13 Ocak 2013 Pazar

Bir Hayâlin Yıkılışı : “Son Şangrila”(?) Butan


Butan’a  seyahat etme düşüncesi  “gayri safi mutluluk” ifadesini ilk duyduğum anda başladı. Ülkenin Kral’ına ait bu sözü duyduğumda kendimi  “mutluluklar ülkesi” hayâli içinde buldum. Araştırdığımda Butan seyahatleri bir başka ülkeyle birlikte yapılıyordu. Oysa ben sadece Butan’da zaman geçirmek istiyordum. Sonunda bu olanak doğdu ve “Son Şangrila..Trongsa Festivali ve Butan” gezisine katıldım. Ama şunu bilmekte yarar var, Butan’a sadece Butan uçakları (Druk Air) inebiliyor. O nedenle de bir ‘ara-ülke’den geçmek lâzım. Bize uyan havaalanı ve şehir Delhi oldu. Giderken yarım, dönerken bir gün Delhi’de zaman geçirdik.

Gitmeden uzunca bir süre, “Butan” yağmuruna tutuldum. Gören kime rastlasam Butan’ı anlatıyordu. Butan’a gitme kararı verdiğimde “sırılsıklamdım” yâni. “Butan’ın nesi güzel” diye sorduklarım, rododendronların güzelliğinden, karlı dağlardan vb bahsediyor ve de tabii ki “gayri safi mutluluk”tan. Biz gittiğimizde(Aralık) rododendronlar açmamıştı.  Karlı dağlar, sis yoksa uzaktan selam veriyordu ve geceleri ısı -12 lere düşüyordu.  Eğer Butan onlarsa biz soğuğunu tam, karlı dağlarını “yarım”, çiçeklerini “hiç” gördük. Bu yazı da bulamadığım “gayri safi mutluluk” üzerine düşüncelerimi içeriyor. Mutluluk Aralık’ta tatile çıkmıştı anlaşılan. Butan turizminin doruğu “Tiger’s Nest”e ise beş saatlik  dağ yolunda yürüyüşle(ben rehberin yalancısıyım)  ulaşılabiliyormuş. Gerçekten bir “doruk”! Vahşi bir doğanın ortasında yüksek bir dağın yamacına aynen Sümela gibi kurulmuş olan bu “yuva”ya biz çoookkk uzaktan dürbünle baktık, “zoom”layarak fotoğraf çektik. Pirinç tarlaları toprak toprak yayılmıştı, yeşillendikleri zamanı hayâl ettik. Bu doğanın tipik hayvanı “suratsız kambur” “yak”ı; “başı yukarda” onun dönmesini gözleyen “camız”ı; yükseklerden geçen kartalı; çok tehlikeli olan yollarda bence çok gerekli “dua bayraklarını”, “çorten”(stupa)leri; bir tepenin üzerinde çıkan yangından sonra  hayâlet gibi duran Drukyel Manastırı’nı, depremden dolayı içi boşaltılmış Paro Müzesi’nin orijinal binasını  dışarıdan fotoğrafladık.  Ardıç yakılan ocaklar, Buda öğretisinden kaynaklanan 108 direkli tepelere baktık. “Veda metin”lerinin, “sutra”ların tüm dinleri nasıl beslediğini bir kere daha hatırladık.

Butan, Çin- Hindistan- Tibet üçgenine sıkıştırılmış bir ülke, Budizm’in Vatikan’ı sayılıyor. Bugün, “abi”si olarak Hindistan’ı seçmiş. Bir zamanlar ülkeyi korumak için kiralık Hintli askerlerle aynı cephede Tibet’le savaşmış. Hindistan’a  sormadan hareket etmediği söyleniyor. Tarihi hakkında çok uzaklardan bilgi yok, kimisi yanmış, arkeolojik kazı da yapılmamış. Bugün sadece toprak üstünde kalanlar eğer yanmamış, yıkılmamışsa bir fikir veriyor. Yer altı zenginliği de bilinmiyor, kazılmamış çünkü. Ancak birileri ne olduğunu uzaydan görüyordur.  Bir şey olsa durum daha “başka” işgal olurdu. Yapılan kazılar sadece tarıma ve ev temeline ait şimdilik.  Halkın %90’ı tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Ülkede sadece çimento, kalsiyum fabrikası var. Bunları kullanacak yetişmiş insan  olmadığı için inşaat işçisi Hindistan’dan geliyormuş.  Ülkedeki Hintli sayısı Hindistan’dan fazla diye de espriler yapılıyor. Aynı uçakta seyahat eden USA, Hindistan ve Butan Başkanlarından USA’lısı çantasında taşıdığı dolar banknotlarını “bunlardan bizde çok” diye uçaktan dışarı fırlatmış; Hintli olanı ise aynı gerekçe ile çantasındaki saatleri atmış; Butan Kralı da Hintli Başkan’ı uçaktan atmış “bundan bizde çok" diye.

Butan’da coğrafya da sizi bir yükseklikten diğerine atıyor. Bakıyorsunuz binlerdesiniz,  bir saat sonra üç binleri geçmişsiniz. Tansiyonu olan dikkat etsin. Manastıra girerken de yanınızda yün patik olsun. Siz soğukta bile çıplak ayakla gezen rahiplere bakmayın. Bence onların helâlarını da kullanmayın. Yangın nedeniyle imkân olmuş da yenilenmiş manastırlarda doğal olarak süslemeler de yeni.  13-14 yüzyıllardan kalma “dzong”lar(manastır) bugünün cart renkleri ile boyanarak eski yaşatılıyor. Kapalıçarşı’nın tavanlarının nasıl yenilendiğini hatırlayın.  Kral’ın girip çıktığı kapıya yakın nerdeyse 100 metre mesafedeki manastırın yaşamına tanık olun. Eğer gerçekten “görebiliyorsanız” eğer “rüya âleminde” değilseniz Campbell’in bahsettiği hayatın “sıkışmışlığından” mutluluk çıkarmanız mümkün değildir. Doğrusunu isterseniz o bölgede başka bir ülkeyi görmüşseniz Butan zayıf bir tekrarı olur diye düşünüyorum. Myanmar, Thailand her bakımdan çok daha cazip. 

700 bin nüfuslu Butan’ın sadece dört uçağı varmış bu sene beşincisi eklenecekmiş. Denilene göre uçakların masrafları arttıkça ülkeye girmesi izin verilen turist sayısı artıyormuş. Turist en çok 12 gün ülkede kalabiliyormuş. Coğrafi yapısı nedeniyle ülkenin tek uluslar arası havaalanı Paro’ya iniş sıkıntılı.  Ayrılırken de yolun iki kenarındaki, 8500 metrelere varan buzdan  “izbandut”ların soğuk nefesleri ile yarattığı türbülansla, gelen geçeni selama zorlaması da ayrı bir heyecan.  Ancak önce Allah’a(isterseniz Buda’ya) sonra da  Avustralya’da  özel yetiştirilmiş pilotlara güvenmekten başka çareniz yok. Ama pilotlar eğer uçakta verilen son kullanma tarihi geçmiş tereyağı gibiyseler, “Tashi delek!”

Butan Devleti, ülkeye kabul edilen turist sayısını sınırlamış. 2012 yılında yılda 60.000 turist kabul etmişler. Uzmanına göre bu, 300.000 geceleme demek oluyormuş. Butan, her bir geceleme için(uçak bedeli hariç) kişi başına en az 250 US dolar yatırılmasını zorunlu tutuyormuş.  Acenteler devlete bu parayı önceden yatırıyor ve devlet %65’ini tahakkuklara bakarak acentelere dağıtıyormuş. Bu tutar “standart altı” bir seviyenin bedeli. Butan’da geceliği 1700 US Dolar olan Aman Otelleri de var gücünüze göre ama o seviye turist çok değil, o fiyatlar grup turuna da uygun değil. Turistlerin alacak bir şey(gümüş, kitap, örtü vb) bulup harcama yapmaları geliri arttırır tabi ama alacak şey de yok ya da kalitesine göre çok pahalı ve de Hint malı.  Yukarıdaki hesaba göre yıllık turizm geliri yaklaşık 75 milyon dolar. Bir kaynağa göre Butan’ın yıllık ihracatının 150 milyon dolar olduğunu düşünürseniz turizmden gelen bu para önemli. Ama “turizm” ülkenin “ahlâkını bozacağı”(?) için bence tam da “gönülden” turist gelsin de istenmiyor.  Butan’ın ihracat kalemleri tarım ürünleri ve de Hindistan’a sattığı elektrikten oluşuyor.  Butan’ın toplam elektrik üretimi, ihtiyacının % 67 sini karşılıyormuş. “Kendine yetmiyor bir de ihraç mı ediyor” demeyin. Zira elektrik üretiminin zirve yaptığı dönemlerde üretimde de “fazla” olabilir. Kral ülkeye “elektrikle ısın!” emrini vermiş. Bu nedenle kaldığımız otellerin tümünde elektrikli radyatörler vardı. Onlar da standardı ve ısı izolasyonu olmayan odalarda boşuna bir “hararetlenme” hâli içindeydi. Pencereler ve kapılar  yerli üretim ahşaptan ve “sızdırmalı” model. Bir otelde(ki valiye ait olduğu söylendi ve otel olarak yapıldığı belli idi) kapılar asma kilitle kilitleniyordu. Kapı arkasında ise ahşaptan yapılmış sürgü vardı.  (Standardı olmayan ülkede mutluluk olabilir mi?)   

Butan, Budizm’in Vatikan’ı diye anılıyor. Bunu korumakta da kararlı oldukları izlenimi edindim. Dinî sembollerden(şans, bereket vb) biri “fallus”, evlerin cephelerinde sıkça görülüyor.  Butan’da tanığı olduğum kadın erkek ilişkilerindeki “rahatlığın”,  “Kutsal kaçık” diye anlatılan “Free yogi” Drukpa Kunley’in “pleasure”(zevk) üzerine çeşitlemelerinin bir sonucu olduğunu sanıyorum.  Kunley, duyguların üzerindeki baskıları kaldıran bir dil kullanmış, ifadede rahatlığı tercih etmiş, özellikle kadınların “aydınlanması” ile  “meşgul olmuş”. (“I can have sex with many women, because I help them to go the path of enlightenment” Size bir şey hatırlatıyor mu? Göbeğe âyet yazılıyor mu öğrenemedim.) “Fallus”, festivallerin de en önemli aksesuarı. Soytarı(Atsara)’nın elinden eksik etmediği, sırtında taşır gibi yaptığı, suratınıza salladığı nesneye “ucube” muamelesi yapmayın, “böyle sanatın içine tükürmeyin”, suratınıza tükürtmeyin, o “kutsal” bir nesne..

Genellikle turdan dönenlerin “beğenme” katsayısı çoktur. Aksi bir durum kendi tercihini inkâr anlamına gelir zira. O nedenle herkes beğenecek bir şey bulur. Körün fili tarif etmesi gibi. Bazısı da abartır “rüya” gibi diyerek. Butan için anlatılanlar bence çok abartılı. Ayrıntılı düşünür  ve ülkede olanlara belli bir mesafeden bakarsanız gerçek gözünüze batar, rüyanızı kâbusa çevirir.  Kuzey Kore’yi yerin dibine batıran Batı, Butan’a nedense daha toleranslıdır.  Her ikisinde de insandır beni ilgilendiren, insanın ezilmişliğidir, karlı dağlar, rododendronlar değil. Butan, Batı’nın  iki yüzlülüğünün kanıtlandığı bir örnektir. 

Ama sadece o mu? Bayram turlarının en popülerlerinden biri Butan’dır.  Bazen bir festivale rastlar. Butan festivallerinin amacı, mevcut bağların güçlendirilmesi, yeni tanışıklıkların kurulması, özellikle aile fertleri arasında yakınlığın arttırılmasıdır. Festivaller toplumsal anlamda yakınlaşmayı ve ahengi arttırmak içindir. Bunun da “mutluluk” getireceğine inanılır. Kendi bayramında “evinden kaçan” Batılı, Butan’ın bayramına bayılır, anlata anlata bitiremez, kimisi de “dzong” yolunda Hacı Ali Muhiddin lokumu tutar “gezidaş”larına, iyi mi! 

 Butan için bir “mutluluklar ülkesi” etiketi var ki bu daha da rahatsız edici. Benim için asıl olan Butan üzerine yaratılan bu “mutluluk” havasıdır ki yukarda değindiğim hususlardan daha da önemlidir.  Butan, 300 yıllık Krallık..  Bölgeleri kontrolleri altında tutan ağaların, şeyhlerin uzlaşması ve bir araya gelmesi ile ortaya çıkarılmış bir devlet. İlk Kral’ın seçiminde de ruhban sınıfının ve İngilizlerin etkisi çok büyük. Bugün Butan tv’lerine baktığınızda “Butan’ın generalleri”nin kırmızılar içindeki ruhban sınıfı olduğunu görüyorsunuz. Yani bugün de dinin yönetimde etkisi çok. Aksi de söylenmiyor zaten, Butan bir din devleti.   Şu anda başta beşinci Kral var. “Gayri safi mutluluk” ifadesi dördüncü Kral’a ait ve 1970’de söylenmiş. Kral’ın “gayri safi mutluluk” söylemi hem Batı algısına hem de kendi ruhban sınıfına yönelik bir oyun sanki.  Zira Kral ”aydınlanmış devlet” ile Budist yani dinî devlet modelini kendi geleceği için en emin strateji olarak sürdürmektedir. Batılı ise “mutluluk ülkesinin” içini kendi algısına göre doldurmaya kışkırtılmaktadır. Erkeklerin birden fazla kadınla evlenebildiği; kadınların aynı aileden birden fazla kişi tarafından karı olarak alınabildiği bir düzenin dünyada “mutluluklar ülkesi” ile pazarlanmasına ve “bozulmadan gidin” sloganlarının nasıl bir reklâm olduğuna şaşırmak için gittim sanki Butan’a. Kral’ın istediğine toprak dağıttığı, merkez Timpu’da TOKİ benzeri binaların yükselmesi ile arazi fiyatlarının her gün katlandığı,  Budizm ve Hinduizmin dışındaki tüm inançları yasaklayan, binlerce insanı Butan’dan kovan; insanları dinle uyutan; Hindistan’ın arka bahçesi, küçük kardeşi; alt yapısı yetersiz; kaçakçılığa yönelmiş insanları madden perişan ama dine ile ilişkileri de sorgulanmaya açık ve “suistimal edilmiş” bir halkın kaderine mahkûm edildiği  bir din devletinden bahsediyoruz.  Bu dönemde hele de otel odanıza ilâve yorganı getiren kızın tirtir titrediğini görmüş, anasının Karadeniz kadınları gibi saman veya odun yığınlarını taşımalarına “ah ne otantik!” dememişseniz; sokakta ayakkabısı parçalanmış kendi teninin ısısı ile yürümeye çalışan ve hep sırtında bir şeyler taşıyan yoksulluğa içiniz acımışsa; ellerinden düşürmedikleri, başından ayrılmadıkları işporta tezgâhlarındaki son model telefonlara bakıp “büyük çelişki”yi görmüşseniz; “gho”ları içindeki insanların doğayla mücadelesini,  tek tip gıda beslenmenin yol açtığı yetersiz beslenmeyi düşünürseniz; ortalama yaşamın 57 yıl olduğunu unutmamışsanız, yâni “rüya gören” değil, “düşünen” biriyseniz Butan’daki zavallılıktan “naif bir huzur” havası çıkarılamayacağını anlarsınız.

Joseph Campbell “Mitolojinin Gücü” isimli kitapta Chartres Katedrali’nden bahseder ve der ki “Medeniyetimizin ruhsal sembollerini kaybettik. Bu nedenle Fransız kasabası Chartres’e gitmek muhteşem bir şey. O katedral’in içinde çocukken içinde yaşadığım imge dünyasına geri dönüyorum ve bu harika bir şey. Ruh aslında hayatın hoş kokusudur. Hayatın içine üflenen bir şey değildir, hayatın içinden gelir.”
Doğaüstünün doğalın üzerinde ve ötesinde olduğu düşüncesi öldürücü bir düşüncedir. Ortaçağlarda dünyayı sonunda bir çorak ülkeye, insanların gerçek olmayan hayatlar yaşadıkları, ruhban sınıfının öğrettiğine göre , doğaüstü kanunlar onlardan öyle yaşamalarını istediği için insanların gerçekten istediği hiçbir şeyi yapmadığı  bir yere dönüştüren işte bu düşünceydi.Çorak ülkede ,insanlar aslında onların olmayan ama kaçamayacakları kanunlar tarafından karşılarına koyulan amaçları gerçekleştirir.”

Butan’da hep onun söylediklerini geçirdim aklımdan. İnsanlar Butan’ın içine ruh üflemeye çalışıyor  ve ruhban sınıfı “öğretiyor”, insanlar istediği şeyi yapamıyor ve  ortada, baharda açan çiçeklerine, musonlarla coşan ırmaklarına rağmen “çorak” bir ülke var.

“Bozulmadan gidin” ile ne anlatılmak isteniyor bilmiyorum. Çarpık düzen düzelmeden gidin mi deniyor?  Bu iptidai hayat değişmeden görün ve şükredin halinize mi demek isteniyor? Yoksa bir yerlerde zavallı insanların geri bırakılmışlığı ruhlara iyi mi geliyor bilmiyorum. Eminim ki kimse, Butan’da yaşananları kendisi yaşamak istemez.

 “Merhamet” üzerine inşa edilmiş ve muhafazası istenen bir sistemin merhametsizliğini her yerde görmek mümkün. Her biri bizim Divriği Ulu Camii görkeminde ve onun gibi yandı yanacak yıkıldı yıkılacak gibi duran iki bin beş yüz ‘dzong’da her yıl yüzlercesi tekrar edilen festivaller(“Tshechu”) ruhban sınıfın, gücünü daha bir belirginleştirdiği toplantılar. Günün sonunda rahiplerin ve de Ölüm Tanrısı’nın önünden saygıyla geçerek, sepete birkaç kuruş atıp renkli bir ipi umut ve inançla almak törenin de bittiği an. Bu sırada festivalin soytarıları da halkın arasında dolaşıp parsalarını topluyor. Sanat ile dinin “uzlaşması”. Brecht duygulara seslenen bir biçimi buralardan almış ve akla seslenerek yeni bir yöntem geliştirmiş. Batı tiyatrosunun temellerinde bu dinsel âyinlerin izi var. Türkiye’ye döndükten sonra Akaretlerde bir binanın camında ışıkla yazılmış bir ibare gördüm “Akıl duyguyla yönetilir” diye. “Aklın yakıtı duygudur” diye çevirdim kendimce ki Butan’da bunu “gördüm”. Butan seyahatinin bence yegâne kazanımı, festival sırasında gördüklerim ve hissettiklerim idi.  Tiyatro meraklısı olarak gösteriden çıkarılabilecek pek çok öğreti var diye düşündüm. Tiyatroculara böyle bir “âyin”i görmelerini öneririm, Paro, Butan için en makul ve akla yatkın bir merkez. 

Butan’ın sokak köpeklerine dikkat edin derim, ben çok şaşırdım. Geceler boyu havlıyorlar ama gündüz sus pus. Karanlıktan korkuyorlar diyesim var. İnanılmaz bir şekilde hayatın içindeler. Saldırmıyorlar, hayatı paylaşıyorlar. Bir Butan’lıya sordum “Herkes onlara aileden birisi imiş gibi davranır” dedi. Bu, doğu kültürlerinde her şeye “sen”(“you” yani “it” değil) demenin bir başka göstergesi. Köpekler ülkenin bir yurttaşı gibi.. Bence sadece köpekler mutlu Butan’da..     

O çok bilinen tv reklamları ile zorla yaratılmış bir  “pazar” olan; Hint malı üzerine ‘Çin malı’ damgası vurarak “kaliteyi arttıran”(?) bir ülkeyi ve insanlarını, Batı’nın diline kapılıp  “mutluluklar ülkesi” “rüya gibi tatil” tanımları içine “sıkıştırırsanız”  o insanlara haksızlık etmiş olursunuz. Kuzey Kore insanları gibi Butan’ın insanları da sevilmeye lâyık, bundan çok daha iyisini hak ediyor.  Umarım bir gün hak ettikleri “mutluluğa” kavuşur.  Ama o insanları, onları dünyanın çizdiği resmin içine sokarsanız çok yanlış yapmış olursunuz, onları o resme mahkûm edersiniz.

Butan bence şimdilik Paro ve Timpu’dan ibaret. Tehlikeli dağ yollarında riske atıp uluslar arası havaalanı olan Paro’dan çok uzaklaşmanız  size yeni bir şeyler getirmeyecek. Eğer mutlaka gitmek isterseniz  o bölgeye yapacağınız gezinin yanına ekleyin, Paro Festivali’ne(2-6 Nisan) denk getirip  Butan’a gidin. Üç dört gün kalın. Açacağım diye gittiğiniz Butan’dan  “çakra”larınızı kapatmadan dönün. Bence şimdilik o kadar yeter. “Tashi delek”!

Melih Anık

Butan fotoğraflarım için adres:

“Mitolojinin Gücü”  Joseph Campbell-Bill Moyers, Media Cat

“Invoking Happiness” - Khenpo Phuntshok Tashi (Bu kitabı festivali seyretmeden önce alın, okuyun.Paro Müzesi’nde “mask” bölümünü ziyaret edin. ) Yazar (bir zamanlar da olabilir) Butan Müzesi Müdürü imiş. Kitap Butan’da  33-45 US Dolar civarında satılıyor. Paro çarşısında var. İnternette kitabı temin edebileceğiniz adres olarak şunu buldum:  http://www.marymartin.com/web/SearchPublisher;jsessionid=D78F5A4DE366AC1DFE85FCBCC878EE02?publisherParam=Khenpo+Phuntshok+Tashi%2C

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder