24 Ocak 2012 Salı

Tiyatroda Eleştiri - Yazılarımdan Derleme

Son günlerde tiyatroda eleştiri ve eleştirmenlik üzerine tartışma yapılıyor. Tartışma, bir eleştiri yazısına bir yönetmenin yorum yazması ile başladı.(Bu kaçıncı?) Ben de yazdığım yazılar nedeniyle yönetmen,tiyatrocu sitemine(?) çok kez maruz kaldım. Bu nedenle tecrübem var! O zamanlar editörler yazı falan da yazmadı, soruna el atmadılar. Nedense bugün çok "cevval" herkes..

Tartışmanın kısıtlı bir çevre içinde kaldığını ve bir süre sonra unutulacağını düşünüyorum. Kurumsal olarak TEB ve deneyimli eleştirmenler dışarıdan seyredecekler gibi geliyor bana. Konuya sahip çıkması gereken TEB, ulusal/uluslar arası eleştiri alanında ne yapıyor acaba? Ben üyelerini ödül jürilerinde, törenlerde görüyorum.  Zira şimdi ödül vermek ses getiren bir iş.(sınırlı da olsa) Türkiye’de tiyatro eleştirisi dalında ödül var mı? Panel, konferans düzenleniyor mu? 

Ben bir süredir bu konu üzerindeki düşüncelerimi paylaşmak için yazılar yazıyorum. Esasında tiyatro üstüne  yazmaya başlamamın esas nedenlerinden biri de eleştirmenlik alanında canımı sıkan hususlar ve okuduğum eleştiri yazılarıydı. Ben ne yazmışım diye hatırlamak için geçmişe döndüm, okurken de kendi yazılarımdan bir derleme yaptım.

******************

23 Ocak 2012 Pazartesi

Esra Yalazan'a Açık Mektup

Sayın Esra Yalazan

Yazılarınızı beğenerek (Taraf’tan önce)okuyor(d)um. En son Kelimeler ve Kader’i okudum.
Twitter’da ise sizi takip etmiyorum. Bir arkadaşımın retweet etmesi ile “'Soykırım Olmadı' şovunu göstermek için saatlerdir Paris'ten yayın yapan haberciler kafatasları 19 oldu ama önemli değil tabii yapmamışızdır” twitinizi okudum. "’Soykırım Olmadı’ ‘ŞOV’ ise siz ne kadar demokratsınız?” yazdım beni “block”ladığınız için silinen “Sizden daha demokratım, siz inkârcılığınızla, ulusalcılığınızla bayrağınıza sarılın” mealinde cevap yazdınız.

Anlaşılan pek çok cevap aldınız ki hızınızı alamayıp twitlediniz:

“En büyük sıkıntı gerçekten eğitim:) yahu hakaret etmeden evvel okuduğunuzu doğru anlayın önce, ne çok inkârcı, ırkçı varmış, block, block!”

“En acıklı bulduğum insan türleri; acı yarıştıranlar, vatansever taklidi yapanlar, 'devrimci" maskesiyle trübünlere oynayanlar, liste uzar..”

Ben sonu “….cı” ile biten bir inanç sahibi değilim, belki de yaşım(60) gereği. Bireyin akıl egemenliğine inanırım. Aklımı kiralamam, düşüncelerimin zenginliğim olduğunu düşünürüm. Siz benim “ulusalcı” olduğuma nasıl karar verdiniz?

Sizin karşınızda olan görüşlere “şov” derseniz bu kendinizden başka düşünceye saygı göstermiyorsunuz demektir. Siz istediğinize inanabilirsiniz, bunu savunursunuz ama o kadar. Başkasına “şov yapıyor” dememeniz gerekir. O zaman sizin de “şov” yaptığınızı düşünürüz. Zira biz düşünce açıklamanın “şov” olduğunu sizden öğrenmiş olduk, değil mi?

Daha da tuhaf olan 140 karakterden kişilik tahlili yapabilmeniz. Bu sizin ön yargılar içinde olduğunuzu göstermez mi? Benzer ön yargıyı “block”larken de gösteriyorsunuz. Zira “block”layarak başkalarının sizi taciz, rahatsız etmeye devam edeceğini düşünüyorsunuz. Belki de bilinç altınızda kendinizi “önemli” görmenizden kaynaklanıyor. Sizinle uğraşacaklar, sizi kızdıracaklar vb.. Neden öyle yapılsın? Buna değer misiniz? Bunu yargılamak aklınıza gelmiyor mu? Sizi 5000 kişi takip ediyor. Önceden seçme yapın bari.. Hem kişiye ulaşmak o kadar da zor değil. Böyle kendinizi koruyamazsınız.

“Bayrağa sarılmaya” gelince ben devlet ve yurttaşlık kavramına inanıyorum. Doğal olarak bir bayrak da olacak tabii. Ama ülkem içindeki tüm insanları kucaklamam, tüm uygarlıklara sahip çıkmama engel değil. Siz de bu topraklarını dilini kullandığınıza göre bu toprağın ürünüsünüz, size de bir bayrak lâzım.

Eğitimden şikâyet ederek kendi eğitiminizi vurguladığınızı; acıdığınız insanlara bakarak kendinizi acınacak durumda görmediğinizi anlıyorum. Bu edebiyatçı kimliğinize aykırı. İnsan aslında acınacak bir varlıktır. Ama siz aslında kendinizle övünüyorsunuz. Siz vatanseversiniz, devrimcisiniz, acı yarıştırmazsınız , inkârcı ve ırkçı değilsiniz vs… Benim için bu jargon 70’li yıllarda kaldı. Üzgünüm ama siz de (yaşamadığınız)oralardasınız.

Bu satırları yazmamın nedeni ise sadece kendimle ilgili. Sizi değiştiremem. Yazılarınızdaki Esra’yı yitirmemek için twitter’da takip etmiyordum zaten, zira sizin cemaat aidiyetinizden sıkıldım, üzüldüm.

Twit'ler unutulur, kitaplar kalır. Böyle giderse twitleriniz ve aidiyetiniz edebi kişiliğinizi bozacak. Siz kendinize acımıyorsanız bize acıyın! Bize, yani okurlarınıza yazık!

Melih Anık


www.melihanik.blogspot.com


Esra Yalazan cevap verdi:


"Zahmet buyurup uzun uzun yazmışsınız ben böyle cevap veremeyeciğim ama şu kadarını söyleyebilirim orada yazılanlar özellikle siz edeğilse üstünüzü alınmayın, binlerce insan anlamadan hakaret ediyor. Ayrıca madem o kadar demokrat, açık fikirlisiniz neden hemen saldırıyorsunuz. Benim olup biteni 'soykırım' diye değerlendirme özgürlüğüm yok mu? Hem siz soykırım'ın huhuksal karşığını gerçekten biliyor musunuz? Ben sizin gibi ulus delvete, vatanperverliğe, bayrağa inanmak zorunda mıyım, böyle mi gösteriyorsunuz vatınınızı çok sevdiğinizi...Neyse ben fikirlerinden, duruşundan hoşlanmadığım insanları takip etmiyorum buralarda, size de aynısını tavsiye ederim. Bu bakışınız ne kadar haklı olduğumu bir kez daha gösterdi. Tahammülsüzsünüz, kendinizden başkasına tahammül edemiyorsunuz, bence siz beni listenizden bir an evvel çıkarın onu da ben yapmak zorunda kalmayayım, kendinize benzer acıklı olmayanlara iyi anlaşacağanıza eminim. Başarılar dilerim...."

Ben de ona yazdım: 

Siz benim listemde değilsiniz, olmayacaksınız da. Okuduğunuzu da anlamıyorsunuz. Hiç bir şeye inanmak zorunda değilsiniz. İstediğinize inanırsınız kim karışır! Kendi fikirlerinizi açıklar, savunursunuz ama başkalarının inançlarına "şov" diyemezsiniz. Beni tahammülsüzlükle suçlayan şu halinize bir bakın. Yazık, Kelimeler ve Kader'in yazarı ile isim benzerliğiniz var sadece.Sorularınızda bile kendinizi oturttuğunuz bir yer var. Yazık ÇOK YAZIK... Yazdıklarınızı açık alanda paylaşacağım.


Esra Yalazan cevap verdi:


"Paylaşın lütfen sizin gibi saldırgan, tahammülsüz, başkalarının fkirlerine hürmet etmeyen zorba bir kişiliğe çok yakışacak bu tavır, bunu da paylaşın lütfen, ben de paylaşmak isterim entelektüel faşizm kokan uyarılarınızı tabii ama açık alanlarda değil, ilgili ve lüzumla alanlarda görürsünüz. Okuduğunu anlayamamak konusunda binlerce okur arasında kimse sizden daha nobran, kaba, anlayışsız olmadı bugüne kadar. Yazık ama bence şu kendinizi düşündüğünüz hale, çok yazık!"

Benden cevap almamak için benim mesaj göndermemi  engellemiş. 


İşte bir "demokrat" yazarın (gazetecinin) gerçek yüzü..

21 Ocak 2012 Cumartesi

Mimesis’den Neden Ayrıldım

Mimesis'den Duygu Dalyanoğlu, “Devlet Tiyatroları’nda Sezuan’ın İyi İnsanı” başlıklı bir yazı yazdı. Yazıya oyunun yönetmeni Yücel Erten bir yorum ekledi.  Hemen ardından, Mimesis Editör köşesinde “Tiyatro Dünyamızda Eleştiri ve Tartışma Kültürü” başlıklı bir yazı yayımlandı. Ayrıca bazı Mimesis üyeleri yorumlarıyla Duygu'nun yanında tartışmaya katıldı.

Editör, yazısında, “Bunun son örneklerinden birisini sütunlarımızda yer alan ve Devlet Tiyatroları’na ait bir oyun üzerine yazılmış bir eleştiriye yapılan yorumlarda görme fırsatını elde ettik” demektedir. “Son örnek” dendiğine göre daha önce de bu konuda örneklerin varlığı kabul edilmiştir. O halde Mimesis, neden ŞİMDİ reaksiyon göstermektedir, “arkadaşına dokunulduğu” için mi?

Doğrusunu isterseniz bugün “Oyunun yönetmeni uygulamacılar bölgesinde sıklıkla görülen bir refleksle oldukça somut verilere dayandırılmış bir eleştiri metininin yazarına, yine somut verilerden yola çıkarak yanıt vermek yerine onun eleştiri yapma ehliyeti bulunup bulunmadığını sorgulamayı tercih ediyordu”  ifadesiyle Yücel Erten’e ne yapması gerektiği hususunda akıl veren Mimesis’i oluşturan kişilerin seslerini,  örneği pek çok kez görülmüş benzer olaylarda, geçmişte  duymadım.

 Aslına bakarsanız Mimesis, kendince “tiyatro ve kültür” ile bağlantı kurduğu (bazıları bence zorlama) pek çok konuya müdahil olmuş, editoryal yazı yazmıştır. Bu yazılar kuşkusuz bir önceliği, tercihi ortaya koymaktadır. Bu,  Mimesis’in, sadece kendi sayfalarındaki yazılarla ilgili çerçevede değil daha geniş yani “tiyatro dünyasını” ilgilendiren konularda fikir beyan etmesinin gerekliliğine inandığını göstermiştir.

Mimesis, Haldun Taner’e “tilki kurnazı uyanık” ifadesi ile hakaret eden yazı ile ilgili “biz yayımlamadık ki” gerekçesinin arkasına saklanmış, yazıyı sayfasına almamış, bu şekilde “açıklaması gereken (olumlu/olumsuz) görüşten” kurtulmuş, konunun dışında kalarak “seyretmiştir”.  Öte yandan Mimesis,  “portali gerekirse farklı ve uzlaşmaz görüşlerin rahatça ifade edilebildiği bir platform olarak işletmeyi tercih ediyoruz” gerekçesini ileri sürerek Mimesis’in “görüşleri toplayan bir platform” olduğunu belirtmektedir ama Yücel Erten’in FARKLI yorumuna karşı  reaksiyon vermektedir.

Hal böyle iken, Mimesis, son editör yazısında “Tiyatro Dünyamızda Eleştiri ve Tartışma Kültürü” üzerine değerlendirme yapmakta, hatta bu konuda bir etkinlik düzenlemeyi düşündüğünü belirterek  tiyatro dünyamızın tümünü ilgilendiren bir konunun sözcülüğüne soyunmaktadır.

Bu yazı biraz da Mimesis’den gelen “tartışmayı sürdürelim” dileğinin gereği olarak kaleme alınmıştır ve bir süredir kişisel yazışmalar, telefon görüşmeleri ile devam eden fikir alış verişi sırasında değindiğim konular ve sorduğum sorulara alamadığım yanıtlar nedeniyle yazılmıştır.

Bir süredir mesajlar aracılığı ile görüşlerimi anlatmaya çalıştım. Kişisel mesajlarımda tiyatro binasının temelleri oyulurken, üst kattaki evlerimizde rahat oturmamızın yanıltıcı olduğunu belirttim. Bu nedenle saygısız aymaza “özür dilemesi" gerektiğinin hatırlatılmasını istedim ama Mimesis, açıklamalarında buna hiç değinmeden olayı kişisel bir olaymış gibi anlamayı ve anlatmayı tercih etti. Bu konuda editoryal yazı da yazmadı yazdığım "açık mektup"un altına eklediği not ile konuyu kendi istediği alana taşımayı tercih etti. 

"Mimesis’e Açık Mektup", sonraki gelişmelerle bazı konularda turnusol kağıdı olmuştur. Üzerinden bu yana geçen sürede Mimesis, vurgulamaya çalıştığım hususun önemini görmezden gelerek benim “artık portal yazarları arasında yer almak istemediğimi belirtmiş” olduğumu;  “Bu bağlamda Melih Anık’ın üzüntü verici kararını kabullenmekten başka yapabileceğimiz bir şey olmadığını düşünüyoruz” şeklinde görüş  belirtmiş olmasına rağmen talebimi bir türlü yerine getirmeyerek(21 Ocak 2012 saat 12: 05) yazı üzerinden yapılacak yorumlarla konuyu(ama aslında “beni” hedefte) canlı tutma gayreti içinde olmuştur. Bu çabanın kendilerine uzunca bir süredir yazı veren bir yazarı, giderayak yargılama/yargılatma  gibi "kişisel" olduğunun ya farkında değiller ya da özellikle yapıyorlar.  

“Umarız yaşanan bu durum son yıllarda pek çok örneğine rastladığımız tiyatro dünyamıza has kişiselleşmeye eğilimli yıkıcı tartışma alışkanlıklarının son örneği olur” diyerek davranışımı “kişisel yıkıcı tartışma” olarak değerlendiren;  arkadaşlarına yönelik bir yorum çerçevesinde reaksiyon gösterirken “kişisel” olmayı umursamayan;  tiyatro dünyamızdaki tartışma ve eleştiri kültürü konusunu hatırlatarak bunu “kişisel”likten çıkararak başka bir çerçeve ile sunmaya çalışan Mimesis’in tutum ve duruşunu,  “uyuyor mu yoksa uyanık mı olduğundan  emin olamadığım” tiyatro dünyasının takdirine sunarım.

Bu yazımın, beni Mimesis’den ayıran gerekçeleri içerdiğini düşünüyorum.

Melih Anık

14 Ocak 2012 Cumartesi

UYANIK SAKM'nin Resimli Serüveni

SAKM'nin "uyanıklığı"nı aşağıda resimlerle anlattım. Bana yazıyı kaldırdık derken "saklamış"lar.

Türk Tiyatrosu maalesef  "basit hesap" uğruna temel değerlerinden vazgeçiyor. Bana göre "omurgası olmayan" bu duruşun ne sahiplerine ne de Türk Tiyatrosu'na bir hayrı yoktur. Doğrusunu isterseniz bu "omurga"yı kim/ler/in oluşturacağını da görememekteyim.

Bu arada "Teşekkür" içeren bir önceki yazımın başlığı ve içindeki isimleri "BOŞLUK" olarak kabul etmenizi ve yazımı, o boşlukları doldurabilecek kişi ve kurumlar ortaya çıkıncaya kadar Türk Tiyatrosu'nun içinde bulunduğu çaresizlik ve vefasızlığın bir belgesi olarak okumanızı dilerim. Herkesi kendim gibi görmem nedeniyle ortaya çıkan bu aldatmacanın aracısı olduğum için de özür dilerim.

Bir araya geldiklerinde arkasından güldükleri herhangi bir yazarın yazısından, içinde kendilerini öven bir iki cümle var diye medet umanların öncelikle bu iki yüzlülükten kurtulmaları gerekmektedir. Zira bu sadece o yazara değil o yazılar içindeki övgülere "kanacağını" sandıkları seyirciye de hakarettir. Tiyatro bir ayna ise tiyatro camiasının bu aynaya öncelikle kendisinin bakmasını tavsiye ederim.   

Kıyısında durduğum tiyatro camiasının bu gibi duruş bozukluklarına defalarca tanık olmama rağmen, bazen  buldum zannettiğim ışığa aldanarak, teşvik edici olmasını dileyerek ve iyiniyetimi zorlayarak yazdığım bazı yazıların hak edilmediğini görmekten de üzüntü duyuyorum. Bu gibi olaylar, bana tiyatroyu aydınlatanın "prova ışığı" olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.  

Bu arada HaberTürk Skala programında "görünen" Yavuz Bingöl, "Ben Doğu kökenli bir Keşanlıyı oynadım" dedi. 

Garip bir tesadüf mü desem mi bilmiyorum ama  Haldun Taner'e edilen "tilki kurnazı uyanık" hakaretini, çalıntı reji iddiasını ve de oyunun baş rol oyuncusu olarak "yeni yetme" muamelesini  sineye çekenlere oynadıkları oyundan replikle hatırlatma yapayım:

"Hepsinin elinde kalem
Hepsinin önünde kâğıt
Her şeyin ucu hesap
Herkes hesap peşinde
Herkes hesap peşinde
Herkes hesap peşinde
Herkes hesap peşinde"


Melih Anık







12 Ocak 2012 Perşembe

Teşekkürler Çolpan İlhan! Teşekkürler SAKM!

“Çolpan İlhan’a Açık Mektup” cevabını buldu ve SAKM, sayfasından “o” yazıyı çıkardı.

“O “yazı Türk Tiyatrosu’nun doruklarından biri olan Haldun Taner’e hakaret ediyordu.

“O” yazı oyunun yönetmeni Ahmet  Mümtaz Taylan’ın rejisi ile Şehir Tiyatroları’nın 2006 senesinde sahneye koyduğu son şekli   arasında bir takım benzerlikler olduğunu söyleyerek  yönetmeni “reji çalmak” ile itham ediyordu.

“O” yazı oyunun baş rol oyuncusu  Yavuz Bingöl’ün “pasif kaldığı”, “açıklar verdiği” “arkasının kapatıldığı”  gibi düzeysiz bir dil ve imalarla eleştiriyor; “böylesi ağır bir rol için çok çalışmalı” diyerek toplumda saygın bir yeri olan yılların sanatçısını “yeni yetme”ler  düzeyine indiriyordu.

“O” yazı Keşanlı Ali Destanı ismi üzerinden “saçma” bir gündem yaratmaya  ve aslında oyunu eleştirmeye değil kendi amacına hizmet etmeye çalışıyordu.

“O” yazı Türkçeyi katlediyordu.

SAKM, bir yanlıştan döndü “o” yazıyı sayfasından çıkardı.

Bu davranışı ile ne yaptı biliyor musunuz?

“Ucuz eleştiri”ye HAYIR dedi! Eleştirmenlik kurumunun saygınlığını korudu.

Abuk sabuk yazıp sonunda “Sezonun en iddialı oyununu mutlaka izleyin” diyen “yıkamacı, yağlamacı, boyamacılara” HAYIR dedi.

Türkçeye saygısızı kapının dışına koydu.

Eleştirmenler  ile “tuhaf bir ilişki” içine girmeyi reddettiğini açık açık gösterdi.

“Beni galaya davet etmeyenler, görürsünüz” tehdidine cevap verdi.

Bu bir şamar, anlayana!

SAKM kendi saygınlığını korudu!

SAKM Haldun Taner’e, Türk Tiyatrosu’na, KEŞANLI Ali Destanı’na sahip çıktı.

SAKM yönetmeninin, baş rol oyuncusunun arkasında durdu.

Teşekkürler SAKM! Sadri Alışık, Çolpan İlhan “ekolü”ne bu yakışırdı! Öğrencinize, seyircinize, meslektaşlarınıza, tiyatro camiasına örnek oldunuz;  “o” yazara özür dilemesini hatırlatmaktan “kaçarak” hakareti “görüş açıklaması” sayanlara, yazıyı bilip de bilmezden gelen “havalara bakan tiyatroculara”,  “o yazı bizim sayfamızda yayımlanmadı ki, biz ne yapalım” diyenlere, "çok seslilik"ten yanaymış gibi yaparak Türk Tiyatrosu'nun temellerini oyanları göremeyen aymazlara, uzaktan bakanlara, susup oturanlara mükemmel bir ders verdiniz!

Darısı, halâ o anlayıştan, o akıldan medet uman, tiyatro destekçisi olduğunu iddia eden  saygın bankaların yöneticileri ile jürilerin üyelerine; o anlayış ile aynı sütunda yan yana görünmeyi  içine sindirenlere; o anlayışı davet eden, dinleyen, takip eden ve  “bir şey” zanneden ve de başını toprağa sokmuş DEVEKUŞLARINA!

Melih Anık 

Çolpan İlhan’a Açık Mektup

Keşanlı Ali Destanı ile ilgili bir eleştiri SAKM’nin sayfasında yayımlandı. O yazı üzerine ben de bir yazı yazdım. (http://hayatinnabzi.blogspot.com/2012/01/sapkasz-klavyenin-yazar-acelesi-var.html) Bağlantıyı vermemin nedeni düşüncelerimi tekrar etmemek içindir.

Öve öve yayımlanan yazının SAKM’nin sayfasına yanlışlıkla konulduğunu düşündüğüm için sizinle görüşmek için SAKM’ni aradım, beni Nurcan Kaçmaz’a bağladılar.

Nurcan Hanım, sizin bu konularla ilgilenmediğinizi, bu nedenle sizinle konuşmamın gereksizliğini  ve yeni bilgilendiği bu konu ile kendisinin bizzat ilgileneceğini söyledi. Ancak her görüşe açık olduklarını, kendilerini kötülese bile yazıyı sayfalarına koymalarının da bu düşüncenin ürünü olabileceğini; yazıyı okuyacağını ve ilgili kişilerle müzakere edeceğini  belirtti.  SAKM, içeriğinden memnun olmadığı yazıları daha önce örneğini görmediğim bir “demokratlık” uğruna yayımlamış bile olsa  yazının tanıtımında kullanılan övgü dolu ifadelerin aslında içeriği de onaylar olduğunu  söyleyemedim.  Benim edindiğim izlenim şudur ki  SAKM, içeriğine aldırmadan/okumadan/algılamadan  “sezonun en iddialı oyunu” ifadesi ile tatmin olabiliyor, içeriğin taşıdığı hakaretleri (özellikle Türk Tiyatrosu'nun doruklarından biri olan Haldun Taner'e) önemsiz sayıyor ve -bence etkisi kuşkulu- yazıyı “reklâmın iyisi kötüsü olmaz anlayışı” içinde kullanıyor, bu arada kendi takipçilerinin zekâsını  da hafife alıyor.  

Aradan geçen iki gün içinde herhangi bir değişikliğin olmadığını görünce ve de Nurcan Kaçmaz’a gönderdiğim mesaja cevap alamayınca bu mektubu yazma gereği hissettim. Merak ettiğim husus SAKM’ni yaratan sizin bunu nasıl dikkate alacağınızdır. Zira bugünün “gelgeç” dünyası içinde bazı değerlerin bazı kişiler için halâ var olduğuna inanmak istiyorum. Siz, gerekli hassasiyeti göstereceğine inandığım kişilerden birisiniz diye düşünüyorum ve zihnimdeki “son kale”lerden birinin halâ ayakta olup olmadığını anlamak istiyorum. Tutumunuz öğrencileriniz, seyircileriniz, meslektaşlarınız, tiyatro camiası için yön gösterici olacaktır. Merakla bekliyorum.

Saygılarımla.

Melih Anık

10 Ocak 2012 Salı

Şapkasız Klavyenin Yazarı - Acelesi Var Övmeye!

Abuk subuk bir yazı yazmış, yazdığından bîhaber.. Acelesi var övmeye!

Ayaküstü yazmış. Yoksa bilmez mi(?!!) O her şeyi bilir(?) Ama acelesi var övmeye!
“En birinci olmaya çalışırken övmede” “şapkaları” koyamamış:

 “vakıf” değil “vâkıf” , “inkar” değil “inkâr”, “dahi” değil “dâhi” , “aşık” değil “âşık” “harika” değil “hârika”, “mesela” değil “meselâ”

Bir de “küsür” değil “küsur”.. “Dahi” anlamındaki “de”ler ayrı yazılır, ilk okul bilgisi bu! “Dahi” ile “dâhi”yi ayıramadığı için besbelli fark etmiyor ona! Acelesi var övmeye!

Çalakalem yazdığı için sözün gittiği yeri de bilmiyor. Acelesi var acelesi var!

Mimesis İnternet Dergisi Editörlüğü’ne Açık Mektup

Türk Tiyatrosu’nun ve aydınlanmasının doruklarından biri olan Haldun Taner’e “tilki kurnazı uyanık” diye hitap edebilme cüretini kendinde gören kişi Türk Tiyatrosu için utanç kaynağıdır.

Tiyatro dünyamızın gereken tepkiyi göstereceğini umuyor ve diliyorum.

Yaptığı densizlikten dolayı açık olarak özür dilemedikçe “o” kişi ile aynı sayfada görünmek istemiyorum.

Gereği için durumu bilgilerinize sunarım.

Saygılarımla.

Melih Anık     

5 Ocak 2012 Perşembe

Rosenbergler Ölmemeli 1970

Oyunu ilk seyrettiğim zamandan kalma  program  dergisini arşivimden çıkardım. Dergi Dostlar Tiyatrosu’na ait 3.sayı.

Rol dağılımı ön kapağın arkasına yapıştırılmış. Arşivimde ön kapak içine basılı kadrosu olan aynı derginin bir başka kopyası daha var. Yapıştırılmış olan kağıdın anlamı şu: bazı rollerin oyuncuları değişmiş, tiyatro da dergiye yeni kadronun listesini yapıştırmış. Benim seyrettiğim kadro Arif Erkin, Şevket Altuğ,  Ayla Algan, Genco Erkal, Öcal San, Zeki Yurtbaşı, Berin Süngü, Halit Akçatepe, Deniz Çakır, Mehmet Akan, Nüvit Özdoğru’dan oluşuyor. Genco Erkal yönetmiş. Dekor Metin Deniz’e müzik Arif Erkin’e ait.

Kadro sayfasına tarih atmışım “23 Eylül 1970 Çarşamba 18:15 Küçük Sahne”.  Genellikle yaptığım gibi oyundan bir replik yazmışım “'Bizi hayvanlar yönetiyor' Avukat” ve beğenimi bir  kelime ile özetlemişim: “Harikulâde”

Derginin içinde “Metin Çalışmaları” yaptığı belirtilen Ali Tahsin tarafından kaleme alınmış uzun bir yazının alt başlıkları ile şunlar var: (Ben içeriği özetledim)

4 Ocak 2012 Çarşamba

Üstün Akmen Umudunu Kesti mi?

Üstün Akmen son yazısında (Tiyatromuzda, tek seyircili yeni bir kavram ürünü: ÜçKişi) :

AKM’nin onarımı başlatılmadığı takdirde, yeni yılın ilk ayı içinde tiyatro, opera, bale rejisörleri, balerinler, baletler, sahne teknisyenleri, müzisyenler, operacılar, ışıkçılar, koreograflar, kostümcüler, tiyatrocular, dramaturglar ve tüm aydınlarla birlikte camını-kapısını kırarak AKM’ye bizzat gireceğimi ve bana katılacaklarla birlikte amacımıza ulaşıncaya kadar AKM’yi işgal edeceğimi alenen duyurdu”ğunu hatırlatıyor. Ama “ben de varım” diyen iki kişiden(Aydın Bilgesu Erenus ve Kemal Başar) başka  “babayiğit” “anayiğit” destek çıkmadığını belirtmiş.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Milliyet Sanat Dergisi Editör’ü Asu Maro’nun Endişesi

Milliyet Sanat Dergisi “sahne sanatları ve müzik editörü”, “her konuyu ama arada bir tiyatroyu” yazar  Asu Maro Milliyet Cadde’de bir “haber-eleştiri”  yazmış. Yazının başlığı “Başıma Bir Şey Gelmeyecekse” .  Aslında pek “sevmediği” kalıbı kullanmak gelmiş içinden. Demek ki “editör”ün “içinden geliyor” ve yazıyor, ben üstünde düşünüp yazar diye düşünürdüm.  İyi de “sevmiyorsa” neden ve “kalıp” kullanarak yazmış?  Bu arada “yeri gelmişken” (aslında “yeri” o yaratmış da “yeri gelmiş gibi yapmış!) , “röportajından parçalar alıp ismini kullanmadan, üstelik kendi imzasını atarak yayımlayan Hürriyet yazarı Sefa Kaplan’a selam etmiş.”  Ve demiş ki: “Yakıştı mı yani?” Yani hem  “öfkeli mektuplardan” “endişe içinde” hem de “neden benim ismimi vermedin” diye sitem ediyor.