31 Aralık 2011 Cumartesi

2012 Karşılaması

Gelen gideni aratmasın.

İyilik kötülükten, güzellik çirkinlikten

daha çok artsın!

Her şey gönlünüzce olsun ama

gönüller bir olsun!

(31.12.2011)

15 Aralık 2011 Perşembe

“Melih Anık Fenomeni”, Şule Ateş, Özge Kırış

“cgsg” (Çağdaş Görüşlü Sanatçılar Girişimi ?) isimli bir yahoo gurubu varmış, ben tesadüfen öğrendim. Bu gurupta yukarıdaki başlıkla bir tartışma açılmış. Aşağıdaki mesajlar atılmış:

“Melih Anık fenomeni       Message List
Reply                    Message #2794 of 3950 < Prev | Next >
Re: [cgsg] Melih Anık fenomeni

Melih Anık benim çok yeni aşina olduğum bir isim. Geçtiğimiz aylarda Bakhalar ile ilgili yazdığı eleştiri dolayısıyla dikkatimi çekti ve geriye dönük eleştiri yazılarını okudum.

Ben her iki düşüncenin ortasında bir yerdeyim. Bence de her isteyen düşüncesini ifade edebilmeli ve bunu kısıtlandırmak doğru bir tutum gibi gelmiyor bana. Örneğin bazı yazılar dolanıyor internette (yine Bakhalar'la ilgili) sakın gitmeyin, hiç bu kadar kötü oyun görmedim, iğrençti, rezildi gibi... Bunu bir eleştiri olarak ciddiye almak -en azından benim için- mümkün değil, ancak internet gibi bir kullanım alanında isteyen istediği yazıyı yazabiliyor, bunu kısıtlamaya çalışmak youtube' u kapatmaya benzer.

Ancak Bakhalar oyunu ile ilgili yazdığı yazı, oyunun içeriğini delip geçmiş ve yönetmen Romen olduğu için bütün bir milleti aşağılar bir yazıya dönüşmüştür. Oyunu beğenmek, beğenmemek değil sorun. Amacım oyunu tartışmak da değil ancak şu cümle bir oyunun eleştirisi olamaz, (ne yazık ki türkçesini bilmiyorum) politically incorrect bir söylem var bu yazıda ve asıl dur denilmesi gerekenin üslup olduğunu süşünüyorum:
 "...Ama söylemesem olmaz : çok mu aradınız? Salyangoz tüccarının daha önceki yaptıklarını aranızdan kaç kişi gördü ?
 Merakım şudur : Romanya’yı bu oyundan sonra mı önce mi aldılar AB’ye?
Bu gösteri AB Parlamento’sunun yıllık raporunda yer alır mı ? Salonu doldurursanız belki olumlu yansır rapora.
..."

1 Aralık 2011 Perşembe

Ne Seyredeceğinizi Bilmeden Bir Gösteriye Gider misiniz?

Bir yer var hayâl edin, bir salon, yüksek tavanlı. Yuvarlak, kare, elips her neyse. Çok iyi dekore edilmiş, ışıklandırılmış. Salonun kendisi sanat eseri.  Masanızda konuşsanız bile gürültü olmuyor salonda, akustiği o kadar iyi. En çok iki kişilik masalar var üstlerinde abajurlar, gecenin ruhuna göre sıralanmış. Bir köşede bir piano var. Bu salonda mikrofon, hoparlör yok her şey akustik.  Salona girmeden tüm ağırlıklarınızı vestiyere bırakıyorsunuz. Salona girer girmez hafiften  bir ses duyuyorsunuz, bir enstrüman sesi ya da bir insan sesi. Fısıltı gibi bir müzik ya da mırıl mırıl bir şiir. Masanıza oturunca yanınıza gelen garsona içkinizi sipariş ediyorsunuz. Gece neye gebe bilmiyorsunuz, belki hiçbir şey de doğmayabilir, içkinizi içer, eşinizle konuşur gidersiniz; belki de  beklenmedik bir anda bir ışık düşer bir köşeye, bir soprano, bir tenor bir operadan bir arya seslendirir, ya da şahane bir sesten  jazz, türkü, şarkı dinlersiniz; biri bir oyundan bir tirat okur; iki kişi bir sahneyi seslendirir; birisi bir hikâye anlatır; bir şair hatırlanır, şiirleriyle; bir filmden bir sahne gösterilir; bir eski ses çağırır sizi geçmişe;  biri(leri) dans eder vb .. Bir şöhrettir ya da isimsiz biri gecenin kahramanı, ya da yepyeni bir yetenek..  Amaç  iyi hissetmek, iyi hissettirmektir, yaşama sevinci ile doldurmaktır geceyi. Belki siz de derin bir “offf….” çekersiniz, zehrini atarsınız yüreğinizin..
Siz bilmezsiniz ama birileri bilir o gecenin ne olacağını. Her şey önceden hazırlanmış bir gösteridir. Ama siz ne olacağını ne seyredeceğinizi bilmeden gidersiniz. Her akşam başka bir şenliktir orada. Sanat hayatı paylaşmaktır. Paylaşılınca sanat olur hayat. Soluk alırsınız… “Oh be “ dersiniz “ne mutlu yaşıyorum. İyi ki buradayım.” Belki  siz hazırlarsınız bir başka geceyi..
Ne seyredeceğinizi  bilmeden bir yere gider misiniz? Tiyatroya mesela?
Sıkıcı bir yaşamda sürpriz bekliyor insan. Adını kendinizin koyacağı bir gösteriye ne dersiniz?
Hayâl bu ya…
VAR mısınız?
Melih Anık