Sıcağı Sıcağına: “Mimesis-Tiyatroda Eleştiri Panelinin Ardından”

Mimesis Editör'ü, 25 Mart 2012’de düzenlenen Tiyatroda Eleştiri Panelinin Ardından bir değerlendirme yapmış ve “ortak akıl”dan çıkan yazısını yazmış.(Zaten yazı "ortak akıl"la bitiyor) Toplantı kaydının deşifresi henüz yayımlanmadığı için şimdilik Editör’ün değerlendirmesini “okumaya” çalışacağım.


Editör diyor ki: “Bu etkinlikte de açıkça vurgulandığı gibi her kesimden tiyatrocunun eleştiri almaya ihtiyacı var”

Bu ifade eleştirinin tiyatrocu için yapıldığı izlenimini veriyor. Zira bu görüşü doğrulayan ifadeden önceki cümlenin içinde: “….. tiyatromuza emek veren her kesimden insanın gerekli şartlar oluştuğunda kolaylıkla bir araya gelip tiyatromuzun sorunları üzerine,  yapıcı ve birbirlerini anlamaya dönük bir yaklaşım içerisinde tartışabileceklerini çok açık bir biçimde ortaya koyduğunu düşünüyoruz.”

Demek ki o toplantıda "tiyatroya emek verenler" bir araya gelmiş ve kendi aralarında “yüzleşmişler”. Ama bu arada tiyatroda “eleştiri”nin “sorun”lardan biri olduğu da açıklanmış. Bana kalırsa “eleştiri”nin muhatabını bulmak  önemli. Eleştiri kim için yazılacak? Seyirci nerede bu tartışmada?

Sorunun kaynağı konusunda tereddüt içinde kaldım. Zira Editör, “Eleştirinin olmadığı yerde sanatın da olamayacağı çok açık. Bu anlamda eleştirmen, tıpkı oyuncu, yazar ya da yönetmen gibi tiyatronun vazgeçilmez bir bileşeni olarak görülmek zorunda. Ama öncelikli olarak eleştirmenlerin kendilerini böyle görmeye ihtiyaçları var.”

“Eleştiri yoksa sanat yoktur” bence “çok açık” değil. Bence doğrusu “Sanat varsa eleştiri de vardır”  Atları arabanın doğru tarafına bağlamazsanız arabayı yürütemezsiniz. Eleştirmen kendisini “öyle“ görünce sorun çözülecek mi? Bunun sonuçlarını bir düşünün isterseniz.  


Editör  “eleştirmen, kendisini tiyatronun bileşeni olarak görse sorunun çözümünün kolaylaşacağını” çıkarmış toplantıdan. Nasıl “tiyatronun bileşeni” olunur? Bu konuda eleştirmene düşen görev ne? Eleştirmeni “oyuncu, yazar, yönetmen” ile aynı kefeye koymak olanaklı mı? Kaldı ki tiyatroda yönetmen ve yazar bile “vazgeçilmez” değilken eleştirmen neden “vazgeçilmez” olsun!

Editör, eleştirmen hem içerde hem dışarıda olsun diyor. Pratik karşılığı ne bunun? Sınır nasıl çizilecek? Editör önerisini özetlemiş:  “eleştiri pratiklerinde diyalog yollarını kapamayan, birbirini anlamaya dönük bir yaklaşımın ağırlık kazanması için verilecek bir mücadeleye ihtiyaç duyulduğu açıktır”  Hem “mücadele”yi sevmedim hem de bu mücadelenin “öznesini” bulamadım yazının içinde.

Editör lafı dolaştırıp “ortak akıl” a getirmiş. Onun yolu da “örgütlenme”.  Eleştirmen de içinde olacak mı? İnsanın “ne alaka” diyesi geliyor. Editör sanki yazısının başı ne olursa olsun yazı sonunu “örgüt’e bağlayacakmış gibi duruyor yani “uysa da uymasa da..”, ya da “aklımdan hiç çıkmıyor ki”..  Ama Editör de farkında “geçmişte mücadelesi verilen ama çok kısa sürede rafa kalkan tiyatromuzu bir çatı altında örgütleme girişiminin sonuçsuz kalmasıdır” Bu kaçıncı sonuçsuz kalan örgütlenme? Benim aklıma “terzinin söküğü” ile ilişkisi geliyor.

Editör’ün yazısına bakınca  önce “örgütlenme paneli” arkasından da “Tiyatro portalleri ve editör yazıları için  bir panel” yapılması gerektiğini anlıyorum. Belki de daha da iyisi “arama konferansı” düzenlemek. Zira bana öyle geliyor ki tiyatronun önce “araması” gerek.

Melih Anık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gene Bir Pazar Sabahı(24 Mayıs 2015)

Sartre'ın Gizli Oturum Oyunu İçin Varoluşçuluk Üzerine Derleme

Kosta Kortidis’in 'Rulet’i