26 Temmuz 2010 Pazartesi

Otellerde Enerji Tasarrufu

Otellerde gelişen bir uygulama  var  : Enerjiyi tasarruflu kullanmak.

Otel odasına giriyorsunuz ve kart şeklindeki anahtarı kapının hemen yanındaki deliğe yerleştirmeden odaya elektrik gelmiyor. (Kimse yokken odada sadece buzdolabına bağlı priz “canlı”.İçkiler buz gibi ama oda hamam!)

Kredi kartı gibi olan oda anahtarı , odayı “elektriklendirmek” için kullanıldığı gibi  oda anahtarının bağlı olduğu halkaya  bağlanmış ve kredi kartından biraz daha kalın bir parça da bu amaçla kullanılabiliyor. Yöntem otelin “dijitalleşme”sine bağlı.

Herkes bu parçayı anahtar halkasından söküp  odadan çıkarken ait olduğu delikte bıraktığı için olmalı artık halkanın açılma noktasını lehimliyorlar. Kırılması mümkün ama otelde ayrılırken  yaptığınız ortaya çıkacağı için kimse de “uğraşmak” istemiyor.

Kredi kartı gibi olan anahtarlarla iş daha kolay. İkinci bir anahtar alıp (resepsiyondaki “patronun adamını” ikna edebilirseniz!) onu yerinde bırakmak siz yokken odayı “elektrikli” yapıyor ama ucu lehimlenmiş halkaya bağlı parça kullanılıyorsa anahtarı yanınıza alırken  ona bağlı parçayı da yanınıza almak zorundasınız.O zaman da oda elektriksiz kalıyor.

Örneğin dışarıda hava sıcaklığı  gölgede 40-45 derece olan bir kente tatile gitmişsiniz. Sıcaktan odaya döndüğünüzde "hamam"a girmiş gibi hissetmek tatilin keyfini kaçırmaz mı ?  Odaya girdiğinizde asgari bir konforun odada olmasını beklemek fazla bir istek midir ? Yani "hamam" olmamış bir oda ve siz yokken şarj edilmiş pilleriniz ve bilgisayarınız. Bunların olması için odada elektrik olması lâzım.

Eğer bir yolunu bulup oda elektriğini açık bırakmayı  beceremezseniz ,siz terk ettikten sonra oda yavaş yavaş ısınmaya başlıyor. Belli bir süre  odaya geri döndüğünüzde oda “yanıyor” adeta. Tekrar soğuması için de epey bir zaman geçmesi gerekiyor. Bu arada piliniz , bilgisayarınız vb de şarj edilemiyor.

Geceliğine yığınlarca para istenen  bir otelde bu , canınızı sıkmaz mı !

Enerji tasarrufu ile ilgili olarak , doğaya saygı (?) kapsamındaki diğer uygulamada havlular ile ilgili. Havluların her gün yıkanmasının kullanılan deterjanlar nedeniyle çevre kirliliğini arttırdığı ve sarf edilen suyun boşa gittiği gerekçesiyle her odada bir hatırlatma notu var : “Havlunuzun değiştirilmesini istemiyorsanız rafında, istiyorsanız döşeme üstünde bırakın”

Suçluluk duygusu  ile ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Gözünüzün önünden denizlerdeki , ormanlardaki katliamlar , mülteci kampları vb  geçiyor . Havluyu döşemeye bırakırsanız onların “suç ortağı” olacaksınız bir anda ,sanki.

Oysa bir gece önce açık büfede ziyan edilmiş yemekleri gördünüz. Dünyada her gün tonlarca ekmek/yemek  çöpe gidiyor. Otel yönetimi onlara o kadar hassas(?) değil. Sorarsanız, çöp olmuş yemeklerle köpekler, kediler doyuruluyor, fena mı ! İyi de sebze ve meyvanın  üretimi , pişirilmesi için de enerji harcanmıyor mu? Eti çöpe giden boşuna kesilmiş hayvanlara ne demeli ! Otelin içinde boşa akıtılan suları görmüşseniz ve de otel sahibinin zevk olsun diye geyik avına çıktığını ;  kuyu suyunu musluktan akıttığını ; altındaki 200 beygirlik son model arabayı ; oteli inşa ettiği arazinin eskiden orman olduğunu ; otelde pis su arıtma olmadığını  vb öğrenirseniz  öfkeniz daha da artıyor.

Havlulara, elektriğe bu kadar “hassas” olan işletmenin amacı , doğaya saygı değil , kendi işletme masraflarını azaltmak için sizin duygularınızı kullanmak.

Son yurt dışı seyahatlerimden birinde bir otelde bir prizin üzerinde bir not gördüm : “Her zaman elektrik var” yazıyordu. İşte hem doğaya hem insana saygı örneği .

Enerjinin tasarrufu pek tabi ki çok önemli ama “insan”ı unutmamak kaydıyla.

Bu amaçla örneğin otel odalarında bir prize devamlı elektrik verilebilir ; klima siz odada yokken belli aralıklarla otomatik olarak çalışıp durabilir ve odanızda asgari konforu sağlayabilir. İşletmeci her gün havlu değiştirmek yerine 2 günde bir değişim isteyenler  için oda fiyatında özel bir indirim yapabilir. Yemeklerin ziyan edilmesini  önlenmesine yönelik çareler bulunabilir.

Kimse  enayi yerine konmak istemez . Yapılan fedakârlıkların müşterek olduğunu ve paylaşıldığını görmek insanı katılımcı yapar.

Melih Anık   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder