26 Ekim 2010 Salı

ADSIZ

Adsız kahramandı eskiden
Şimdiki yorum yazıyor.
Adsız cesurdu
Şimdiki korkak
Adı da olsa
Adsız sahtekâr!

21 Ekim 2010 Perşembe

Free Zone İstanbul Sergisine Yapılan Saldırı Üzerine Düşünceler

İki Danimarkalı  tasarımcının (Rosan Bosch ve Rune Fjord Jensen) İstanbul günlük hayatı için yaptıkları işlerin sergilendiği Free Zone İstanbul adlı  sergi saldırıya uğradı. Atatürk resmini içeren bir levha yırtıldı.

İçinde yaşadığımız “hiçbir şeyin gizli kalmadığı dünyada” “Bizi okumadıysanız haberiniz olmamıştır” vehmi(üzerine bir yazı iyi olur) içindeki köşe yazılarından çok daha önce olay duyuldu ve yayıldı.

Ben olayı öğrenince tasarımcılara bir mesaj gönderdim sorular sordum. Şu ana kadar cevap gelmedi. Muhtemelen Rosan Bosch İstanbul’da olduğu ve düşüncelerini ifade ettiği için ek bir açıklamaya gerek duymamışlardır diye düşünüyorum.

Yazımı okuyacak olanlar arada bir “Onu bunu boşver ya şiddet ,şiddet!?” diyeceklerdir. Onun için baştan düşüncemi özetliyeyim : “Şiddet kötüdür. Düşüncelerin serbestçe açıklanmasına karşı şiddet binlerce defa kötüdür. Kabul edilemez, mazur görülemez, gösterilemez.” Şimdi düşüncelerimi açıklamaya devam edebilirim herhalde.

Bu arada CHP’liler kendi hallerini kendileri düşünsün. Başkaları düşüncelerini yazdı onları tekrar etmek istemem. Benim aklıma takılan bir husus var onu paylaşayım.

15 Ekim 2010 Cuma

Testosteron – Bir Yoruma Cevap - Bengi Günay

Bengi Günay sahne tasarımcısı. Son yıllarda Oyun Atölyesi’nin oyunlarında onun imzası var.  Bir tasarımcının aynı  tiyatro grubu( aynı yönetici)  ile çalışması bence o tasarımcıyı zanaatkâr hâline getirme riski taşır. Tabii ki ekip çalışması, yönetmeni tanımış olmanın avantajları da var ama aynı yönetici ile sahne hayatını sürdüren bir oyuncu için bir süre sonra nasıl bir sığlaşma başlarsa tasarımcı için de aynı risk vardır. (Bu yöneticinin kim olduğu ile de ilgili bir sorun)

En son ,  7 oyununda onun başarılı sahne ve kostüm tasarımını gördüm.  Onun gibi düşünsem onun başarısını “görmemem” gerek.  Ama ben o değilim. Önceleri Oyun Atölyesi “kadro”su içinde olan Bengi Günay tiyatronun portalinde şimdi öyle gösterilmemiş.


13 Ekim 2010 Çarşamba

Testosteron - Bir Yoruma Cevap - Fırat Tanış

Oyun Atölyesi’nde oynanan Testosteron isimli oyun hakkında bir yazı yazdım. (“Oyun Atölyesi - Testosteron: Soytarılar Panayırı”) Çoğu Oyun Atölyesi çevresinden gelen yorumlar  yapıldı. Aradan geçen 2 yıl sonunda şu günlerdeki gündeme düşen “yavşak” üzerinden yapılan yorumlar, gönderilen ihtarnameler vb çerçevesinde  yazılanları hatırlayalım istedim.

Genellikle yorumlardaki isimlerin gerçek olduğuna inanmak zor. Ama bu zamana kadar aksi belirtilmediği için isimlerin gerçek şahıslara ait olduğunu düşünüyorum. Aksi belirtilir, gerçek şahıslardan uyarı alırsam düzeltirim.

Yorumlardan  ilki Testosteron oyuncusu Fırat Tanış’a ait:

“fırat tanış-12/29/2008

"Yazı" nın (salt ve sadece -yazının-) şiddet yoksunu masumiyetine sığına sığına şiddet uygulama -hadinsiye- korkaklığınızdan 
"Milyon-milyon ytl ler harcayıp,üç temsilde (ve bazen prömiyer yapmaksızın)oyun kaldırıp ödeneklerini hasır altı ediveren,emeğini ve umudunu sömürdüğü ve artık sözleşmeli mi-sözleşmemeli mi ne halt olduğu bile belli olamayan genç oyuncularının "sigortalarını" dahi kurumsal veznelerinde iç-ederekten hastane köşelerinde süründüren ve hatta vakti zamanında "Mehmet Ulusoy" gibi ( o tırrrnak içinde kalsın inşallah)"kültürel" değerlerini kanser pençelerinde ölüme bırakan ve enseye şaplak ilşkiler kulvarında harem-harem kadroları çiçek açan ve sanki hepimiz çook bi mutlu imişiz gibi bu kültürden bir de bakanlığına soyunan bir kurumun (kış geldi bacaları temizleyin) "hoş görüsüne ve özgürlük anlayışına saygı duyduğunuz" için -ki bu alıntıyı bile yaparken ," yanlış mı okuyorum ,dur bir daha okuyayım" dedirtecek kadar yazınızda -nerde ise m.i.t.-eleştirel bir havalar yaratmanız -çekirdeksiz, kuru entellektüelliğinizden
"Özel bir alanın içindeki hiç bir özel ilişkilenmeden haberdar olmaksızın,11 yaşında bir çocuğu , tiyatronun tuvaletinde kıstırıp (ki oyundaki +18 ibaresi sizin o pek bir babacan ,muhafazakar-yani muhafazadan-kar amaçlı- ruhunuzdaki gibi bir YASAK değil ,her biri birey olabilmiş ebeveynler için sadece bir ÖNERİ dir kanımca) "söle bakalım bebecan...kaç yaşındasın sen" ,diye sorabilme muhafaza-yazınıza-kar ,erişkin faşizminizden
"Sizin her nasılsa huzur bulabildiğiniz ve salondan seyirci henüz çıkmamış iken (o,11 yaşındaki çocuk dahil - bu yüzden yalancısınız da ayrıca) trübünlere bizden daha oyuncu dönerekten "Bizim alkışlarımız emeğinize, oyuna değil" diye bağırarak yaptığınız görgüsüz ve usul bilmezliğinizden (buna bizzat tanık oldum)
"Mesleğinin ve hayatının her ve her ve her alanında kendini paşalar gibi ortaya koymuş ben ve sahnedeki ve sahne arkasındaki tüm meslektaş ve emekçi arkadaşlarımın tüm mesleki heyecanlarını ve inisiyatiflerini hacamat etme vandallığı ile oynadığım-ız oyunun mesleğim-iz içindeki yerini yeniden düşünmemiz önerisi aymazlığınızla -sizin deyiminiz ile söylüyorum- soytarılaşamamış bile oluşunuzdan
" "...Gariptir ki salondan gelen kıkırdama ve kahkahaların çoğu kadınlardan .. Kadınlar kendilerini aşağılayan esprilere gülüyorlar!" şeklinde bir ibare ile her -18 in dahi basitçe ilk bakışta kavrayabileceği bir ironiyi (tiyatronun ve dahası asıl MİZAH ın yüzyıllardır yapageldiği İRONİYİ,YANSITMAYI -bkz:psikoloji-burada demek istediğimden muradımı meraklı seyircimize bırakıyorum) dahi anlamamış iken siz ,nerden ve hangi tektekçiden bulmuşta eleştirmen olabilmiş olmanız cesaretinizden
ötürü tarz ve yöntem duvarımı ne de güzel çatlatıvermiş bulunmaktasınız
Oyun ile ilgili akademik ve kuramsal karşılığı okuduğum kadarı ile tasarımcımız Bengi Günay elinden geldiği ve dilinden döndüğü kadarı ile cevaplamış.
Amma ve lakin bir eleştirmen bir entellektüel olamamış olmanın tüm hafifliği ile eklemek isterim ki:
"mavi boncuk tak da gel/gören maaşallah desin
"sevda dolu kalbimde/sevmek kadar güzelsin"
Fırat Tanış
oyuncu”

Fırat Tanış Testosteron oyunundan ayrıldı , şimdilerde bir tv dizisinde oynuyor , film çeviriyor. Oynadığı bir filmin yönetmeni tarafından suçlanmıştı. Geçenlerde kendisi ile yapılan bir söyleşide “Parası olsa oyunculuk yapmayacağını” söylemiş.

Yorumundaki tarz ve düzeyi  tam olarak anladığımı söyleyemem ama bana “geçirirken”(özür dilerim ama onun ifadesini bu kelime yansıtıyor.)  kendi  “iç ağrı”larını da anlatmış.
“Şiddet uygulama korkaklığınızdan” ifadesi ile ne demek istiyor anlamıyorum ama bu tür bir korkaklığın varlığını da bilmiyordum ondan duyana kadar. Ama galiba “iyi bir şey” söylüyor.Evet şiddet uygulamaktan korkuyorum.

Fırat Tanış geçmişte yaşadığı tecrübeleri(belki de bazılarını duymuş), sektörde yapılanları sıralamış:
Milyonlar harcanıp , üç temsilde oyun kaldırılıyormuş ve bu yolla ödenekler hasıraltı ediliyormuş. Hasır altı edilen ”ödenekler” tiyatrodan alınan yardımlar olabilir mesela. Bazı tiyatrolar ödenekleri aldıktan sonra laf olsun diye 3 oyun oynayıp kayboluyorlarmış yani.(Doğru dürüst işleyen bir sektör ve etik kurulu olsa bu ifadesi takibe uğrardı. Ama söyle gitsin ne olacak!)
Özellikle genç oyuncular sömürülüyormuş. Sigorta primleri yatırılmadığı için hastanelerde sürünüyorlarmış. Sağlık güvenceleri de yokmuş yani.

Fırat Tanış’ın ifadesinden   Mehmet Ulusoy’un da “lanetlenmişlerden” olduğu anlaşılıyor. Tırnak içine alınmış “kültür” ve “tırnak içinde kalsın inşallah” ilenmeleri hangi kafa karışıklığının sonucu nereyi "adres"liyor? Günahlar bu kadar değilmiş.. “Enseye şaplak ilişkiler” , “harem-harem açan kadrolar”dan ne demek istediği açık. (2 yıl sonra “yavşak” kelimesinin adreslerinden biri belli oldu gibi.)

Fırat Tanış Kültür Bakanlığı’ndan memnun değil. Kurum bağlamış olduğunu ima ediyor. İfadesindeki “kültürden bir bakanlık” sözü başka çağrışımları kışkırtan bir söylem . Ama çalıştığı tiyatro yardım almak için her yıl bu bakanlığa başvuruyor .

Benim kullandığım "hoş görüsüne ve özgürlük anlayışına saygı duyduğum" şeklindeki   ifademi  anlamaktan da çok uzak.Bunu anlamayan yazımı nasıl anladı acaba?

Fırat Tanış kaptırmış gidiyor.. MİT’çi vurgulaması ile belli yerlere(?) rapor verdiğim imasını yapıyor.  Kaldı ki yurttaş olarak benim Kültür Bakanlığı’na soru sorma hakkım varken bunu yapmamış olmam  bilgisizliğimden ve Oyun Atölyesi’nden korktuğum için değil kişisel sorumluluk duygumdan kaynaklanmaktadır. 63000 tl için müracaat eden tiyatroda oynayan  Fırat Tanış gibi oyuncular maaşlarını alsın , primleri yatırılsın diyedir.


Entellektüelliğime de teşhis koyma cesareti ve hakkını buluyor kendinde : “Çekirdeksiz ve kuru..” Bir yazıma bakarak nasıl anlamış bilmem ama aradan geçen zaman, benim ondan daha az  kuru daha çok çekirdekli olduğumu göstermiştir  sanırım. En azından onun oynadığı diziye bakarak ve içinde sıkıştığı karakterin insanı nasıl bir kuruluğa ve çekirdeksizliğe sürükleyeceğini  görüyordur umarım.

“11 yaşında bir çocuğu tiyatronun tuvaletinde sıkıştırıp”,”Söyle bakalım bebecan…”  şeklinde kurduğu cümlelerin düzeyi ve zihinsel kodu açıklama gerektirmiyor.Hangi ruh halinde ve günün hangi anında karalanmış bilmiyorum ama her cümle sahibinin ruh durumunu yansıtır. Bana utanmazca bu yakıştırmayı yapan Fırat Tanış dahil hiç kimse hakkında ben bu düzeye inemem.  Esas soru 11 yaşındaki çocuğun ailesi yanında yokken Testosteron’u hem de defalarca seyretmesini  özgürlük gibi algılamadaki yanılgıdır. Sorulması gereken ailenin  konumudur. Benim anlayışımda bu da yetmez. Aile, takdir edebilme durumunda değilse toplumun “aklı başında” insanları çocukları korumakla yükümlüdür. Bazı şeyleri “erişkin faşizmi” ile nitelendirmeyi sevenlerin çocukluklarını öğrenmek istiyorum doğrusu.

“+18” gibi konulan sınırlamalar iki taraflıdır. Yani bir taraf, 18 yaş altına bilet satamaz, onu tiyatrosundan içeri alamaz. Sınırlamanın sorumluluk yüklediği taraf “bu ebeveyne kalmış bir uyarıdır” demekle geçiştiremez , taşıdığı sorumluluğu idrak etmesi beklenir. Bu ayrıntıyı Fırat Tanış’ın bilmesi beklenmez ama  oyuncuların bilmediği konularda kulaktan dolma bilgilerle ahkâm kesmemeleri gerekir.

“11 yaşındaki çocuğu salondan çıkartmadık ama arka sıralarda sakladık senin gözünün önünden kaldırdık” anlamına gelen ifadeler de talihsizdir ve yapılan konusunda şuursuzluğun devam ettiğini gösteren bir itiraftır. Üzerinde durulsa oyun  devam etmezdi sanırım.

  “Alkışlarım emeğinize,oyuna değil” ifademi “görgüsüz ve usul bilmez” bulan Fırat Tanış, “Öyle bilgisayar başından değil salondan eleştirilerini söyle , domatesler de benden” diyen   yönetmeni Kemal Aydoğan’ın düşüncelerini,hatta tiyatro tarihini de  bilmiyor sanırım.Kaldı ki tiyatro dünyası da şakşaklardan bıkmış usanmış durumda , salondan gelecek “yuh” sesine hasret. Benim oyuncuların emeğini takdir eden ve domates atmak ,yuh çekmek gibi de olmayan tepkimi görgüsüzlükle ve usul bilmezlikle nitelemek de bende Fırat Tanış’ın görgüsü ve usul bilirliği konusunda -yorumundaki söylemi de görünce -merakımı uyandırdı.

Kendisini “paşalar” gibi ortaya koymakla övünen biri, bir başkasının “kendisini paşalar gibi ortaya koymasın”dan rahatsızlık duyar mı, duyuyormuş demek ki. Benim yaptığım onların meslek heyecanlarını ve inisiyatiflerini hacamat ediyormuş ,vandallıkmış. Ben neymişim ya da onlar neymiş? Oyunculara sözüm yok ki. Oyunun yorumunun sığlığını , Haluk Bilginer gibi bir tiyatrocunun başka tiyatrolar hakkındaki ifadelerini beğenmedim , Oyun Atölyesi’nin dilinden düşürmediği tiyatro anlayışına yakıştırmadım. Oyuncuların meslek heyecanları ve inisiyatifleri hacamat olmamış ki oyun devam ediyor hala. Bir tek Fırat Tanış’ı etkilemiş herhalde(!). Böyle bir oyunun meslekleri içindeki yerini ise anlayamadım. Ne tiyatroya ne de oyuncuya en ufak katkısı ve yeniliği olmayan bir oyunu sanki dünya çapındaymış gibi bir olay süsü vermekte ne yarar var? İşte Fırat Tanış ayrıldı dizide oynuyor. Dizide rol almasını kolaylaştırdı ise onu bilmem. Ama Fırat Tanış’ın meslek heyecanı taşımadığı kendi ifadeleri ile sabit değil mi? Parası olsa oyunculuk yapmayacağını söyleyen biri meslek heyecanından  nasıl bahsedebilir?

İroni ve psikoloji (kızım psikoloji mezunu ve oyunu yarım bıraktı) konularındaki Fırat Tanış’ın uzman(?) ifadeli beyanlarının şu anda nasıl da çıplak kaldığını görüyorum.

“Tektekçiden bulunmuş eleştirmen olma cesareti mi” diye kendinin  tanımladığının yine  kendi tanımı ile “tarz ve yöntem duvarını çatlatması” nasıl oluyor acaba ? Kendi kendisine yaptığı “şey” için bana bir “şey” demek düşmez.

Fırat Tanış, Bengi Günay’ın Can Yücel’den aldığı şiirle bana küfretmesini de onaylamış. Bengi Günay başka bir yazının konusu olacağı için burada karıştırmayayım. Tanış onu okusun da gelsin.

Fırat Tanış’ın yazısını bitirmek için seçtiği maninin düzeyi ise seyirciye/tiyatrocuya  örnek olsun. 
Ben tiyatro ile uğraşanların eleştiri düzeyini daha yüksek sanırdım demek ki değilmiş.  
Ama ona bir noktada katılıyorum : Entelektüel olamamış ! Bu ifadesi ve düşünceleri ile galiba olamayacak da!

Cümle kur(ama)ma becerisi(?) de, imlâsı da vahim.

Fırat Tanış’ın yorumundan ne  “ihtarname”ler çıkar!

Melih Anık

8 Ekim 2010 Cuma

Anket Yapıyorsan, "At bir Teklik" !

Bir bankadan aradılar.Hizmetlerini anlatacaklarmış.”İyi gün”ümdeydim."Peki dinliyorum" dedim.Hemen bir soru geldi : “Hangi takımı tutuyorsunuz?”
Durdum. “Bu gibi kişisel soruları telefonda cevaplamıyorum?” dedim.
“Tuttuğunuz takımı neden söylemiyorsunuz?”
“Niçin söyleyeyim? Sizden alacağım bankacılık hizmeti için gerekli mi?”
Yaptıkları ankete cevap alamazlarsa bilgi veremiyorlarmış.
Onlar veremiyor ama benden bekleniyor.
Ben sorusuna cevap vermeyeceğimi söylediğim için konuşma bitti.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Bir Genel Sanat Yönetmeni’ne Mektup

Unutmayın ki sizin anneniz babanız da “Ben zamanında …” hikâyeleri anlatıyor. Siz de ayni hikâyeleri anlatmaya aday olabilirsiniz . Onlara haddini bildirmeye kalksanız  “kahraman” olur musunuz ?
Önemli olan en azından kendi çocuklarınızın gözünde benzer  hataları  tekrar etmemek değil midir , onlara saldırmak yerine ? Hele bu çıkışınız geçmişi düzeltmeyecek ve kendinizin de içinde olacağınız bir gelecek için garanti vermeyecekse.

Kaldı ki “Kutsala mı dokundum?” sorusunun algısı çok geniş . Bu “Kutsal ne?”, “Kutsala dokunurum?”dan başlayarak geniş bir açılımı kışkırtıyor,besliyor.