cevap - Metin Coşkun

Tiyatrocu  Metin Coşkun, 2 Ocak 2009 tarihinde  Tiyatro Dünyası’ndaki yazımın altına şu yorumu yazdı:
“ZIRVA TEVİL KALDIRMAZ!!
Bir yazı(!) yazıp, tepkiler yükselince başka bir yazıyla yazısının "yeniden okunması", "tarafsız okunması", "hiç bir etki altında kalmadan okunması", ne dediğinin değil "ne demek istediğinin" anlaşılmasını istemek, "şecaat arzeylerken sirkatin söylemek" değilse nedir?
Sanal ortamda vıdı-vıdı etmeyi değil, seyircinin karşısında olmayı tercih ettim ve ediyorum ancak; ortada iki soru var ki cevaplanması gerekiyor.
-"Oyunu ve yorumu kendinize ve seyircinize yakıştırıyor musunuz?"
El cevap: EVET! (Açmak gerekirse, bu güne dek içinde olduğum oyunların en sevdiklerimden biri. -Sınıflandırmayı sevmediğim için kaçıncı olduğunu söyliyemeyeceğim-)
-"Oyunu beğenmediğini ifade eden bir görüş karşısındaki hakaret kampanyasında mı yoksa düşüncenin özgürce ifade edilmesinde direnmekte mi birleşeceğiz?"
El cevap: Yazınızın altında yer alan düşüncelerin işkence altında alındığını mı sanıyorsunuz.
Oyunu seyrettiğiniz günkü davranışlarınız ise 39 yıllık meslek yaşamımda karşılaştığım ’en pespaye’ davranışlardan biri olarak anılarımda yerini aldı.
’Event avcısı’ sen de...”
Ben kendisini tv dizilerinde canlandırdığı ‘pespaye’ karakterlerle yeniden hatırladım. Canlandırdığı karakterler bir tür ‘körleşme’ yapmış olmalı ki  tiyatrocu kimliğini oluşturan Aymazoğlu ile Kundakçılar, Bedreddin,  Jan Dark Davası, Uyarca, Yusuf ile Menofis,  Mefisto,Rummuz Goncagül , Bir Halk Düşmanı , Misafir, Bir Şehnaz Oyun, Bir Ceza Avukatının Anıları, Galile'nin Yaşamı, Resimli Osmanlı Tarihi, Yaz Misafirleri, Rumuz Goncagül, Küçük Adam N’oldu Sana, Hikaye-i Mahmut Bedrettin, Sınırda-Duvar gibi oyunlar içinde DİKEN gibi duran Testosteron’u “O güne dek içinde olduğu oyunların en sevdiklerinden biri” olduğunu söylemiş ve kendine YAKIŞTIRMIŞ!
 Ben onun o tv dizilerine mecbur, o “pespaye” karakterlerle  tanınmış, hatta teklif gelse yeniden o karakterleri oynayarak “event” olacak olmasını anlıyorum da onun kendine bakmadan bana “pespaye” “event avcısı” gibi saldırmasını anlamadım, hoş karşılamıyorum.
 Aradan 3 yıla yaklaşan bir zaman geçti. Geçen zaman içinde Nâzım Hikmet oyunu yaparak solcu olduğunu hatırladı. Belki de bu oyun onu tedavi etmiştir ve aslına geri dönmesini sağlamıştır. Metin Coşkun’a yazdıklarını hatırlatmak istedim.
Belki utanır da bir daha yapmaz.
Melih Anık