6 Ekim 2010 Çarşamba

Bir Genel Sanat Yönetmeni’ne Mektup

Unutmayın ki sizin anneniz babanız da “Ben zamanında …” hikâyeleri anlatıyor. Siz de ayni hikâyeleri anlatmaya aday olabilirsiniz . Onlara haddini bildirmeye kalksanız  “kahraman” olur musunuz ?
Önemli olan en azından kendi çocuklarınızın gözünde benzer  hataları  tekrar etmemek değil midir , onlara saldırmak yerine ? Hele bu çıkışınız geçmişi düzeltmeyecek ve kendinizin de içinde olacağınız bir gelecek için garanti vermeyecekse.

Kaldı ki “Kutsala mı dokundum?” sorusunun algısı çok geniş . Bu “Kutsal ne?”, “Kutsala dokunurum?”dan başlayarak geniş bir açılımı kışkırtıyor,besliyor.



Siz “Kutsal” a inanmayabilirsiniz ama başkasının “kutsal” saydığına inanmasanız bile saygı göstermek zorundasınız. Eğer bu konuda “Aman canım ne olur ? Tükürmüşüm içine.. ” diyerek küstah bir tavır içine girersek başkasının da bize değerli görünene (kutsalımıza) dil uzatma hakkını vermiş oluruz. İki arkadaş arasında kalan bu gibi saldırılar bir yere kadar anlaşılır, mazur görülür  ama toplumun önünde olan insanların davranışları , gerçek niyeti bizim kadar/gibi algılamayanlara kötü örnek olur. Ayrıca bunun ifade biçimindeki sığlık , “tabu yıkma” adına yaptığınız çıkışla  -üçüncü şahıslar gözünde mesleğinizin algılanması açısından-  ayni ağırlıktadır . Öyle de oldu ve de kullanıldı.   

Tiyatro sanatı ile uğraşanlar için neyin nasıl söyleneceği , başkasına nasıl ulaşacağı zaten mesleğin derdi değil midir? Haluk Bilginer gibi bir tiyatrocunun bu konuda hata yapması mesleğini nasıl yaptığı konusunda kuşku yaratmaz mı ? Onun ne kadar nobran olduğunu göstermez mi ? Bu insan mı ruhlarımızı onaracak mesleği yapacak , ustalıkla söylenmiş bir sözün çok anlamlı ifadesinin inceliğini fark edecek , derinlemesine hakkını verecek  diye kuşku duymaz mısınız ?

Ayrıca kendi mesleği çerçevesinde “tabu yıkma görüntüsü” ucuz bir cesaret örneğidir. Önemli olan ünü olan bir tiyatrocu/sanatçı  olarak yürekliliğinizi(?) “eften püften magazinsel açılımlı konularda” değil  toplumsal konularda gösterebilmenizdir. Haluk Bilginer de konuşacaksa gündem ile ilgili konuşmalı,“kara yılan” gibi taş arkasına saklanmamalıdır. 

Haluk Bilginer  “Cihangir Cumhuriyeti” diyerek küçük salonlarda , inandıkları tiyatroyu yapan  genç oyuncuları küçümsediğinde bugün onun yanında olanların sesi çıkmamıştı. Oysa ki o gün söyledikleri de bugünküne benzer gereksiz ve anlamsız bir hedef gösterme idi . Gerek var mı ?

Başlangıcından bu yana Oyun Atölyesi’nin tüm oyunları seyrettim . Sizin ifadelerinizde anlamını bulan “yeni bir tiyatro biçimi yaratmaya başlayan , ileri oyunculuk teknikleri ile oyuncu denilen insan olgusunu farklı tanımlayan  oyunlar” olarak görmedim hiçbirini ve sizin ifadelerinizden anladığım tiyatronun henüz Türkiye’de yapılmadığını, sizin bu konuda fazla cömert olduğunuzu söylemekle yetineceğim.  Bir şeye hak etmediği alkışı verirseniz , özellikle  sizin gibi söyleyecekleri önemli , başkalarına hedef gösterme durumunda olan birinin ifadeleri , öğrencilerinin ufkunu daha şimdiden daraltır, dünyada yapılanlar konusunda da yanlış algılar geliştirmelerine neden olur .

Saygılarımla.

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder