10 Ocak 2012 Salı

Şapkasız Klavyenin Yazarı - Acelesi Var Övmeye!

Abuk subuk bir yazı yazmış, yazdığından bîhaber.. Acelesi var övmeye!

Ayaküstü yazmış. Yoksa bilmez mi(?!!) O her şeyi bilir(?) Ama acelesi var övmeye!
“En birinci olmaya çalışırken övmede” “şapkaları” koyamamış:

 “vakıf” değil “vâkıf” , “inkar” değil “inkâr”, “dahi” değil “dâhi” , “aşık” değil “âşık” “harika” değil “hârika”, “mesela” değil “meselâ”

Bir de “küsür” değil “küsur”.. “Dahi” anlamındaki “de”ler ayrı yazılır, ilk okul bilgisi bu! “Dahi” ile “dâhi”yi ayıramadığı için besbelli fark etmiyor ona! Acelesi var övmeye!

Çalakalem yazdığı için sözün gittiği yeri de bilmiyor. Acelesi var acelesi var!

“… dahi kalemi” demiş örneğin dehasını övdüğü yazara. Dizide “kalem” olmuş o yazar, dehası başkalarına "emanet"!

Ama “Tiyatromuzun dahi kalemi Özen Yula tarafından diziye dönüştürülen oyun, şimdide Sadri Alışık Tiyatrosu’ nun birbirinden usta oyuncuları tarafından tiyatro seyircisine sunuluyor.” Onu okuyan, Özen Yula’nın metnini oynuyor sanır SAKM.

 “… yazımın ardından dizi olarak çekilmeye başlandı” dersen “ben yazdım onlar etkilendi şunu dizi yapalım dediler” anlamı çıkar. Oysa öyle değil, hiç değil!

…. diziye dönüştürülmüş”- Ben kentler dönüşür bilirdim meğer piyesler de “dönüşür”müş. Piyesler “dönüşünce” dizi olur “büyüyünce” gösteri olur (!) Acelesi olan da saçmalar!

…. gösteriyi günümüz dünyasından uzaklaştırmadan güncel biçimde bizlere ulaştırmış”- 
“Güncel”, “günümüz dünyası” demek zaten. “Güncel”den uzaklaştırmadan güncel biçimde ulaştırmayı nasıl becermiş? Acelesi var ya, olur!

Oyunun bundan otuz küsür sene önceki halini buradan sizlere anlatacak değilim.”- Anlatma, zaten bilmiyorsun! Hem  kitabı okuyan biliyor. Oyunun otuz küsur seneki hali de aynıydı. Değişen “yorum”u yani “gösteri”..

Şehir Tiyatroları’nın 2006 senesinde sahneye koyduğu son şekli ile Ahmet Mümtaz Taylan rejisi arasında bir takım benzerlikler olduğunu belirtmeliyim.” - AMT “çalmış” öyle mi! Aceleden aceleden..

Sadri Alışık Tiyatrosu’ nun işlediği destanda Yönetmen Taylan, oyuna farklı bir giriş yaparak, Sineklidağ’da bir yazlık sinemada Engin Cezzar ile Gülriz Sururi’ nin seneler önce TRT’ ye oynadıkları gösteriden kesitlerle oyuna adım atıyor.” - Nakış değil piyes bu! İşlese işlese oyunu işler, destanı değil. “Destan” denmişse Keşanlı Ali’dir. Hangisi? TRT’ye oynanan değil, “TRT tarafından çekilen”; “gösteri” değil “oyun”.  

Ahmet Mümtaz Taylan oyununu koyarken eserin ilk hallerini sahneye taşıması iyi bir düşünce, ama müzikali günümüz tiyatro seyircisine gösterdiğini bu noktada unutmuş. Yani artık Gülriz Sururi ile Engin Cezzar ikilisinin oynadığı oyunu kimse izlemek istemiyor. Şimdinin teatral algısıyla, o dönemden farklı, çok iyi bir oyun var sahnede.” - “Eser”? Bu iyi! Keşanlı Ali Destanı’nı “eser” olarak kabul etmek iyi bir aşama..  Aferin! “Eserin ilk halleri” ne ola ki? Olsa olsa “ilk oynanan hali” olur. “İlk” dedin mi “haller” olmaz “hali” olur. “Gülriz Sururi ile Engin Cezzar ikilisinin oynadığı oyunu” herkes izlemek istiyor da imkânı yok. Hem “ikilisi” değil, “Tiyatrosu”nun, zira onlar iki kişi oynamadı oyunu! AMT “çalmış”, “unutmuş”; baş oyuncu “pasif” ama “çok iyi bir oyun” olmuş he mi?

Zilha’ yı oynayan Songül Öden, bugüne dek oynanan tüm gösterilerdeki en iyi Zilha olmayı başarıyor. Sesi, bedeni, sahne duruşu gösteri boyunca muhteşem bir Songül Öden ortaya çıkarmış.”- Kim kimi çıkarmış? Kim ortaya çıkmış? Zilha mı Songül Öden mi? Oynanan tüm gösterileri gördün mü? Kendini dizginle be adam! “Övme” de, acelen bile olsa bu kadar da övme!

Kendisini tiyatro sahnelerinde bir eleştirmen olarak devamlı izlemek isterim.”- Demek artık “tiyatro sahnelerinde bir eleştirmen” de olacak! Sıra sende, göster kendini!

Songül Öden, Zilha’yı oynarken, sahnede çok noktada pasif kalan Keşanlı Ali rolündeki Yavuz Bingöl’ün açıklarını kapatıyor. Yavuz Bingöl, böylesi ağır bir rol için çok çalışmalı. Mesela Manyak Cafer, Profesör ve Sarhoş Rasih’i Yavuz Bingöl, Keşanlı Ali’yi Keram Alışık oynamalıydı.” - “Sahnede çok nokta” neresi? Yoksa “pek çok sahnede” mi? Songül Öden’e mi yoksa Zilha’ya mı “pasif” kalıyor? Songül Zilha’dan başka rolü de mi oynuyor? “Yavuz Bingöl çalışırsa olur” ha!

İzmarit Nuri’de Mustafa Üstündağ, müzikali komediye dönüştüren isim. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi gösteriyi zirveye çıkarıyor. Rolünü mükemmel oynuyor. Ekibin diğer isimleri de başrolleri paylaşan isimler kadar başarılılar.” - Taktım bu “dönüştürme”ye”.. “Müzikali komediye dönüştürme” bir şeyi olmaması gereken hale sokmak demek. Ama rolünü mükemmel oynadığına göre iyi bir iş yapmış. “Tek başına”, Keşanlı Ali Destanı’nı komedi yapmış, hem de “müzikal’den! Hay eline sağlık!

Çiğdem Erken’ in müzik direktörlüğünde destanın müzikleri canlı bir anlam kazanmış.” - “Canlı anlam kazanan müzik!” Ne anlarsınız bundan? Seçenek ne? “Cansız anlam” mı? “Anlamsızlık” mı?

Başak Özdoğan’ ın harika kostümleri müzikalin dönemini; Kürt, Türk, Laz, Arnavut, Çerkez... mahallede yaşayan her halkı yerinde biçimlendirmiş.” - Buna bayıldım. “Müzikalin döneminde  Kürt, Türk, Laz, Arnavut, Çerkez aynı mahallede yan yana yaşıyormuş. Ama “her halkı” denmez, “halkları” denir.

Barış Dinçel ise sahne tasarımının gücü sayesinde oyuncuların performansını zirveye taşımış. Kullanışlı, ihtişamdan uzak, çok amaçlı bir sahne tasarımıyla karşı karşıyayız.”  - Barış Dinçel “Sahne tasarımcısı” zaten, “terzi” değil! Sahne tasarımının da kendi kendine gücü yok, tasarlayanın gücü olur.  Sahne, tasarımcısı ile güçlü olur yani.  Aceleden değil mi aceleden?

Keşanlı Ali (Kürt Cemali) Destanı, Sadri Alışık Tiyatrosu’ nun muhteşem kadrosunun elinde öylesine güzelleşiyor ki, tiyatro seyircisi tadında bir müzikalle başbaşa kalıyor.”- “Hay Allah yazının sonuna geldik Cemali’yi sokamadık yazıya! Ben de inanmıyorum ama dedik bir kere, yazının içinde Kürt Cemali’yi de analım. Acele gitmeli bu yazı vakit yok düzeltmeye!” “Tiyatro seyircisi tadında”da virgül nerede? Hem “müzikal”, dönüşmemiş miydi “komedi”ye?

Sezonun en iddialı oyununu mutlaka izleyin.” - “İddia”yı üçüncü kişiler belirlemez, saptamaz. Her oyun sahneleyen bir “iddia” taşır zaten. “En” deyince başkalarını da biliyorsun zannedilir. Galaya mı davet etmişler ne!

“Kürt Cemali”ye mal etmek için yırtındığı oyunu “Keşanlı Ali Destanı” diye yazmayı, anlatmayı Allah kimsenin başına vermesin! Amin!

İyi de "Fakir halk, Keşanlı’nın hapisten çıkarak kendilerini tefecilerin, hırsızların elinden kurtaracağını umut eder. Fakat işler halkın istediği gibi gitmeyecek, Ali’de öncekiler gibi fakirlerden haracını almayı sürdürecektir." Bu mu istediğin yani "fakiri haraca bağlayan, kendisi tefeci, hırsız olan" Cemali?

 “Milat”, “.... 'inkar' unsurlarından temizlenme” “demokratik açılıma öncü” gibi boyu aşan "ayaklara”, hadi başka kapıya…

Haldun Taner’ in tilki kurnazı uyanıklığını” ise tiyatrocularımıza havale edeyim diyorum ama SAKM, oynadığı oyunun yazarına hakaret edeni, yönetmenine “çalmış”, baş rol oyuncusuna “pasif” diyeni, Türkçeye saygısızı almış koymuş baş köşesine! Müstahaklar! Kimi kime havale edeceksin! Al birini vur ötekine!

Keşanlı Ali'yi, Kürt Cemali’yi unutun, bu yazı, bayağı “Şapkasız Klavyeli Övgücünün Destanı” be canım!

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder