24 Mart 2015 Salı

HÖST !

Bugün İBBŞT’da hâkim olan zihniyeti talihsiz bir kelimeye indirgemiş bulunuyoruz, ‘Höst’. İleride bu dönemi hatırlayacak olanlar ‘Höst Dönemi’ deseler çok da yanlış olmayacak. İBBŞT’nı yöneten sanatçılar, hoşlanmadıkları bir eleştiriye karşı anlamlı(!) buldukları bir kelimeyle cevap veriyor, ‘höst’.  Kendilerince ‘höst’ün anlamlı bir temeli var o da Muhsin Ertuğrul’un 1 Mart 1930’da yazdığı yazı. (http://tiyatromuzesi.org/drupal/muhsin_ertugrul/ihtisas_isi)

18 Mart 2015 Çarşamba

Osmanlıca Yazmayı Öğrenirsiniz de Her Yazılanı Anlayabilir Misiniz?

Anı kitaplarını okumaktan hoşlanıyorum. Bana salt (kuru kuru) tarih okumaktan daha çok şey veriyor. Şimdi elimde olan kitap ‘Sultan Abdülhamit Devri Hatıraları ve Saray İdaresi’.  Örikağasızâde Hasan Sırrı Bey’in anıları. Dergâh Yayınları’ndan çıkmış. Ali Adem Yörük yayına hazırlamış.

Ahmet Nafiz Paşa’nın oğlu olan Hasan Sırrı Bey, Nahid Sırrı Örik'in babasıdır. ‘II.Abdülhamid döneminde yetişen ve kırk yıla yakın devlet idaresinde bulunmuş idareci ve eğitim adamlarımızdandır. II.Abdülhamid döneminde mabeyn mütercimliği yapmış ve bu sırada Shakespeare’in iki eserini tercüme etmiştir. Maarif Nezareti ve Rüsumat Emaneti mektupçuluğu görevlerinde bulunmuş, Darülmuallimin ve Mekteb-i Hukuk’ta dersler vermiştir. II.Meşrutiyet döneminin ilk yıllarında müderrisliğe devam etmiş ve emekli olduğu 1920 yılına kadar Rüsumat genel müdürlüğü yapmıştır.’ (Kitabın Giriş bölümünden)

9 Mart 2015 Pazartesi

Türkiye Cumhuriyeti'nin İlk Yılları ve Mimar Egli'nin Anıları

Bir süredir Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri ile  ve  Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına ait anıları okuyorum. Bu konuda Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan  “Atatürk’ün Mimarının Anıları- Genç Türkiye İnşa Edilirken” isimli kitabı buldum. Kitap Ernst A. Egli’nin anıları. Kitabı Güven Göktan Uçer çevirmiş.

"Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri 1927 yılında bir karar alır: Eğitim ve kamu binaları çağın en gelişkin örneklerine uygun olarak tasarlanacak ve inşa edilecektir.Mevcut mimar kadrolarıyla en yeni teknikleri yakalamak ve uygulamak kolay olmadığından bu iş için yabancı uzmanlar davet edilir.Viyanalı genç mimar Ernst A. Egli de gelenler arasındadır.”  (Kitabın arka kapağından alıntı)

Ernst A. Egli Türkiye’de 13 yıl kalır. Atatürk ile tanışır. Atatürk’ün yaptıklarını övgüyle anlatır. Ben kitabı çok ilginç buldum. Egli’nin anılarından üçünü paylaşmak istiyorum.

Müzik okulunun inşaatı bittiğinde Kemal Paşa okulu denetlemek için gelmiş. Tuvaletler hariç okulun inşaatından memnun kalmış. Ancak Türk- Şark anlayışı ile Avrupalı anlayış arasındaki farka dikkat çekerek, temizlenmek için kâğıt değil su kullanıldığını söylemiş  ve tuvaletlere bide konulmasını istemiş.   (‘Bide, özellikle Batı Avrupa ülkelerinde banyolarda bulunan ve harici üreme organlarını(lagman) yıkamak amacı ile kullanılır.’ Vikipedi)  Ayrıca öğrenciler lavabodaki duran suyla yıkanmak istemedikleri için akan suyun kullanılabilmesi için giderlerdeki tapaların kaldırılması gerekmiş.

Kısacık bir anı üzerine düşündüm.

Bir ülkenin liderinin müdahalesine kadar tuvaletlerde gerekli düzenlemenin yapılmaması bana çok ilginç geldi. İnşaat süresince duruma müdahale eden bir yetkili uzman yok. Belki var ama bilgili değil. Belki yapılanın yerel koşullara uymadığını biliyor ama müdahale edemiyor ya da ne yapılacağını (örneğin bideyi)  bilmiyor. Bir olasılık da liderden korkuyor olması. Öyle ya yurt dışından bir uzman getirilmiş o en doğrusunu o biliyor olmalı, onun  işine karışmaması gerektiğini  düşünüyor. O dönemde taharet musluğu henüz yok, muhtemelen maşrapa ile taharet alınıyor.  Kemal Paşa Avrupa’da bideyi görmüş, biliyor ; milletine modernliği öğretmek adına, bideyi öneriyor. Anılarda alaturka mı yoksa alafranga mı tuvalet kullanılmış olduğundan bahis yok.  O dönemde  tüm malzeme Avrupa’dan geliyor, muhtemelen alafranga tuvalettir diye düşünüyorum. Ülkenin liderinin bu ayrıntıya kadar müdahale etme zorunda kalmasını vicdanlarınıza teslim ederim.

İkinci anı  ise şu. Egli, dönemin Yüksek Öğretim Müdürü Rüştü Uzel ile Avrupa’ya inceleme gezisine çıkmışlar. Egli, yol arkadaşını bir Mozart operasına götürmüş. Uzel, bu müziğe tahammül edemeyeceğini söyleyerek operayı  terk etmiş. Rüştü Uzel Sorbon mezunu fizikçi imiş. Yâni yurt dışında eğitim almış biri. Not etmenizi dilerim.  

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerini ve her yere yetişmek durumunda kalmış Kemal Paşa’yı düşündüğünüzde insafla düşünmenizi rica ederim.

Üçüncü anı ise Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde bürokrat namusunu göstermesi açısından ders alınacak nitelikte. Dönemin bakanlarından Mustafa Necati, Egli’yi bir tüccar arkadaşına çaya davet ettirmiş.  Tüccar, sohbet içinde çeşitli imalar yapmış ve sonunda Egli’ye bir teklifte bulunmuş.  Tüccar, teknik büronun resim malzemelerini temin etmeyi kârı da aralarında paylaşmayı önermiş. Egli toplantıyı terk etmiş. Ertesi günü Mustafa Necati Egli’yi dostça selamlamış ve omzunu okşamış. Meğerse Egli’yi sınamışlar.

Türkiye Cumhuriyeti Kemal Paşa'ya ve 'devletin malı deniz' demeyen bürokratlara şükran borçludur. 

Melih Anık