Kayıtlar

Ocak, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tiyatroda Eleştiri - Yazılarımdan Derleme

Son günlerde tiyatroda eleştiri ve eleştirmenlik üzerine tartışma yapılıyor. Tartışma, bir eleştiri yazısına bir yönetmenin yorum yazması ile başladı.(Bu kaçıncı?) Ben de yazdığım yazılar nedeniyle yönetmen,tiyatrocu sitemine(?) çok kez maruz kaldım. Bu nedenle tecrübem var! O zamanlar editörler yazı falan da yazmadı, soruna el atmadılar. Nedense bugün çok "cevval" herkes..
Tartışmanın kısıtlı bir çevre içinde kaldığını ve bir süre sonra unutulacağını düşünüyorum. Kurumsal olarak TEB ve deneyimli eleştirmenler dışarıdan seyredecekler gibi geliyor bana. Konuya sahip çıkması gereken TEB, ulusal/uluslar arası eleştiri alanında ne yapıyor acaba? Ben üyelerini ödül jürilerinde, törenlerde görüyorum.  Zira şimdi ödül vermek ses getiren bir iş.(sınırlı da olsa) Türkiye’de tiyatro eleştirisi dalında ödül var mı? Panel, konferans düzenleniyor mu? 
Ben bir süredir bu konu üzerindeki düşüncelerimi paylaşmak için yazılar yazıyorum. Esasında tiyatro üstüne  yazmaya başlamamın esas nedenler…

Esra Yalazan'a Açık Mektup

Sayın Esra Yalazan
Yazılarınızı beğenerek (Taraf’tan önce)okuyor(d)um. En son Kelimeler ve Kader’i okudum. Twitter’da ise sizi takip etmiyorum. Bir arkadaşımın retweet etmesi ile “'Soykırım Olmadı' şovunu göstermek için saatlerdir Paris'ten yayın yapan haberciler kafatasları 19 oldu ama önemli değil tabii yapmamışızdır” twitinizi okudum. "’Soykırım Olmadı’ ‘ŞOV’ ise siz ne kadar demokratsınız?” yazdım beni “block”ladığınız için silinen “Sizden daha demokratım, siz inkârcılığınızla, ulusalcılığınızla bayrağınıza sarılın” mealinde cevap yazdınız.
Anlaşılan pek çok cevap aldınız ki hızınızı alamayıp twitlediniz:
“En büyük sıkıntı gerçekten eğitim:) yahu hakaret etmeden evvel okuduğunuzu doğru anlayın önce, ne çok inkârcı, ırkçı varmış, block, block!”
“En acıklı bulduğum insan türleri; acı yarıştıranlar, vatansever taklidi yapanlar, 'devrimci" maskesiyle trübünlere oynayanlar, liste uzar..”
Ben sonu “….cı” ile biten bir inanç sahibi değilim, belki de yaşım(60) gereği.…

Mimesis’den Neden Ayrıldım

Mimesis'den Duygu Dalyanoğlu, “Devlet Tiyatroları’nda Sezuan’ın İyi İnsanı” başlıklı bir yazı yazdı. Yazıya oyunun yönetmeni Yücel Erten bir yorum ekledi.  Hemen ardından, Mimesis Editör köşesinde “Tiyatro Dünyamızda Eleştiri ve Tartışma Kültürü” başlıklı bir yazı yayımlandı. Ayrıca bazı Mimesis üyeleri yorumlarıyla Duygu'nun yanında tartışmaya katıldı.
Editör, yazısında, “Bunun son örneklerinden birisini sütunlarımızda yer alan ve Devlet Tiyatroları’na ait bir oyun üzerine yazılmış bir eleştiriye yapılan yorumlarda görme fırsatını elde ettik” demektedir. “Son örnek” dendiğine göre daha önce de bu konuda örneklerin varlığı kabul edilmiştir. O halde Mimesis, neden ŞİMDİ reaksiyon göstermektedir, “arkadaşına dokunulduğu” için mi?
Doğrusunu isterseniz bugün “Oyunun yönetmeni uygulamacılar bölgesinde sıklıkla görülen bir refleksle oldukça somut verilere dayandırılmış bir eleştiri metininin yazarına, yine somut verilerden yola çıkarak yanıt vermek yerine onun eleştiri yapma ehliyeti …

UYANIK SAKM'nin Resimli Serüveni

Resim
SAKM'nin "uyanıklığı"nı aşağıda resimlerle anlattım. Bana yazıyı kaldırdık derken "saklamış"lar.
Türk Tiyatrosu maalesef  "basit hesap" uğruna temel değerlerinden vazgeçiyor. Bana göre "omurgası olmayan" bu duruşun ne sahiplerine ne de Türk Tiyatrosu'na bir hayrı yoktur. Doğrusunu isterseniz bu "omurga"yı kim/ler/in oluşturacağını da görememekteyim.
Bu arada "Teşekkür" içeren bir önceki yazımın başlığı ve içindeki isimleri "BOŞLUK" olarak kabul etmenizi ve yazımı, o boşlukları doldurabilecek kişi ve kurumlar ortaya çıkıncaya kadar Türk Tiyatrosu'nun içinde bulunduğu çaresizlik ve vefasızlığın bir belgesi olarak okumanızı dilerim. Herkesi kendim gibi görmem nedeniyle ortaya çıkan bu aldatmacanın aracısı olduğum için de özür dilerim.
Bir araya geldiklerinde arkasından güldükleri herhangi bir yazarın yazısından, içinde kendilerini öven bir iki cümle var diye medet umanların öncelikle bu iki yüzlülükten kurtulm…

Teşekkürler Çolpan İlhan! Teşekkürler SAKM!

“Çolpan İlhan’a Açık Mektup” cevabını buldu ve SAKM, sayfasından “o” yazıyı çıkardı.
“O “yazı Türk Tiyatrosu’nun doruklarından biri olan Haldun Taner’e hakaret ediyordu.
“O” yazı oyunun yönetmeni Ahmet  Mümtaz Taylan’ın rejisi ile Şehir Tiyatroları’nın 2006 senesinde sahneye koyduğu son şekli   arasında bir takım benzerlikler olduğunu söyleyerek  yönetmeni “reji çalmak” ile itham ediyordu.
“O” yazı oyunun baş rol oyuncusu  Yavuz Bingöl’ün “pasif kaldığı”, “açıklar verdiği” “arkasının kapatıldığı”  gibi düzeysiz bir dil ve imalarla eleştiriyor; “böylesi ağır bir rol için çok çalışmalı” diyerek toplumda saygın bir yeri olan yılların sanatçısını “yeni yetme”ler  düzeyine indiriyordu.
“O” yazı Keşanlı Ali Destanı ismi üzerinden “saçma” bir gündem yaratmaya  ve aslında oyunu eleştirmeye değil kendi amacına hizmet etmeye çalışıyordu.
“O” yazı Türkçeyi katlediyordu.
SAKM, bir yanlıştan döndü “o” yazıyı sayfasından çıkardı.
Bu davranışı ile ne yaptı biliyor musunuz?
“Ucuz eleştiri”ye HAYIR dedi! E…

Çolpan İlhan’a Açık Mektup

Keşanlı Ali Destanı ile ilgili bir eleştiri SAKM’nin sayfasında yayımlandı. O yazı üzerine ben de bir yazı yazdım. (http://hayatinnabzi.blogspot.com/2012/01/sapkasz-klavyenin-yazar-acelesi-var.html) Bağlantıyı vermemin nedeni düşüncelerimi tekrar etmemek içindir.
Öve öve yayımlanan yazının SAKM’nin sayfasına yanlışlıkla konulduğunu düşündüğüm için sizinle görüşmek için SAKM’ni aradım, beni Nurcan Kaçmaz’a bağladılar.
Nurcan Hanım, sizin bu konularla ilgilenmediğinizi, bu nedenle sizinle konuşmamın gereksizliğini  ve yeni bilgilendiği bu konu ile kendisinin bizzat ilgileneceğini söyledi. Ancak her görüşe açık olduklarını, kendilerini kötülese bile yazıyı sayfalarına koymalarının da bu düşüncenin ürünü olabileceğini; yazıyı okuyacağını ve ilgili kişilerle müzakere edeceğini  belirtti.  SAKM, içeriğinden memnun olmadığı yazıları daha önce örneğini görmediğim bir “demokratlık” uğruna yayımlamış bile olsa  yazının tanıtımında kullanılan övgü dolu ifadelerin aslında içeriği de onaylar olduğun…

Şapkasız Klavyenin Yazarı - Acelesi Var Övmeye!

Abuk subuk bir yazı yazmış, yazdığından bîhaber.. Acelesi var övmeye!
Ayaküstü yazmış. Yoksa bilmez mi(?!!) O her şeyi bilir(?) Ama acelesi var övmeye! “En birinci olmaya çalışırken övmede” “şapkaları” koyamamış:
 “vakıf” değil “vâkıf” , “inkar” değil “inkâr”, “dahi” değil “dâhi” , “aşık” değil “âşık” “harika” değil “hârika”, “mesela” değil “meselâ”
Bir de “küsür” değil “küsur”.. “Dahi” anlamındaki “de”ler ayrı yazılır, ilk okul bilgisi bu! “Dahi” ile “dâhi”yi ayıramadığı için besbelli fark etmiyor ona! Acelesi var övmeye!
Çalakalem yazdığı için sözün gittiği yeri de bilmiyor. Acelesi var acelesi var!

Mimesis İnternet Dergisi Editörlüğü’ne Açık Mektup

Türk Tiyatrosu’nun ve aydınlanmasının doruklarından biri olan Haldun Taner’e “tilki kurnazı uyanık” diye hitap edebilme cüretini kendinde gören kişi Türk Tiyatrosu için utanç kaynağıdır.
Tiyatro dünyamızın gereken tepkiyi göstereceğini umuyor ve diliyorum.
Yaptığı densizlikten dolayı açık olarak özür dilemedikçe “o” kişi ile aynı sayfada görünmek istemiyorum.
Gereği için durumu bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla.
Melih Anık

Rosenbergler Ölmemeli 1970

Resim
Oyunu ilk seyrettiğim zamandan kalma  program  dergisini arşivimden çıkardım. Dergi Dostlar Tiyatrosu’na ait 3.sayı.
Rol dağılımı ön kapağın arkasına yapıştırılmış. Arşivimde ön kapak içine basılı kadrosu olan aynı derginin bir başka kopyası daha var. Yapıştırılmış olan kağıdın anlamı şu: bazı rollerin oyuncuları değişmiş, tiyatro da dergiye yeni kadronun listesini yapıştırmış. Benim seyrettiğim kadro Arif Erkin, Şevket Altuğ,  Ayla Algan, Genco Erkal, Öcal San, Zeki Yurtbaşı, Berin Süngü, Halit Akçatepe, Deniz Çakır, Mehmet Akan, Nüvit Özdoğru’dan oluşuyor. Genco Erkal yönetmiş. Dekor Metin Deniz’e müzik Arif Erkin’e ait.
Kadro sayfasına tarih atmışım “23 Eylül 1970 Çarşamba 18:15 Küçük Sahne”.  Genellikle yaptığım gibi oyundan bir replik yazmışım “'Bizi hayvanlar yönetiyor' Avukat” ve beğenimi bir  kelime ile özetlemişim: “Harikulâde”
Derginin içinde “Metin Çalışmaları” yaptığı belirtilen Ali Tahsin tarafından kaleme alınmış uzun bir yazının alt başlıkları ile şunlar var: (Ben…

Üstün Akmen Umudunu Kesti mi?

Üstün Akmen son yazısında (Tiyatromuzda, tek seyircili yeni bir kavram ürünü: ÜçKişi) :
AKM’nin onarımı başlatılmadığı takdirde, yeni yılın ilk ayı içinde tiyatro, opera, bale rejisörleri, balerinler, baletler, sahne teknisyenleri, müzisyenler, operacılar, ışıkçılar, koreograflar, kostümcüler, tiyatrocular, dramaturglar ve tüm aydınlarla birlikte camını-kapısını kırarak AKM’ye bizzat gireceğimi ve bana katılacaklarla birlikte amacımıza ulaşıncaya kadar AKM’yi işgal edeceğimi alenen duyurdu”ğunu hatırlatıyor. Ama “ben de varım” diyen iki kişiden(Aydın Bilgesu Erenus ve Kemal Başar) başka  “babayiğit” “anayiğit” destek çıkmadığını belirtmiş.

Milliyet Sanat Dergisi Editör’ü Asu Maro’nun Endişesi

Milliyet Sanat Dergisi “sahne sanatları ve müzik editörü”, “her konuyu ama arada bir tiyatroyu” yazar  Asu Maro Milliyet Cadde’de bir “haber-eleştiri”  yazmış. Yazının başlığı “Başıma Bir Şey Gelmeyecekse” .  Aslında pek “sevmediği” kalıbı kullanmak gelmiş içinden. Demek ki “editör”ün “içinden geliyor” ve yazıyor, ben üstünde düşünüp yazar diye düşünürdüm.  İyi de “sevmiyorsa” neden ve “kalıp” kullanarak yazmış?  Bu arada “yeri gelmişken” (aslında “yeri” o yaratmış da “yeri gelmiş gibi yapmış!) , “röportajından parçalar alıp ismini kullanmadan, üstelik kendi imzasını atarak yayımlayan Hürriyet yazarı Sefa Kaplan’a selam etmiş.”  Ve demiş ki: “Yakıştı mı yani?” Yani hem  “öfkeli mektuplardan” “endişe içinde” hem de “neden benim ismimi vermedin” diye sitem ediyor.