4 Mart 2012 Pazar

Coşkun Büktel’e Açık Mektup

Coşkun Büktel facebook sayfasında bağlantısını verdiği bir derleme yapmış. O derleme içinde benden de bahsetmiş. Aynen aldım:
“MELİH ANIK TWEET'LERİ: Sözleşme her zaman yazılı olmaz, söz de bir sözleşmedir. (...) Anladığım kadarıyla, olaya nereden bakıldığı ve amaç bu noktada yargıları da değiştiriyor. (...) O kadar "twit"ten sonra yazılı "sözleşme" üzerinde ısrarcı olmak da bir tercihtir tabii. (...)
COŞKUN BÜKTEL: Sayın Anık, alaturkalıktan uzak iki ciddi kurum arasındaki sözleşmeler "her zaman yazılı olur". "Yazılı sözleşmede ısrarcı olmak", (sizin gayet öznelce iddia ettiğiniz gibi) bir "tercih" değil, böyle ciddi kurumlar arası ilişkilerde yasal bir "zorunluluktur". Lütfen konuyu saptırmayın! Linççilere kabul ettirmeye çalıştığımız, "insan hakları", "emek" ve "demokrasi" sözcüklerinin yalnızca "laftan" ibaret olmadığı gerçeğini size de mi kabul ettirmek zorundayız? Kimbilir hangi nedenle korsanları (ya da en azından korsan temsil vermeyi umursamayanları) savunma ihtiyacıyla nesnel gerçekliği ve nesnel kanıtları kabul etmeyişiniz, nesnel gerçeklerin nesnelliğini yok etmez. Siz kimbilir hangi nedenle karşı çıkıyorsunuz diye, nesnel gerçekliğin öznelliği kanıtlanmış olmaz. Bu çabanız ancak sizin kendinizin (tahmin etsek bile kesin bilemeyeceğimiz) bireysel nedenleriniz yüzünden "öznel" olduğunuzu kanıtlar.”

Ben de ona aşağıdaki mesajı gönderdim:


Coşkun Bey,

Benim Feridun Çetinkaya ile olan yazışmalarımı da Rosenbergler dosyanız içine almışsınız. Sizi “facebook’dan takip etmediğim için tesadüfen gördüm. Ama  alıntılarla “konuşma”nın “insicamı”nı bozduğunuz için bazı hususları aydınlatmak istedim.

“ONKAjans, İBBŞT'yi yalanlamış: 'Sözleşmeyi göstersinler 53 yıllık ajansı kapatırız'.Sözleşme her zaman yazılı olmaz, söz de bir sözleşmedir” demişim. Siz baş tarafı çıkarıp sonunu almışsınız.

Burada etik olmayan bir davranışa 140 karakterle karşı çıkış var. “sözünün arkasında ol” diyorum yani. “Söz” ise yüz yüze bakıp el sıkıştığımız “şey”dir. ONK, İBBŞT ile bir araya gelmiş. Form doldurup SACD’ye göndermiş. Böylelikle görevi almış. Anlaşılan o noktada İBBŞT’ye “merak etme sen” demiş. Sonra ne olmuş? İBBŞT oyunun provalarına devam etmiş, sahnelemiş. ONK ne yapmış? SEYRETMİŞ. Ne yapması lâzım? Konunun uzmanı olarak uyarması gerekiyor. Aslında daha işin başında İBBŞT, ONK’a gittiğinde “Bu oyunu sahneleyemezsiniz zira yazarı yasakladı” demesi gerekmiyor mu? Diyemiyor zira kendisi de bilmiyor! Bu nasıl “temsilcilik”? İki taraf arasında “söz” kesilmişse sözleşme başlamıştır. Görevi üstüne alan devamından sorumludur. Buna hukukta “zımnen kabul” deniyor. İşte bu nedenle ben “@feridunc Sezon başında ilan edilmiş, 6,5 aydır üzerinde çalışıldığı bilinen,1 aydır oynanmakta olan oyunu görüp susmak ‘sözleşme’dir” dedim.

Feridun Çetinkaya “@melihanik ONK Ajans'ın kusurlu olması, resmi Şehir Tiyatroları Yönetimi'nin somut kusurunu, büyük sorumsuzluğunu mazur gösterebilir mi?” demiş ben de‏ “@feridunc Anladığım kadarıyla, olaya nereden bakıldığı ve amaç bu noktada yargıları da değiştiriyor” Bu içinde bulunduğumuz durumu da tam olarak anlatmaktadır. Yani ben o aynı durumdayız. Aynı olaya bakıp farklı yorumlar yapıyoruz. Şu anda sizinle olan farklı yaklaşımlarımız ve yargılarımız gibi. İfademi alıntılarınız içine “monte” ettiğinizde farklı bir anlam çıkıyor.  

Feridun Çetinkaya,  “@melihanik Şehir Tiyatrosu resmi telif sözleşmesi "imzalamadan", telifi kime ödeyeceği belli olmadan bilet kesip oyunu sahnelemiş” dediğinde ben “@feridunc O kadar "twit"ten sonra yazılı "sözleşme" üzerinde ısrarcı olmak da bir tercihtir tabii” demişim. Bu cevabımı da yaklaşık karşılıklı 20 twitlik bir “konuşma”nın bütünü içinde “okumak” gerekir. Zira ben yukarda da açıklamaya çalıştığım gibi “söz” ile başladığımı yani “sözleşme”nin başladığına inandığımı belirtmişim Feridun, 20 twitten sonra aynı iddiayı öne sürüyor  halâ. Ben 20 twit içinde değişmiş olabilir miyim? Bu nedenle “@feridunc "Sözleşme yok" dedin mi benim söylediğimi unutmuşsun demektir. O zaman başa döneceksin yani”  diyorum.

Anladığım kadar “alaturkalıktan” hoşlanmıyorsunuz. Decaux’nun yazılı açıklaması, ONK’un SACD’ye gönderdiği form, SACD’nin yazılı açıklaması/cevabı, İBBŞT ile ONK arasında toplantı tutanağı, müracaat formu, başvuru mektubu, oyunun en son oynandığı tarihi ve yeri  gösterir yazılı bir belge, ONK’a gönderilen bir oyun davetiyesi, vb elinizde var mı? Sanıyorum kimsenin elinde de tümü yok. Her şeyden önemlisi de “merak etme sen”. Ve bu olay “tartışılıyor”. Herkes kimi suçlamak isterse “fırsat bu fırsattır” deyip ortaya çıkıyor. “Yazılı” olana değer verenlerin elinde “yazılı” bir şey yok. Bundan iyi(!) “alaturkalık” olur mu! 

“’İnsan hakları’, ‘emek’ ve ‘demokrasi’ sözcüklerinin yalnızca ‘laftan’ ibaret olmadığı gerçeği”ni vurgulamışsınız. Kitaplardaki tanımlar(sözleşmeler) yetmiyor bazen. Ağızdan çıkan “söz”ün içinin dolu olması gerek. Ona da o değeri verecek, içini dolduracak olan “yürek”tir, kitaplarda, “sözleşme”lerde  ne yazarsa yazsın. “Kabul ettirmek zorunda” olmanız meselesi bile sizin kendi üstünüze aldığınız bir görev olması nedeniyle “sözleşme”sel bir “resmi”lik içermez.

 Dünyada yeni bir fikir atıldı ortaya ve bu  “korsan”lığı destekliyor. Bir gün gelip şu veya bu nedenle Theope’yi yasaklarsanız sizi dinlemek zorunda mıyız? Romancı, şair yasakladı diye romanının okunması, şiirinin ezberlenmesi engellenebilir mi? Saygın bir tarihçi olarak Decaux'nun yanlışlığı ortaya çıkan bir kitabını kaldırtmak istemesi zorunlu. Ama olay "tiyatrolaşmışsa" eser o türün geleneklerine göre işlem görmelidir. Zira tiyatroda olayın tarihsel olarak doğru olması şart değildir. Decaux meramını anlatmak için uzmanlığının dışında bir türü seçmiş. Tarih kitabı olarak yazmış olsa istediğini yapabilir. Belgesel tiyatro bile belgeleri toplayana bağlıdır.  Kaldı ki oyun, tarihsel boyutundan soyutladığınızda hala bir anlam ifade etmektedir. Sorun oyunu Rosenberglere bağlamaktan çıkmaktadır. Decaux, tiyatroculuğu ile daha önemli bulduğu tarihçi kişiliği arasında kalmış ve bu nedenle engellemiş olabilir. Ama Rosenbergler Ölmemeli bir piyes, tarih kitabı değil. Yazara,  bunu gösterecek olan piyesin gördüğü ilgidir, bu da sahnelenmeden anlaşılmaz.  Bazen sahneleme “ona rağmen” yapılabilir.

Aslına bakarsanız Rosenbergler yazılarım(4) oyundan daha da çok başka konulara değinmek ve tartışmaya açmak için yazılmıştır.
Edebi eserin zaman içinde değişmesi
Değişen eser karşısında sanatçının sorumluluğu
Doğruların değişmesi olasılığı karşısındaki sanatın duruşu
Yazarın eseri üstündeki hakları ve sorumluluğu.
Telif süresi geçen eserlerde durum ne olacak?
Gençlerin kendilerine "gösterilen"in arkasına bakmaları gerçeği, her şeye inanmamaları gerektiği(Kendi 17 yaşımı vurgulamamın arkasında bu var)
Belge ile tiyatro nasıl buluşur?
1970'lerde oyunun algısı başkaydı bugün başka. Vurgulanan replikler bile farklı. Seyircinin algısı da.. Seyirciyi dinlerseniz ne demek istendiğini anlayacaksınız. Tiyatro bunu nasıl değerlendirir? Politikacı nasıl okumalı? (Gerçi onlar tiyatroya gitmiyor ya)

Oysa bugün Rosenbergler Ölmemeli üzerinden yapılan tartışma İBBŞT ve Orhan Alkaya’ya yönelik durumdadır ve bence sığdır. Sean Penn gibi sanatçılara sahip olmayan toplumlarda bütün bunlar olur. Yazımdaki vurgu da budur.     

 “Siz kimbilir hangi nedenle karşı çıkıyorsunuz diye, nesnel gerçekliğin öznelliği kanıtlanmış olmaz. Bu çabanız ancak sizin kendinizin (tahmin etsek bile kesin bilemeyeceğimiz) bireysel nedenleriniz yüzünden ‘öznel’ olduğunuzu kanıtlar” diyorsunuz. “İnancınızı” değiştiremem ama bir hatırlatma yapabilirim. “ Sizin gibi “öznesiz cümle kurmaya” karşı olan biri bu ifadeyi “öyle” bırakmaz ve “tahmin etsek bile kesin bilemeyeceğimiz” demez, “adını koyar”. “Öznesiz cümle”yi  dil bilgisi kuralları içinde anlamıyorsunuz herhalde. O, “özne”si madden olmayan cümle değildir yalnızca. Sizin bir araya getirmiş olduğunuz  alıntılarla yaptığınız  “montaj” ya da kurduğunuz o cümle gibi “havaya savrulan” ve elinde silahı olanların vicdanına bırakılmış “trap” da olabilir pekâla.

Saygılarımla.

Melih Anık

2 yorum:

  1. Coşkun Büktel bloguma ulaştıramamış. Yorumunu ben ekledim.(Melih Anık)

    "MELİH ANIK'A, BLOGUNDA ULAŞTIRAMADIĞIM CEVAP!

    Sayın Anık'ın neredeyse hiçbir cümlesine katılmıyorum. Beni sanki etik dışı davranmış ya da sansür yapmış gibi göstermek için bazı kurnazlıklara başvurmuş. Bunun dışında, yazdıklarının tümü eser gaspını mazur göstermeye yönelik artık yeterince tanıdık (ve bence fena halde sağlıksız) birtakım vandalizm örnekleri...

    Sayın Anık'ın Theope örneğini vermesi manidar. Çünkü birkaç gün önce, biri çıkıp da bu tür vandal mülahazalarla Theope'yi gaspetmeye, benim irademi çiğneyerek Theope'yi izinsiz sahnelemeye kalksa, o kişiye ateş açacak hale geleceğimi yazmıştım. Sayın Anık, ya bu açıklamamdan habersiz, ya da beni kışkırtıp tekrar açıklamamı sağlayarak, şiddet eğilimlerimi bir kez daha sergilemeyi amaçladı. Bir kez daha sergiliyorum: Kimse Theope'yi gaspetmeye (hele de bu mülahazalarla) kalkışmasın! Ateş açacak hale gelebilirim!

    Sayın Anık'ın sözünü ettiği ama linkini vermediği sayfamı tıklayarak, hem bu eser gaspetme biçimindeki vandal yaklaşımlara verdiğim yeterinden bile fazla cevabı okuyabilir; hem, sırf sayın Anık rahatsızlık belirttiği için, bir güncelleme notu yazarak, Anık'ın söz konusu tweet'inin çıkardığım ilk bölümünü yeniden eklediğimi görebilir ve hem de bunu eklemekle, hiçbir şeyin değişmediğini; özellikle benim cevabım ve sayın Anık'ın cevabım karşısındaki pozisyonu açısından, bu eklemenin sayın Anık'a hiçbir şey kazandırmadığını da fark edebilirsiniz. Daha önce okurlar benim neye cevap verdiğimi net olarak kolayca görürlerken, şimdi seçebilmeleri bir kıl daha zorlaşıyor, biraz daha dikkat gerektiriyor; bütün fark bundan ibaret. İlgili sayfamın linki şudur: http://www.coskunbuktel.com/buktelalkayahadiuluengin.htm "

    YanıtlaSil
  2. Coşkun Büktel hakkımda sarfettiği “öznesiz cümle”sine “özne” bulamamış. Oysa “öznesiz cümleleri sevmiyor”(?)

    “ Vandallık veya akım olarak Vandalizm, bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemidir. Vandal diye tanımlanan bir kişi; kırma, parçalama, yok etme, kesme, yakıcı madde atma, boya atma yoluyla sonucunu bilerek, başkasının ya da kamunun sahiplendiği, önemsediği ve değerli bulduğu bir maddeye (örneğin, okul araç-gerecine, müzede sergilenen tarihsel bir yapıta, resim galerisindeki bir tabloya) zarar verir.” (Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Vandall%C4%B1k)

    Coşkun Büktel, bu tanıma göre “Vandallık” ile ilgili yanlış cümle kurmuş.

    Theope ile yazdıklarını daha önce okumadım. Kışkırtma benim tercih edeceğim bir yöntem değil. İfadesi “dervişin fikri neyse zikri de odur”u akla getiriyor.

    Bir başkası ile yaptığım görüşmeyi takip etmesini normal karşılıyorum ama “cımbızlayarak” cümle seçip arka arkaya getirmiş olmasını beğenmedim. Zira bir bütün içinden yapılan ayıklama ve “montaj” ifadelerimi çarpıtıyor. Coşkun Büktel kendisine yapılsa her halde hoş karşılamazdı.

    Facebook’da “Coşkun Büktel” yazarsanız yazıya ulaşıyorsunuz. Ben öyle ulaştım o nedenle o şekilde ulaşma adresini verdim. Coşkun Büktel’i “sansür” edecek olsam yazısını alıp kendi yazımın altına koymam. Ama benim hissettiğim bir şey var ki bu “sansür” konusu Coşkun Büktel’de takıntı haline gelmiş.

    Çıkarttığı bir cümlemi eklediğini söylüyor. Ama tüm yazışmayı vermesi gerekiyor aslında.

    Coşkun Büktel yazının içeriğine işine geldiği gibi ve kadar değinmiş.

    Coşkun Büktel ile polemik dünyanın en kolay işi. Bu onun kendi “kişiliğini” kilitlemesinden kaynaklanıyor , değerinden değil. Onun içine girdiği polemikleri okuyan kişiler(Feridun Çetinkaya dışında) onu “haksız” bulacak. Benimle giriştiklerini ayrı tutarak, bunun haksızlık olduğunu düşünüyorum ama bunun müsebbibi kendisi. Galiba o böylesine “öfkeli” olmayı tercih ediyor, empati-sempati yapamıyor. Bir keresinde “yeni bir oyun yazsanıza” dedim ona da kızdı, anlayın artık. Geçenlerde bir twit attım “Önemli olan aynı düşüncede olmadığımız kişileri ikna etmek” diye. Sanıyorum katıldığı için “twit”i “RT” etti. iyi de tercih ettiği bu davranış biçimiyle onu kim dinlemek ve ikna olmak ister?

    YanıtlaSil