30 Mayıs 2010 Pazar

"Türk'ün Türk'e Yaptığı" - Şenes Erzik , Fatih Altaylı ve Gazetecilik......

2016 Avrupa Futbol Turnuvası Finalleri’ni düzenleme hakkını Fransa “kaptı”.
Bizim gazetecilerimiz(?) TV'de Şenes Erzik ile görüşüyor.
Biri soruyor:
“Kim Başkan ise onun ülkesi turnuva düzenleme hakkını alıyor. Bizim de Başkan çıkarmamız mı lazım?”
Soruyu soran, “Senin rütben yetmedi” anlamına gelen bir soru sorduğunun farkında mı acaba? Soruyu sorduğuna göre ne yaptığının farkında değil!
Erzik , kısa bir sessizlik (yutkunma) anından sonra “Herhalde öyle” diyor.
İkinci soru TRT kökenli birinden:
“Platini ile birlikte yaptığınız açıklamada , tarafsız kalacağınızı açıklamıştınız. Siz sözünüzü tuttunuz , Platini tutmadı . Ne dersiniz?”
Aslında siz “kulis yapmadınız” demeye getiriyor. Daha da ileri gidersek “ülkeniz için gerekeni yapmadınız” demek bu!
Erzik : “Benim ne yaptığımı nerden biliyorsunuz ? Bana söz verenlerden 6’sı sözlerini tuttu” diyor.
TRT bir okuldur derler. Soruyu soran,"okumuş" ama “olamamış” ! (Ya da Haber Türk’e transfer olacak!)
Sorduğu sorunun,dünya futbolunun en yüksek mevkilerinden birinde olan “bizden biri”ni , nasıl bir güç duruma soktuğunun farkında değil ya da sorusunda “hesap-kitap” var.
Özgürlük , her soruyu sorabilme hakkını verir ama , “feraset ve basiret” bunun sınırlarını çizer.
Bunlar kelimenin en basit haliyle “ferasetsiz basiretsiz”ler! Yani “Kavrayışı dar,kalp gözü kapalı,işin sonunu anlayamayan"lar!
Yaptıkları için de söylenecek söz şu : Ayıp!
Haber Türk’den Fatih Altaylı yazısına başlık atmış: “Erzik'e rağmen zafer sayılır” başlığı altında “Türkiye, lehine lobi yapmasını sağlayamadığı tek bir kişi(Senes Erzik) vardı. Çünkü UEFA'daki görevini sürdürmek için Türkiye'ye, Türk Futbol Federasyonu'na ihtiyacı yok. Ama Michel Platini'ye ihtiyacı var. TÜRK’ün Türk’e yaptığı ayıplar UEFA’yla , Şenes Erzik’le sınırlı değil ki!” buyurmuş.(!)
Aklıma nedense hemen , Haber Türk , Şenes Erzik’den ne istedi de alamadı sorusu geldi.
“TÜRK’ün Türk’e yaptığı ayıplar”ı bilen Altaylı , “ne yaptığını biliyor” mu acaba ?
İçinde kendi “reklam”ı olan Altaylı'nın “Ne zaman adam oluruz” sorusuna belki şunu yazmak lazım : “Fatih Altaylı gibi yazanların yazdıklarını ciddiye almadığımız zaman ”

Melih Anık

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Radyo Hayalleri Özgürleştirir

Benim çocukluğumda televizyon yoktu.
Erzurum’un Kandilli’sinde mobilyalı Airmec marka radyo önce bir göz kırpar ses çıkarması için uzun uzun “ısınması” gerekirdi.
FM diye bir frekans yoktu o zamanlar. Kısa, uzun, orta dalga’dan parmaklarınızın hassasiyeti ölçüsünde bir istasyon yakalamaya çalışırdınız. Ses genellikle çok uzaklardan gelirdi. Radyonun arkasına bağlanmış ve anten yerine geçen kabloyu uzun tutar , sesi netleştirmek için odanın içinde dolaştırırdınız. Ama çoğunlukla gelen ses aya ayak basan ilk insanın sesinden bile net değildi.
Biz radyoyu o günlerde sevdik.
Özellikle geceleri , gaz lambalarının sarı ve titrek ışığı altında bizi hayal alemine sürükleyen, radyodan gelen parazitli seslerdi. Zeki Müren sesi yakalanmışsa, ayar bozulacak diye kimse yerinden kıpırdamazdı sanki.
Sonraki yıllarda dinlediğim Muzaffer Sarısözen’in akşam saatlerindeki “Yurttan Sesleri”ni unutamadım. Küçük yaşıma rağmen kaçırmamaya çalıştığım bir programdı. Sarısözen’in sesi ve tonlaması benim için Anadolu idi . Türküleri sevdim , yurdumu sevdim o seslerle.
Cumartesi akşam üstleri , Çocuk Saati için sokakta oyunu bırakıp radyo başına geçerdim.
Hayallerim özgürdü.
Şimdi çeşit çeşit müzik “hapseden” alet var. Elden ufak bu aletlere binlerce şarkı yüklenebiliyor. Kulaklardan içinize doğru akan müzik , sizi kendinize “hapsediyor”. Yüzünüze bakan ama kulakları kapalı insanlar dolaşıyor sokaklarda. “Kalabalıklar içinde yalnızlık” , bir tür başkaldırı sanki.
Yanınızda taşıdığınız şarkıları , sıralı ya da sırasız dinlemenin keyfini alamadım. Bana evimi yanımda taşıyormuşum gibi geliyor, özellikle tatillerde. Radyonun sürprizi yok mp3 çalarlarda. Oysa tatil , evinizden uzakta karşınıza ansızın çıkan bir sesin , bir hayatın peşine takılmak demek benim için.
Radyonun sürprizini seviyorum. Hayallerimi özgürleştiriyor.

Melih Anık

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Manolya bir Çiçektir

Parfüm satan dükkanlardan birine girdim.
Tezgahtaki delikanlıya manolya kokusu var mı dedim.
Yüzüme öyle bir 'boş' baktı ki !
"Bir çiçek" dedim.
"Bizde ondan yok,çiçek kokuları var" dedi.
Olumlu bir yanıt alsaydım "ya yasemin,ya sümbül" diyecektim..

Dükkandan çıktım.

Manolya,yasemin,sümbül...
Kokuları ile bir nesli sürükler ordan oraya..
Bir şiire,romana,filme..Bir yaz gecesine...Bir sevgiye...

Şimdi...
"Manolya bir çiçektir.." demek gerekiyor.
Sadece?

Tiyatroda da manolyayı manolya olduğu için sevmek bir ayrıntı gibi gözükür ama bizi 'kaba-saba' , maganda sahnelemelerden korur.