13 Şubat 2016 Cumartesi

Robert College'den Boğaziçi Üniversitesi'ne Yaşayan Tiyatro Geleneği


Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Tiyatro Salonu'nun -restore edildikten sonra- açılışı düzenlenen özel bir geceyle 11 Şubat 2016 tarihinde yapıldı. 'Orada olmak' benim kişisel tarihim için olduğu kadar o gece ülkemizin tiyatro tarihi için de unutulmaz anılardan biri oldu.


Ben o salonda 1969-1976 tarihleri arasında 'var'dım. BÜO'nun bizim 'var olmamızda' çok önemli bir yeri vardır. "BÜO'lu olmak", övündüğümüz ve bize öğrettikleriyle hayatımızda bize yol gösteren bir özellik oldu.

Robert College'den Boğaziçi Üniversitesi'ne geçiş bizim için RC Players(RCP)'dan BÜO'ya geçiş demekti. Bizim için o geçişte tiyatroya ne olacağı çok önemliydi. O dönemi yaşayan bizler tiyatronun kesintisiz olarak Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşamaya devam etmesi için gayret ettik. Bu salonda 102 yıldır yaşayan tiyatronun  tarihinde 1971'den bu yana geçen kırk beş yılın başlangıcında katkı koymak benim için onur vericidir. Biz tiyatroyu teslim aldık, yaşatarak devrettik, devralanlar da bu güne kadar aynı ruhla getirdi. Eminim ki "RC'den BÜO'ya süren gelenek" hep yaşayacak.

Açılış gecesi BÜO Başkanı Miray Bal'ın sunumu ile gerçekleşti. Rektör Prof.Dr.Gülay Barbarosoğlu çok anlamlı bir konuşma yaptı. Açılış gecesi için hazırlanan videoda salonun tarihini seyrettik, Haldun Dormen(RC'49),  Genco Erkal(RC'47), Nevra Serezli(ACG'65), Meral Çetinkaya(ACG'65), Melih Anık(BÜ'74), Semih Fırıncıoğlu(BÜ'76), Bülent Somay(BÜ'78), Müge Gürsoy Sökmen(BÜ'80), Ezel Akay(BÜ'84), Kerem Kurdoğlu(BÜ'86), Sevilay Saral(BÜ'90), Ömer Faruk Kurhan(BÜ'91), Leman Yılmaz(BÜ'91), Cüneyt Yalaz(BÜ'93), Selen Uçer(BÜ'97) Nezih Cihan Aksoy(BÜ'01)'dan salon ve bulundukları yıllara ait tiyatro ile ilgili anılarını dinledik. Bülent Ecevit'in de oyun çevirdiğini ve bu sahneye çıktığını Genco Erkal'den öğrendik. Açılış gecesi "büo'dan mezun olmuş" ve tiyatro çalışmalarını BGST altında devam ettiren Banu Açıkdeniz, Cüneyt Yalaz, İlker Yasin Keskin'in oynadıkları 'Kim Var Orada' isimli oyunun birinci perdesini seyrettik.

Ben bu yazımda o salonla ilgili tarihi anlatmak istedim. Bu tarihi derleyerek benimle paylaşan BÜO'dan Miray Bal ve Caner Soyulmaz'a teşekkür ederim.

Tiyatro salonunun bulunduğu bina, Cleveland H. Dodge’un hediyesi olarak öğrenci faaliyetleri için yapılmış. Açılışı 13 Ekim 1914’te yapılan “Social Hall”e aynı yıl kolejde 40. çalışma yılını geçiren Henrietta Loraine Washburn’ün adı verilmiş. Salonda, resmi kaynaklara göre ilk oyun gösterimi 1920 yılında fakülte üyelerinin kurmuş olduğu Hisar Players tarafından yapılmıştır. Oynanan oyun ise John Galsworthy’nin yazmış olduğu “The Pigeon”mış.
 Robert Kolej dönemine denk gelen yıllarda (1914 – 1971) salon; dönem sonu sınıf oyunlarına, Türk Talebeler Birliği’nin çıkardığı oyunlara, fakülte üyelerinin kurduğu Hisar Players’a, 1924 yılından itibaren Robert College Players’a, 1933 yılından itibaren de American College for Girls Dramatic Association’a ev sahipliği yapmış.

Robert Kolej’de Fonetik ve İngilizce öğretmenliği yapan ve aynı zamanda eşiyle beraber sınıfların dönem sonu oyunlarının da birçoğunun yönetmenliği yapmış olan Edmund Tilley önderliğinde “Robert College Players” kurulmuş. 1924 yılının bahar döneminde 28 öğrenci ile çalışmalara başlayan ekibin amacı, okuldan farklı dönemlerdeki (yaşlardaki) öğrencilerin aynı ortamda teatral üretim yapabilmesi ve tiyatro üzerine ortak okumalar ve çalışmalar yapıp bir sanatsal tartışma ortamı sağlamakmış. Kulüp, ilk yıllarında, oyunları ağırlıklı olarak İngilizce oynasa da zaman için de Türkçe oyunlar da oynamaya başlamış. Hatta zaman zaman ekipteki öğrencilerin de desteği ile Ermenice, Bulgarca, Yunanca, Almanca, Fransızca okuma tiyatroları da oynanmıştır. Ermeni, Bulgar, Yunan öğrencilerin de çok olduğu yıllarda bu öğrenciler kendi dillerinden tiyatro üzerine yazılmış yazıları çevirip ortak okumaya sunmuşlar.

Robert Kolej döneminde Şirin Devrim(ACG'44), Tunç Yalman (RC ’44), Nüvit Özdoğru (RC ’46), Refik Erduran (RC ’47), Haldun Dormen (RC ’49), Engin Cezzar (RC ’49), Beklan Algan (RC ’53), Esin Eden (ACG ’54), Göksel Kortay (ACG ’55), Oya Başak(ACG'55), Özdemir Nutku (RC ’56), Genco Erkal (RC ’57), Ülkü Tamer (RC ’58), Çiğdem Selışık (ACG ’60), Ali Taygun (RA ’61), Ahmet Levendoğlu (RA’64), Meral Taygun (ACG ‘65) ve Nevra Şirvan Serezli (ACG ’65) gibi Türk Tiyatrosu’nun önemli, öncü isimlerinin lise yıllarında ilk sahne deneyimlerini yaşadığı yer, (Robert Kolej’de bilinen ismiyle)  'Social Hall’deki bu salon olmuş.

1971 sonrası başlayan Boğaziçi Üniversitesi yıllarında, “Social Hall” ismi yerine “Öğrenci Faaliyetleri Binası” ismi kullanılmaya başlanmış, kulüpçüler arasında salondan kısaca “ÖFB” diye bahsedilmiş. Tiyatro salonuna, 1990 yılında kaybettiğimiz o salonda yıllarca ders vermiş ve öğrencilerin sevgilisi olmuş Ekonomi Bölümü hocamız Demir Demirgil’in ismi verilmiş.
1971’den günümüze, Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nın evi olan Demir Demirgil Tiyatro Salonu, 1986’dan beri düzenlenen İstanbul Amatör Tiyatrolar Günleri’ne de ev sahipliği yapan salonların başında gelmektedir.

1924’te “Robert College Players” adıyla kurulan ve 1971 sonrası “Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları” ismini alan okulumuz tiyatro topluluğu, 92 yıldır sanatsal üretime devam etmektedir. Kulüp, Türkiye’nin en eski amatör topluluklarının başında gelmektedir. Kulüp, İstanbul’da 1986’dan beri düzenlenen en eski amatör tiyatrolar şenliğinin de kurucu yürütücülerindendir. BÜO aynı zamanda, 1989 yılından beri yayında olan “Mimesis Tiyatro / Çeviri – Araştırma Dergisi”nin de doğduğu yerdir. Mimesis, yayın hayatına internet üzerinden devam etmektedir. BÜO ise yaptığı çalışmalara dair yazıları ve araştırmaları, 1998 yılından beri, her sene sonunda çıkarmakta olduğu “BÜO Yıllık” adındaki kitaplarda yayınlamaktadır. 

Boğaziçi Üniversitesi’nin sosyal dünyasını en güzel anlatan deyişlerden olan “Boğaziçi’nin kulüplerinden mezun olunur”, BÜO için de geçerliliği yıllardır sürdürmektedir. “BÜO’nun mezunları” arasında önemli tiyatro – sinema oyuncularının, yönetmenlerin, tiyatro eleştirmenlerinin yanında çok değerli akademisyenler, yöneticiler, yazarlar, yayıncılar da bulunmaktadır.
1995’te kurulan “Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu(BGST)” da öğrenci kulüplerinde başlayan sanatsal faaliyetlerini mezuniyet sonrasında da sürdürmek isteyen ve birçoğu bu sahneden geçmiş Boğaziçi Üniversitesi mezunları tarafından kurulmuştur.

Salonun asma çatı katı yıkıldıktan sonra yıllardır var olan fark edilmeyen bazı yazılar da ortaya çıkmış. Bunlardan birisi “Mehmet Baler 1949” yazısıdır. Robert Kolej Oyuncuları’nda da aktif olan  Mehmet Baler; mezuniyeti öncesi ismini salonun çatısına, tam sahnenin üstüne denk gelen yere yazarak ölümsüzleştirmek istemiş olmalı. O gece Mehmet Baler de aramızdaydı.


Dikkat çeken yazı da ana taşıyıcı demirlerden birinin üzerine tebeşir ile yazılmış. Yazan tarihler net okunabilirken, altında yazan kısa yazı okunaklı değilmiş. Sadece son kelimenin “jour” olduğu yazının Fransızca bir deyiş olma olasılığı var. Yazıda “1913 – 1914” yazdığı için de bu yazının, 102 yaşındaki salonun yapımında bir imza niteliğinde yazılmış olma olasılığı fazla… Ama maalesef ki yazı tebeşir ile yazılmış olduğu için tüm bu çalışmalar sırasında silinmiş. 


 Çatı katının yıkılması ile ortaya çıkan ve binanın geçmişinde yaşadığı önemli bir olayı da bizlere hatırlatan bir başka şey de çatıdaki yangın izleriymiş. 1950’lerde Dodge Gymnasium’dan başlayarak bütün binayı etkileyen ve binanın büyük kısmının kül olmasına neden olan yangının izleri, üzerinden 60 küsur yıl geçmesine rağmen salonun çatısının önemli bir kısmında duruyormuş. Hem görsel olarak yenilenmek istediğinden hem de çatının sağlığı ve sağlamlığı için bakımlar yapılmasından dolayı bu yanık izleri de temizlenmiş.

Salon tâdilatının ilk kısmında salonun  bir anı defteri gibi olduğu görülmüş. Bir yanda, kulis duvarları söküldükçe arkalarından çıkan eski BÜO’luların yazıları diğer yandan şimdiki BÜO’luların anı olarak kalması için duvarlara yazdıkları isimleri… Salonun ilk yıkım aşamasında kısa bir kulüp tarihi ile karşılaşmak mümkün olmuş. Kimisi bir yere kendi oynadığı oyunun oyuncu dağılımını yazmış, kimisi de kronolojik olarak oynanan oyunları listelemiş. Sevdiği şiirlerden parçalar yazan da varmış, sevdiği oyunlardan alıntı yapanlar da… Hepsinin üstü boyanmış olsa da şimdi tüm o yazılar, bu duvarların arasında saklı kalmış durumda…

Robert Kolej Oyuncuları da Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları da kendilerine has tiyatro anlayışları, yaptıkları öncü ve yeni işler sayesinde büyük seyirci kitleleri edinmiş kulüpler oldu. 90 küsur yıllık kulüp tarihinde farklı şehirlerde, binlerce farklı seyirciyle oyunlarını paylaştılar. Bu seyircilerin her birinin yeri, kulüp üyeleri için ayrı bir anlam taşımaktadır. Geçen onca zaman içerisinde, daha bu kulüp ilk adımlarını atmaya çalışırken, yapılan işleri takip eden ve kulübün tiyatro camiasında isminin duyulmasını sağlayan önemli bir isim vardı. Bu isim 1930 yılında RCP’nin oynadığı Shakespeare’in 'Venedik Taciri' oyunundan çok etkilenmiş ve normalde 2 defa oynanması planlanan oyunu özel isteği üzerine 3. kez oynatmıştı. Bunun nedeni hem oyunu çok beğenmesiydi hem de kendi yönettiği ve aynı dönem Türkçe oynanan 'Venedik Taciri' ile aynı gece İstanbul’un bir başka köşesinde, bu başarılı genç ekibin aynı oyunu Shakespeare’in kendi dilinde oynamasını istemesiydi. Bu isim, tıpkı bu okulda ilk adımlarını atan bir öğrenci kulübü gibi yeniden adım atmaya çalışan Türkiye Tiyatrosunu canlandırmak için çalışan, o dönem Darülbedayi’nin  başında olan Ertuğrul Muhsin Bey; yani Muhsin Ertuğrul’du.

Muhsin Ertuğrul, 1976 yılında  bu salona geldi ve sahnelenmekte olan Marat Sade isimli oyunu seyretti. Oyunun sahnelenmesi için  İBBŞT'nın Harbiye Sahnesi'ni açtı. Oyun o sahnede büyük ilgi gördü bir yerine iki gösteri yaptı.
Salonun geçmişe dair sunduğu bir başka şey de sahnenin altından çıkmış. Sahnenin sol yanında kalan ve inşaatla beraber yeniden ortaya çıkan bir kapağının altından, zamanında bir eylemde kullanıldığı anlaşılan pankartlar bulunmuş. Pankartların durduğu yer ilaçlandığı için pankartlar gün yüzüne çıkarılamamış ve hâlâ da bu sahnenin altında saklanmaya devam ediyor.


Boğaziçi Üniversitesi'ni şehrin merkezinden uzaklığı ve şahane konumu nedeniyle  'sırça köşk' diye anmak bir kesimin tercihi oldu. Bu okuldan çıkan toplumun dertlerini dert edinmiş ve hatta düşünceleri uğruna hayatlarını kaybetmiş gençler görmezden gelindi. Okul, sınırları içinde  ateşli ama düşüncelere saygılı forumların mekânı oldu. Hoşgörü, başkasının hakkına saygı ve düşünceye özgürlük  pek tabiidir ki tiyatroda da (ve tüm tüm kulüp çalışmalarında) karşılığını buldu. Benim içinden geçtiğim dönem toplumsal olayların en yoğun yaşandığı dönemdi. BÜO o döneme ait tepkisini sahnelediği oyunlarla gösterdi. Bizden sonra da bu gelenek devam ediyor. RCP ve BÜO'dan 'mezun olanlar' toplum hayatında da 'duruş'larını gösteriyor. Tiyatro sahnesinin altından çıkan pankartlar tesadüfen oraya gelmedi yâni. Aramızda farklar olsa da tiyatro ve sanat yapmada o sahneden 'mezun olanlar' arasında bir anlayış birliği olduğunu düşünüyorum. Bunun ilk kıvılcımı hepimiz için o sahnede yandı ve nesilden nesile sönmeden devam ediyor.

Geriye baktığımda ne iyi ki "BÜO'dan mezun olmuşum" diyorum.


Melih Anık

Açılış gecesi sunulan video:
https://vimeo.com/155131196

1 yorum: