19.İstanbul Tiyatro Festivali(2014) Hakkında Düşüncelerim

Uzun yıllar “Uluslararası” olan tiyatro festivali artık “İstanbul” ismiyle anılıyor. Aslında bu geçiş iki yıl önceki festival ile başladı(sinyalleri verdi). Festivali başlangıcından bu yana İKSV tertiplediği için bu yıl yapılan öncekilerin devamı ve onun için “ondokuzuncusu”.  Ama İKSV’nin festivalin ismindeki “uluslararası ” takısını kaldırması kafamı meşgul ediyor. Bir an için İKSV tüm festivaller için İstanbul’u bir marka olarak kullanmaya karar verdi diye düşündüm ama İKSV,  müzik ve film festivalleri için “uluslararası ” ismini muhafaza ediyor. O zaman da ben yeni ismin nedenlerini düşünmeye başladım.

Artan maliyetler ve daralan olanaklara rağmen ondokuzuncusuna ulaşılmış bir festivali şöyle ya da böyle sürdürme niyetinin ağır bastığını düşünüyorum. Her ne kadar festival programında uluslararası  nitelikte topluluklar varsa da bir iddia olarak “uluslararası ” olmak farklıdır ve  farklı yükümlülükler getirir. Bugün yapabildiğini yarın yapamazsın endişesi elini kolunu bağlar. Her iki yılda bir festivale denk gelecek ve finans açısından destek sağlayan bir “ülke yılı” olmaz ya. Bu yıl Polonya-Türkiye İlişkilerinin 600. Yılı bir fırsat oldu. Bir de telif sorunu çıktı ki bu da her gelebileni getirmeyi de zorlaştıran bir faktör. Zira oyunların “Türk gelenek ve göreneğine” uyması da gerekiyor. “Uluslararasılık” özgürlüğü de zorunlu kılıyor. Aslına bakarsanız dünya tiyatrosu mekânlarını ve olanaklarını  dikkate aldığınızda uluslararası  çapta bir oyunu Türkiye’ye getirmek de bir mesele. Biz hem bu nedenlerle hem de kendini küçük mekânlara hapsetmiş Türk Tiyatrosu’nun kendini söze hapsetmiş yönetmenlerinin oyunlarını seyretmeye mahkûm olmaya devam edeceğiz. Ama “ondokuzuncusu”nu idrak etmiş bir festival kendi mekânını hayata geçiremez mi(ydi?) Ben Ayazağa’daki salonun elden gidişini hatırlıyorum ama tiyatro için iş nispeten  daha kolay. Tiyatro için çok amaçlı büyük bir “kara kutu” gerekiyor. (Modern Sanat Müzesi, Bienal mekânı antrepo gibi? Ama diyeceksiniz onlar da kalacak mı? Haklısınız.)

“İstanbul” adıyla düzenlenen tiyatro festivali bu mu olmalıydı sorusunun cevabını aramak için bu yılın programına bakıyorum.

Festival 9 Mayıs’ta başlıyor 5 Haziran’da sona eriyor. 41 oyun 13 mekânda (9 Avrupa 4 Anadolu yakası)  82 gösteri ile sunulacak. Her oyun iki kez sunulacak demek ki.  Festivalin ana mekânı Muhsin Ertuğrul Sahnesi. Bu yıl hizmete açılan Moda Sahnesi’nin daha popüler oyunlara ev sahipliği yapacağını örneğin Polonya’dan gelen oyunlar için ana mekân olacağını düşünmüştüm. Demek ki festival komitesinin kendine göre nedenleri var.

Programda üç Polonya bir İngiliz, bir Alman grup var ve altı oyun sunulacak.  Tüm oyunların seyircimiz için değişik geleceğini söyleyebilirim. İngiliz topluluk  daha önce de festivale gelmişti. Tümü erkeklerden oluşan Propeller Theatre Co. o zaman seyircinin ilgisini çekmemişti. İki Shakespeare oyun sunacaklar. Bir Yaz Gecesi Rüyası(2009) ve Yanlışlıklar Komedyası(2011). Topluluk bu  oyunları uzunca bir süredir oynuyor. Ben topluluğu Boston’da seyretmiştim(III.Richard). Beğendiğim bir topluluk. Amerika’da 25 dolara seyrettiğimi hatırlıyorum. Türkiye’de bilet fiyatları 180-150 ve 90TL (öğrenci 35TL) Polonya tiyatrosunu temsil eden oyunlar Ne Yaptıysak Nafile ve Nosferatu. Bu oyunların yerine bu yıl katıldığım festivalde seyrettiğim Polonya oyunlarını tercih ederdim ama sanırım koşullar bu tercihi zorladı. Wroclaw’da 15Euro’ya seyrettiğim oyunları hatırladığımda bu oyunlar için 150-120-90 TL verir miyim emin değilim. Festivalin yabancıları arasında beni en çok çeken Schaubühne’nin Bir Halk Düşmanı isimli oyunu. Bu biraz duyduklarımdan biraz da seyrettiğim videodan kaynaklanıyor. Ama daha önce bir başka Alman topluluğundan seyrettiğim Kafka’da yaşadığım hayâl kırıklığından dolayı endişeliyim. Baltik Dans Tiyatrosu’nun Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı eminim ki dans severler görmek isteyecektir.  “Klasik bale, ritmik jimnastik ve sokak dansına kadar farklı alanlardan gelen dansçıların toplanmış olması” beni düşündürüyor.

Emre Koyuncuoğlu’nun  Polonyalılarla ortak(Opole Theatre) çalışması  Proust- Pamuk- Bellek isimli bir gösteri doğrusu beni hiç çekmiyor. Nedeni ise oyunun çıkış noktasının Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi olması. Romanını samimi bulmadım oyununu nasıl seyredeyim. Pamuk’un Proust ile aynı kefede olması ise bence Proust için talihsizlik.

Ben ödenekli tiyatro oyunlarını festivalde pas geçmeyi düşünüyorum. İDT gelecek sezonda kalır mı sorusu bir riski gösteriyor ama diğerlerini herhalde sezon içinde  15TL’ye seyredebilirim. O nedenle bu oyunlara festivalde  35 TL vermeyi düşünmüyorum. Kaldı ki iki yıl önceki “festivallik” Macbeth rejisini hatırladığımda Mehmet Birkiye’nin yöneteceği Romeo Juliet’e (Bakırköy Şehir Tiyatrosu); bu yıl her yerde olması nedeniyle Engin Alkan’ın yöneteceği Çürük Temel’e(İBBŞT); Ankara DT’da seyrettiğim Orkestra’yı hatırladığımda Emel Mesçi’nin yönettiği Hamlet Makinası’na  mesafeli duruyorum. Eskişehir Belediye Tiyatrosu da repertuarındaki bir oyunu getiriyor. Bu oyunu Eskişehir’de seyretmeyi tercih ederim.

Kürtçeoynanacak Tiyatro Avesta’nın “Actor”(neden?)  ile Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’nun Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ın Kürt tiyatrosu örnekleri olduğundan kuşkuluyum. Bence Kürtçe tiyatro olsun diye seçmişler gibime geliyor. Belki de metinlerinden emin oldukları oyunlar olmaları nedeniyle seçtiler.

 Festival programındaki “İKSV ile ortak yapımlara”, “kolektif”lere, “performans”lara, “okuma tiyatrosuna” ve “Yeni Dalga” oyunlara tereddütle yaklaşıyorum. Bu kişisel bir tercih, sevenlere engel olmayayım.

Yönetmeninden (Popovski Tehlikeli ilişkileri’i yönetmişti) dolayı Hayâl Perdesi’nin İmparatorluk Kuranlar; Ahmet Levendoğlu’na duyduğum saygı nedeniyle  ve yazarını(Jez Butterworth, Oyun Atölyesi’nin Nehir isimli oyununun yazarı) beğendiğim için Her Yıl Kuşlar Gelir; Bi Tiyatro L’àlarme-À-L’œil, Paris ortak yapımı Kırmızı Siyah ve Cahil ilgimi çeken oyunlar.

Geri kalanlar ise festivalde kaçırsam da sezon içinde yakalarım anlayışı ile festival listeme almadığım oyunlar.  

Festivalin yan etkinliklerinde söyleşiler, atölyeler var. Meraklısı ve ihtiyacı olan bulur. Ben oyunları sahnelenen yönetmenler ve onur ödülleri verilen kişilerle söyleşiler yapılmasını arzu ederdim.

Festival 2010 yılına kadar “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” vermiş. 2012’den bu yana  “Onur Ödülleri” veriliyor. Bunu da anlamış değilim. Ülkemizde “Yaşam Boyu Başarı Ödülü”ne lâyık usta kalmadı mı? Ben size isim vereyim: Nejat Uygur. Festivalin Nejat Uygur'a ihtiyacı var, Nejat Uygur'un değil.

İKSV’nin tiyatro festivallerinde eleştirdiğim en önemli husus her tiyatro festivalin “kalıcı”(KALICI) bir şey bırakmamasıdır. Ne kitap ne mekân ne yeni yazar, kişi,  piyes, heykel..… Ayrıca bu kadar ÇOK oyuna ve süreye de karşı olduğumu belirtmek isterim. Sanki herkese bir “maşallah” takma merakı var. Festival süresinin kısaltılması(en çok 15 gün) ve karakteristiği olan bir festival yaratılması amaç olmalıdır.  Bugünkü durumun sürdürülemez olduğunu; hele bu bilet fiyatları ile herkes için yük olacağını düşünüyorum. Eminim ki herkes ince eleyip sık dokuyacaktır.

Özet olarak 19.İstanbul Tiyatro Festivali programı bana bir strateji göstermedi. Programa baktığımda uluslararası seyirciyi İstanbul’a çekecek hiçbir oyun görmedim. Örneğin neden Türkiye’nin Doğu’sundan tiyatro yok? (Mesela İran’dan?) Her şey bir tekrardan ibaret ve özgün değil. Belki de İKSV bunun farkında ve bu nedenle isminden “uluslararası”nı kaldırmış. Zira festivalleri uluslararası  yapan uluslararası  alandaki iddiası ve dünyadan çektiği seyirci sayısıdır. Ondokuzuncusunu idrak eden İstanbul Tiyatro Festivali bu gidişle hiçbir zaman uluslararası olamayacak. Bu anlayışla festivalin İstanbul adını da taşıyamayacağını düşünüyorum.

Melih Anık     


Not: Bu yazıya ekler yapabilirim.

Programı yapanların tüm oyunların seyredilmesine yönelik bir kaygısı yok. Oysa ki festivaller tüm oyunların çakışmadan seyredilebileceği bir program yapar.

Ek: Polonyalı yönetmen Grzegorz Jarzyna ile bir söyleşi yapılacakmış.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gene Bir Pazar Sabahı(24 Mayıs 2015)

Sartre'ın Gizli Oturum Oyunu İçin Varoluşçuluk Üzerine Derleme

Kosta Kortidis’in 'Rulet’i