1 Ocak 2016 Cuma

Süha Uygur'un İBBŞT GSY Olması Üzerine Düşündüklerim

Süha Uygur'un İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na Genel Sanat Yönetmeni olarak atanması sanıyorum ki pek çok insan için sürpriz olmuştur. Erhan Yazıcıoğlu'nun istifa kararının bu defa kesin olduğunun anlaşılmasından sonra kurum içinde yeni Genel Sanat Yönetmeni için bir takım isimlerin adaylıkları konuşulur olmuştu. Adayların tümü kurum içindendi. Bu da kurum dışından bir GSY beklentisinin olmadığını gösteriyordu. Öyle inanıyorum ki Süha Uygur'un ismini aklına getiren de olmamıştır. Kimisi tanımadığından kimisi konduramadığından kimisi yakıştıramadığından Süha Uygur ismini telaffuz etmemiştir. Kendisini tanımadığım için benim için de şaşırtıcı bir isim oldu. 

Son bir yıl içinde Behzat Uygur'u ve Süheyl Uygur'u tanıdım, sohbet ettik. Onların şahsında 'baba'nın insani ve tiyatral  mirasının emin ellerde olduğunu hissettim. Sahneden, perdeden tanıdığım Nejat Uygur 'rol' değildi, şimdi karşımda aynı samimiyetle duruyordu.  Necla Hanım, Behzat Uygur ve Süheyl Uygur'un  yer aldığı aile fotoğrafından edindiğim izlenim, bu duygunun ailenin diğer fertlerini de içine alacak kadar güçlü olduğu yolunda. Bu nedenle kendisiyle tanışmamış olmama rağmen Süha Uygur'un ailenin geleneksel çizgisinin dışında kalmayacağını düşünüyorum. Süha Uygur'un GSY olarak atanmasına bu açıdan baktığımda ben başka bir tablo görüyorum. İBB Yönetimi Süha Uygur ataması ile İBBŞT yönetim anlayışında farklı bir anlayışı tercih ettiğini gösteriyor bana göre. Bu anlayışın temelinde Nejat Uygur ruhu vardır. Nejat Uygur, hayatının son ânına kadar farklı siyasi görüşlerde olan politikacıların değer verdiği bir tiyatrocudur. Onun gücü, halk ile kurduğu sıkı bağdan gelir. Gücünü halktan alır. Eleştirisi iğnelidir ama batmaz. Öte yandan Süha Uygur atamasıyla kurumda modern-geleneksel bir karma anlayışın hâkim kılınmak istendiğini; mevcut kemikleşmeyi eritmeye teşebbüs edildiğini görüyorum.  İBB Yönetimi, ayrıca kurum içi kliklerin dışında bir ismi göreve getirerek içerideki çekişme ve çekiştirmelerin farkında olduğunu gösteriyor. Bu atama, geçen yaz Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'ni dolduran Marko Paşa'nın başarısını çekemeyenlere, 'özel tiyatroya bu sahne nasıl verilir?' diye kurum içinde tedirgin olanlara, dedikodu yapanlara; Cibali Karakolu'nu sahneleyip Nejat Uygur'u hatırlamak istemeyenlere de bir cevap sayılabilir. İBB Yönetiminin çok incelikli bir iş yaptığını kabul etmemiz gerekir.

 Ancak bir kişinin atanmasıyla tüm sorunların çözülebilmesini beklemek hayâlcilik olur. Zira İBBŞT'nın nasıl bir iğneli fıçı olduğunu bilmeyen kalmadı sanırım. Bu yüzden Süha Uygur'un işinin kolay olacağını düşünmüyorum. Daha şimdiden Süha Uygur'un yönettiği oyun isimleri (ki onlar Nejat Uygur oyunları) ile veryansına başlayanlar var. Erhan Yazıcıoğlu'nun görevi süresince kırdığı potlara seslerini çıkarmışlar mıydı?(Hayır) Nejat Uygur'un mirasının Süha Uygur'un yolunu aydınlatacağına inanıyorum. Bu ışığın Türk Tiyatrosu için bir meş'ale olması dileğimdir. Zira bu ışıkta temiz bir  insan ve tiyatro sevgisi ve saygısı var.

İBB Yönetimi kurum çalışanlarını ilgilendiren sorunların çözümünü bir an önce gerçekleştirirse yeni atadığı GSY'nin elini güçlendirir, işini kolaylaştır. Biz de üst yönetimin kurumun gerçek emekçileri ile uğraşma amacının olmadığını anlamış oluruz. İki ara bir yerde kalan tüm kadronun işini gönül rahatlığıyla yapmasından tiyatro kazanır. Süha Uygur'u bulan bir yönetim eminim ki bu konuda üstüne düşeni yapacaktır.

İstanbul, 100 yıllık kurumun lâyık olduğu gibi yönetilmesini istiyor. Biz iyi tiyatro istiyoruz.  


Melih Anık