2 Ocak 2012 Pazartesi

Milliyet Sanat Dergisi Editör’ü Asu Maro’nun Endişesi

Milliyet Sanat Dergisi “sahne sanatları ve müzik editörü”, “her konuyu ama arada bir tiyatroyu” yazar  Asu Maro Milliyet Cadde’de bir “haber-eleştiri”  yazmış. Yazının başlığı “Başıma Bir Şey Gelmeyecekse” .  Aslında pek “sevmediği” kalıbı kullanmak gelmiş içinden. Demek ki “editör”ün “içinden geliyor” ve yazıyor, ben üstünde düşünüp yazar diye düşünürdüm.  İyi de “sevmiyorsa” neden ve “kalıp” kullanarak yazmış?  Bu arada “yeri gelmişken” (aslında “yeri” o yaratmış da “yeri gelmiş gibi yapmış!) , “röportajından parçalar alıp ismini kullanmadan, üstelik kendi imzasını atarak yayımlayan Hürriyet yazarı Sefa Kaplan’a selam etmiş.”  Ve demiş ki: “Yakıştı mı yani?” Yani hem  “öfkeli mektuplardan” “endişe içinde” hem de “neden benim ismimi vermedin” diye sitem ediyor.

“Yakışma”yı biliyormuş demek ki.  İyi de HB’nin sözlerinin yakışıp yakışmadığını ona sormuş muydu? İki kadın sanatçının düşürüldüğü durum karşısında susup oturmasını kendine yakıştırdı mı? O röportajda elinden kaçırdığı kontrolü, “sahne sanatları ve müzik editörü”ne yakıştırıyor mu? Benim Testosteron başlıklı yazım altına düşülen “utanmaz” yorumları yakıştırdı mı?

Milliyet Sanat’taki Haluk Bilginer röportajıma gelen tepkilerden sonra ‘Bir oyuna gittim, beğendim’ derken tereddüt ediyor insan haliyle” cümlesine inansam çok acıyacağım kendisine.. “ Editör ne zor şartlar altında yazıyor ….” diyeceğim ama yazının içeriği hiç de öyle değil. Galiba kiracısı olduğu  fildişi kulede öyle yapmak gerekiyor.  Bugüne kadar “haber-eleştiri” tarzında  yazılar “karalayan” “sahne sanatları ve müzik editörü”  Asu Maro’nun “taraftar” olarak ne yazacağını tahmin etmek de zor değil.  Zaten tiyatro eleştirmeni sayılmadığı kesin ama  “herkes yazsın” diye inandığım için onun da yazmasında bir sakınca yok bence. Çok kişi yazıyor ama kimse  “editör”ün endişesini taşımıyor. “Reklâm” yazanın başına neden bir şey gelsin ki! O, “endişe yaratma”ya çalışıyor. Ya kendi yaptığına gereğinden fazla önem veriyor ya da aşırı bir vehim içinde. Ama “mağdur”un dilini kullandığı çok açık.

Burada tekrar edecek halim yok, bir dolu konuda hayli çarpıcı ve ‘sert’ cümleler etti Haluk Bilginer. Benim işim de röportaj yaptığım kişinin söylediklerine müdahale etmek olmadığı için olduğu gibi yayımladım doğal olarak. Niçin çeşitli tiyatro sitelerinde yayınlanan öfkeli açık mektuplara maruz kaldığımı anlamış değilim. Hiçbir şeyin tartışılamadığı tabular ülkesinde buna şaşmamalıyım tabii...” diyor ve laf arasında yazısının uyandırdığı etkiyi, aldığı “tepki”yi “yan cebime” havasında anlatıyor; kendisini “tabu yıkıcı” yerine koyuyor.  Bu kadar kolay mı “tabu yıkmak?” Bu vehim içindeki Asu Maro’ya “tabu yıkma” sırası gelmez, emin olsun. Meğer onun görevi “röportaj yaptığı kişinin söylediklerine müdahale etmemek”miş ama “sorumluluktan” bahsetmiyor!  Röportaj yapılan ipleri eline almış söylemek istediklerini söylüyor,  Asu Maro da “kayıt cihazını tutuyor”. Aslında sorduğu soruların neden “gerektiği gibi” olmadığı üstünde  hiç durmuyor. O “sert”likle değil “çarpıcı”lıkla ilgilenmiş.  O röportajdan önce neler neler olmuş, söylenmiş  bilmiyor herhalde. Bilse ona göre soru sorardı…  da cevap alır mıydı bilmem!  “Bayatlamış” bir konuyu gündem yapmış, bayat bir konudan yeni bir ufuk yaratamamış olduğunun, aynı sakızı bir daha çiğnediğinin,  aslında gönüllü bir “kullanılan” durumuna düştüğünün farkında mı bilmem!  O röportajda “yerin dibine sokulan” iki sanatçıyı aramış mı acaba? Cevaplara, editör olduğu dergide ne kadar yer vermiş?  Sorması gereken soruları sormuş mu?  Ya da Oyun Atölyesi’ni beğenmeyenin başına neler gelmiş biliyor mu acaba? Olanların farkında(haberdar) olmayan biri, “sahne sanatları editörü” olarak işini böyle mi yapıyor! Röportaj yapan, mahkeme kâtibi midir?

……….., “Oyuna gittim, beğendim” derken de tereddüt ediyor tabii insan. İşin ucunda sanat haini ilan edilmek var” demiş olmaktan da utanmıyor herhalde. Bu ifadesi ile övdüğü tiyatro camiasının “sanat haini”  ilân ettiğini de bilmiyor herhalde. “Oyun Atölyesi’nin Tek Muhatabı Var: Seyirci!” (http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=949)  başlıklı yazısına bakmasını öneririm.

Sahne aleminde “beğendim” demenin suç  olduğu iması ile kendince “tersten vurmayı” deniyor!  “Sahne sanatları ve müzik editörü”,  olanların hiç farkında değil! Tiyatro, biletini kredi kartı ile alanlar içinde Melih Anık’ı izledi. Övdüğü tiyatronun gişecisi Barış bile imalı yorum yazdı, dayanışmayı anlayın artık!  Oyun Atölyesi camiası tarafından yapılan “hakaret”lerden haberi yok,  Asu Maro kalkmış  “tehlike” arıyor! Asu Maro, bazı kişileri töhmet altına bırakıyor, haber-eleştirisi de “temiz değil”, farkında mı acaba?

 “ ….., ‘Don Juan’ın Gecesi’ni temiz bir oyun, iyi oyuncular görmek isteyenlere tavsiye edebilirim. Başıma bir şey gelmeyecekse...” demiş. Doğrusu  çok zayıf bir yazı sonu var  ama kendisini övdüğü için Oyun Atölyesi “haber-eleştiri”yi sayfasına koyar.

Ben Asu Maro’ya birkaç twit attım.

“ Başınıza bir şey gelmez. Beğenmeyen tehlikede..” http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=924  Oyun Atölyesi - Testosteron: Soytarılar Panayırı başlıklı yazımı ve altındaki yorumları sundum.

“Dahası var.” http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=931  Testosteron Üzerine Zorunlu Bir Açıklama başlıklı yazımı ve altındaki yorumları sundum

“ Haberdar olmayan "Başıma bir şey gelmeyecekse" der. Övene bir şey olmuyor.”

Asu Maro, muhtemelen o kadar yazıyı ve yorumu  okumadan cevap göndermiş:  “Daha ne gelsin başıma? Siz geldiniz.”

Doğrusunu isterseniz Türkiye’de sayısı az dergiden biri olan Milliyet Sanat Dergisi’nin “sahne sanatları ve müzik editörü”nden “yaratıcı” bir cevap beklerdim.  Ama HB’ye sorduğu soruların evsafına bakınca, röportajın ve de haber-eleştirinin belli bir seviyeyi geçememiş olmasının  nedeni de o galiba..

Onu cevapladım:  “Bu kadarını mı yaratabiliyorsunuz?”

Melih Anık

Not:
Asu Maro, benim yazımı da “çeşitli tiyatro sitelerinde yayınlanan öfkeli açık mektuplara” benzetmez umarım.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder