Bizde Crown Gibi Bir Dizi Neden Yapılmaz?

Crown dizisini izledim.Çok beğendim. Seyrederken ister istemez bizim tarihi dizilerimiz, oyunlarımız aklıma geldi. IV.Murat, Alemdar, Fatih, Kösem  ve tabi ki Atatürk ve dönemi hakkında oyunlar yazıldı, filmler, diziler çekildi ama hiç biri Crown dizisinin düzeyine ulaşamadı. Neden diye sordum kendime? Bu yazıyı düşüncelerimi paylaşmak için yazdım.

Crown 10 bölümlük bir dizi. Sakız gibi uzatılmamış, başlamış ve bitmiş. Her bölüm 55 dakika sürüyor, tempolu. Globe'da bu yıl en iyi drama dizisi ödülü ile en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.
Türkiye'de diziler  sanırım Latin Amerika dizileri ile yarışıyor, Arap ülkelerinde beğeniliyor.  Yapımcıların esas hedefi de bu coğrafya. Tabi ki Türk dizi seyircisini okşamak istiyor. Bu amaç bilinçli bir seçim mi yoksa beğeni düzeyleri ve kapasiteleri mi bu seviyede?  Bence düzey bu seviyede! Daha iyisini hayal edebilseler kapasite arttırılabilir ancak arttırılamayan tek kapasite bilgi ve estetik ile ilgili. Yoksa oyuncu var, kameraman var, yönetmen bulunabilir. Mekân bulmakta zorlanabilirler. Zira muhafazakar bir millet olan benim ülkemin yurttaşları muhafaza etmeyi bilmediği için yıkıp geçmiş, yakıp geçiyor. Tam bir talan düzeni hâkim . Ama elde hâlâ olanlar yeterince değerlendiriliyor mu? Hayır. Peki asıl neden ne?

Crown dizisinde yer alan tarihi şahsiyetleri araştırdım. Çoğu anılarını yazmış. Kraliyet Ailesinin tarih kayıtları da iyi. Yâni senaryo yazmak için yeterince birikim var. Senaryo yazma tekniği de arkasında sağlam duran bir edebiyat geleneğinden besleniyor. Shakespeare'in ülkesi! Ama çok daha önemlisi ülke tarihi ile barışık: tarih ile savaşmıyor: tarihi kendi dönemi içinde değerlendirmesini biliyor. Tarih ile yüzleşmesini bitirmiş. Tarihi kişilere nefret ile bakmıyor. Eleştiri sanat olmuş.Eleştirinin düşmanlık olmadığı anlaşılmış. Özünde özgür düşünceye saygı var. İşte geldik hassas noktaya. Bizde bu olmadığı için bizim oyunlarımız, filmlerimiz, dizilerimiz hamasete batmış. Her tarihi kişi kahraman olmak zorunda bizde. Yanlış yapma şansı yok. Aklıma hemen Mustafa filmi geliyor. Atatürk'ü gizliden küçülten film hani. Ayarı olmayan bir film. Nefretten beslenen gizli gündemi olan bir film. Övermiş gibi yapıp aslında başka hedeflere nişan alan film. Turan Oflazoğlu oyunları da hamaset kokar. İsmet Bozdağ'ın taraflı olduğu açıktır. Murat Bardakçı son Osmanlı sayılabilir. Tanımış olduğu saray kadınlarından feyz almış gibidir. Bardakçı'nın programdaki yamağı  olan Erhan Afyoncu'nun ise yeni görevi onun tarafını ortaya koymuştur kanımca.  Mustafa Armağan tarihçi olmayan tarihçidir, hesaplaşma peşindedir. Yavuz Bahadıroğlu sağın tarih ile hesaplaşma görevini üstlenmiş bir başka yazarıdır. Kadir Mısırlıoğlu'nu tarihçi saymak mümkün mü? İskender Pala ise bence Divan Edebiyatı ile uğraşsa daha iyi olur. Halil İnalcık Hoca, kendisinden yeterince yararlanılmamış bir tarihçi. Sinan Meydan fazla politize. Tarihin yeni dönemler yaşandıkça yeniden yazıldığı dikkate alınırsa Mehmet Fuat Köprülü'nün  daha yaşasaydı neler yazacağını bilmiyoruz. Osmanlı Tarihi'nin kapsamlı yazarlarından olan  İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve  Enver Ziya Karal son döneme göre ansiklopedik bilgi kaynağı olarak kaldı.  Kemal Tahir bu konuda benim   aklıma en çok yatan yazarlardan biri ama biliyorsunuz onun eserinden yapılan filmi yaktılar. Bana bu konuda en yakın gelen Attila İlhan'dır. Edebiyat dilini sevdiğim için belki de. Ama Attila İlhan'ı diğerlerinden ayıran en önemli özellik, tarih bilincidir ve nesnelliğidir.  Dikkat ederseniz  tüm bu yazarların ortak bir noktası yok. Ortak nokta dediğim aynı şeyi düşünsünler demek değildir. Tarihe bakış yöntemi olarak birlikten bahsediyorum. Oysa hepsi birbirine karşı  köşedir. Biz de tarihe Evliya Çelebi benzeri seyyah gibi bakıyoruz. Ona bakarsanız benim seyahat anılarım da tarihtir. Ama onlardan dizi, film, oyun çıkmaz.

Crown'u seyrederken beni hatırlayın. Seyrettikten sonra düşüncelerinizi paylaşırsanız tarihe ufacık bir katkımız olur.


Melih Anık     

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gene Bir Pazar Sabahı(24 Mayıs 2015)

Sartre'ın Gizli Oturum Oyunu İçin Varoluşçuluk Üzerine Derleme

Kosta Kortidis’in 'Rulet’i