12 Ekim 2011 Çarşamba

Sıcağı Sıcağına-Deniz Kavukçuoğlu’nun Can Baba Yazısı


Yazılarını kaçırmadan okuduğum yazarlardan biri olan Deniz Kavukçuoğlu, 12 Ekim 2011 tarihli  Cumhuriyet’teki Pano köşesinde “Can Baba ve ‘Mezarlık Köpekleri’ “ başlıklı bir yazı yazmış. Bana bu yazıyı yazdıran, yazısının tiyatrodan bahsediyor olması. Takip ettiğim kadarıyla Kavukçuoğlu’nun köşesinde okuduğum ilk tiyatro yazısı. (Bu parantezi, daha önce varsa gözümden kaçmış tiyatro yazıları için açtım) Uzmanlığı olmadığı halde her konuya “dalan” "hıncal", “şanslı hergele”,  “çatlatan" yazar ve benzerlerinin  ne yaptığına ciddiyetle bakmıyorum ama Kavukçuoğlu’nun yazısını anlamaya çalışma boşa gitmeyecek bir çaba gibi geldi bana.
Siyasi yazılar yazan bir yazar  neden tiyatroya ayırır köşesini?
Oyun Can Yücel’in şiirlerinden uyarlanmış. Bu,konunun o köşeye girmesinin haklı bir gerekçesi olabilir zira Can Yücel’i siyasi saymamak mümkün mü!  Yazıda dikkat çekilen sahne, şairin “Mezarlık Köpekleri” başlıklı yazısından uyarlanmış.  Can Yücel tahrip edilen mezarlar üzerine yazmış ve “Kahrolsun komünistler sloganı ile bir zamanlar kabirlere saldıran gurubun “ölüye saygı” gibi “belleme inancımız”a karşı gelmesini sorgulamış. Kavukçuoğlu, bu vesile  ile Gezmiş, Çayan, Aslan, Bardakçı, Yurdakul’ların isimlerini yazısında geçirmiş; bir tepede gördüğü köpeklerin mezar deşici köpekler olduğunu öğrendiğini;  şairin mezarının da yakınlarda tarumar edilmiş olduğunu yazısının içine maharetle koyunca yazının siyasi bütünlüğü ve mesajı da yerine oturmuş.
Peki tiyatro nerede?
Hemen yazının başında “son yıllarda izlediğim tek kişilik oyunlar arasında beni en çok etkileyen, heyecanlandıran, coşkularımı kabartan umutlarımı yeşeren oyun oldu” ifadesinde.  Dikkat ederseniz “uzman” gibi havaya girmemiş, kendi beğenisini belirtmiş ki bu da namuslu bir duruş. Oyunu şiirlerden uyarlayan Genco Erkal, oyunda kullanılan desenlerin ressamı Mehmet Güleryüz,  yönetmen ve oyuncu Kemal Kocatürk’ün adlarının anılmasında da “tiyatro” var.
Oyunun “güncel”liğine yapılan vurgu ve oyunun temsil günleri saatleri ve yerinin verilmesi de oyunun siyasi köşedeki reklâmı. Siz isterseniz  “yangın yerinden kurtarma” da diyebilirsiniz.
Eğer Deniz Kavukçuoğlu tarafından önerilmiş ve yaratıcısı tiyatro kutlanmışsa bu oyunun seyirci potansiyelini de şekillendirmiş oluyor.
Tiyatro insana insanı anlatırken pek tabii ki politik ve siyasi de olacaktır. Ama kafamı meşgul eden şu soruyu cevaplamakta bana yardımcı olur musunuz? Kendi düşüncelerimizi bizimle aynı düşüncede olanlara hatırlatır, onlarla paylaşırsak ya da onlardan yardım umarsak bu nedenle bir anlamda “damga”lanmış olursak ne kadar insani sözler edersek edelim insanlığın en az yarısını dışarıda bırakmış ve onlara ulaşamamış, değişimine katkıda bulunmamış olmayacak mıyız? Böylelikle kendi yüzde ellimiz bize yeter mi demek istiyoruz?  “Bizim” saydığımız yüzde ellinin de darmadağın ve başka türlü değişime tabi tutulacağını mı düşünüyoruz da hiç değilse onları sapmadan kurtaralım mı diyoruz? Bu arada henüz yüzdelerin içine girmemişleri mi hedefliyoruz? Tiyatronun değiştirmesinden beklediğimiz nedir? Kavukçuoğlu’nun “devrimci sesi özleyenlere” yaptığı öneride mi gizli bu değişim yoksa? “Nostalji yapın” mı diyor? “Bir zamanlar devrimci olup zamanla kendini unutanlara(döneklere?) mı sesleniyor, kendinizi hatırlayın diye? “Değişim”, “değişenlerin yeniden değişmesi” mi,  “titreyip kendinize gelin” mi demek? “Dönmeye” alışanınki  “değişim” sayılır mı?
Melih Anık 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder