Kayıtlar

Vuvuzela ve "İnsan Nelere Alışıyor"….

İlk işimde şirketin tahsis ettiği lojman Kirazlıyalı’da tren yoluna en çok 10 metre mesafede idi. Haydarpaşa’dan kalkan Anadolu trenleri geçerdi gece gündüz. Lojmanda kaldığım ilk gece yarısı saat 03’de evin sarsıntısı ile uyandım. İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra sarsıntının nedeninin geçen tren olduğunu anladım. Gece yarısı uyanmalarım bir hafta sürdü. Sonra sesi duymadım. Ardından Yarımca’da bir eve taşındım . Ev , o günlerde TEM henüz açılmadığı için tüm yükü çeken E5’e 50 metre uzaktaydı. Özellikle gecenin sessizliği içinde ağır vasıtaların karanlığı delen vınlamaları , uğultuları ile sabahı sabah ediyordum ilk günler. Alışmam 15 gün aldı. Evin yanındaki "lagün"deki kurbağa sesleri 24 saat duvarları , kapı ve pencere camlarını delmeye çalışıyordu sanki. Ona alışmak da 30 gün sürdü. Her iki evdeki komşularım ben gürültüden yakındıkça bana anlamaz gözlerle bakıyorlardı. Şimdi Afrika’dan "vuvuzela" sesleri geliyor. Herkeste bir öfke bir kızgınlık.. ...

"Türk'ün Türk'e Yaptığı" - Şenes Erzik , Fatih Altaylı ve Gazetecilik......

2016 Avrupa Futbol Turnuvası Finalleri’ni düzenleme hakkını Fransa “kaptı”. Bizim gazetecilerimiz(?) TV'de Şenes Erzik ile görüşüyor. Biri soruyor: “Kim Başkan ise onun ülkesi turnuva düzenleme hakkını alıyor. Bizim de Başkan çıkarmamız mı lazım?” Soruyu soran, “Senin rütben yetmedi” anlamına gelen bir soru sorduğunun farkında mı acaba? Soruyu sorduğuna göre ne yaptığının farkında değil! Erzik , kısa bir sessizlik (yutkunma) anından sonra “Herhalde öyle” diyor. İkinci soru TRT kökenli birinden: “Platini ile birlikte yaptığınız açıklamada , tarafsız kalacağınızı açıklamıştınız. Siz sözünüzü tuttunuz , Platini tutmadı . Ne dersiniz?” Aslında siz “kulis yapmadınız” demeye getiriyor. Daha da ileri gidersek “ülkeniz için gerekeni yapmadınız” demek bu! Erzik : “Benim ne yaptığımı nerden biliyorsunuz ? Bana söz verenlerden 6’sı sözlerini tuttu” diyor. TRT bir okuldur derler. Soruyu soran,"okumuş" ama “olamamış” ! (Ya da Haber Türk’e transfer olacak!) Sorduğu sorunu...

Radyo Hayalleri Özgürleştirir

Benim çocukluğumda televizyon yoktu. Erzurum’un Kandilli’sinde mobilyalı Airmec marka radyo önce bir göz kırpar ses çıkarması için uzun uzun “ısınması” gerekirdi. FM diye bir frekans yoktu o zamanlar. Kısa, uzun, orta dalga’dan parmaklarınızın hassasiyeti ölçüsünde bir istasyon yakalamaya çalışırdınız. Ses genellikle çok uzaklardan gelirdi. Radyonun arkasına bağlanmış ve anten yerine geçen kabloyu uzun tutar , sesi netleştirmek için odanın içinde dolaştırırdınız. Ama çoğunlukla gelen ses aya ayak basan ilk insanın sesinden bile net değildi. Biz radyoyu o günlerde sevdik. Özellikle geceleri , gaz lambalarının sarı ve titrek ışığı altında bizi hayal alemine sürükleyen, radyodan gelen parazitli seslerdi. Zeki Müren sesi yakalanmışsa, ayar bozulacak diye kimse yerinden kıpırdamazdı sanki. Sonraki yıllarda dinlediğim Muzaffer Sarısözen’in akşam saatlerindeki “Yurttan Sesleri”ni unutamadım. Küçük yaşıma rağmen kaçırmamaya çalıştığım bir programdı. Sarısözen’in sesi ve tonlaması beni...

Manolya bir Çiçektir

Parfüm satan dükkanlardan birine girdim. Tezgahtaki delikanlıya manolya kokusu var mı dedim. Yüzüme öyle bir 'boş' baktı ki ! "Bir çiçek" dedim. "Bizde ondan yok,çiçek kokuları var" dedi. Olumlu bir yanıt alsaydım "ya yasemin,ya sümbül" diyecektim.. Dükkandan çıktım. Manolya,yasemin,sümbül... Kokuları ile bir nesli sürükler ordan oraya.. Bir şiire,romana,filme..Bir yaz gecesine...Bir sevgiye... Şimdi... "Manolya bir çiçektir.." demek gerekiyor. Sadece? Tiyatroda da manolyayı manolya olduğu için sevmek bir ayrıntı gibi gözükür ama bizi 'kaba-saba' , maganda sahnelemelerden korur.

Sartre'ın Gizli Oturum Oyunu İçin Varoluşçuluk Üzerine Derleme

J.P.Sartre'ın Gizli Oturum oyunu için Varoluşçuluk ile ilgili bir derleme yaptım. İnanıyorum ki oyunu izlerken ve de daha sonra kafalarda oluşan sorular için yol gösterici ; sahneden görüleni anlamlandırmaya yardımcı olacaktır.(Çözeceğini garanti edemem!) “Varlık özden önce gelir. İnsan kendi var olma yolunu seçer. Biz kendi kararlarımızın ürünüyüz yani özgürlüğümüzün ve özgürce yaptığımız eylemlerimizin. Ama sonuçları düşünerek eyleme geçtiğimiz için de özgürlüğümüzün sınırları vardır. Bu sınırsız özgürlük sınırsız sorumluluk getirir. Ama insanın seçimleri salt kendini ilgilendirmez. Beraber yaşadıklarını da ilgilendirir. Sadece kendisi için seçmez tüm toplum için seçer. “ (Kendi özgür seçme ve kaderin efendisi olma, Tanrı fikrine de yeni açılımlar önerir.) “İnsan trajik olarak yalnızdır. İnsan insanın rakibidir.”

Küba’da Kartpostal Bekleyen Yaşlı Kadın

Trinidad , Küba’nin en güzel şehirlerinden biri. Birbirini dik kesen sokakların iki yanında sıralanmış tek katlı evleri rengarenk boyalı.Camsız pencereler, demir parmaklıklar ve tahta panjurlarla kapatılıyor. Güneşin doğuşu ile birlikte kapılar ve tahta panjurlar açılıyor, kapı önlerinde oturan insanlar sokağa can veriyor. Evlerin gün boyu açık kalacak kapı ve pencerelerinden dışarı hayatın nefesi , sesleri , renkleri saçılıyor. Sokak , evlerden aldığı nefes ile bir nabız gibi atmaya başlıyor. Aksam saatlerinde sokakların derinliklerinden yankılanan müzik sesleri sizi çağırıyor. O seslerin peşine düşüp sokaklarda kendinizi kaybediyorsunuz(arıyorsunuz?). O sokaklarda yürürken bir kapının önünde duran yaşlı bir kadın bizi evine davet etti. Biz İngilizceye benzerse İspanyolca anlayabiliyoruz ancak ama yaşlı kadınla “gönül dili”yle anlaşıyoruz. Biraz da çekinerek giriyoruz eve. Yer, tipik Küba evlerindeki gibi desenli ve renkli taşlarla kaplı. Tertemiz. Yer ve duvarlar rengarenk ve ...

San Cristobal -Chamula -Kutsal Cola ve Ünsal Oskay ………

Resim
Kasım 2009 daki Tempo’da Ünsal Oskay ile ilgili anıların paylaşıldığı bir bölüm vardı. Bir öğrencisi Oskay’ın sınav sorularından birini hatırlatmış : “Bahar ayini ile Coca Cola reklamları arasındaki ilişki ne?” Aklıma hemen San Cristobal-Chamula'da ziyaret ettiğim kilise geldi. Dünyanın en renkli köylü pazarı orada,insanları,giysileri ve sattıkları mallar ile. Her yan rengarenk. Ayrıldıktan sonra kafanızın içinde binlerce renk ile dolanıyorsunuz bir süre. Bu köyün ilginç bir kilisesi var. Her dinin buyur edildiği pagan kilise. Genel olarak hırıstıyanlığa ait semboller dikkatinizi çekiyor ama siz namaz kılacağım deseniz tuhaf kaçmaz. İçini gördükten sonra “İbadethane” demek daha doğru. İçerde fotoğraf çekilemiyor. Kelimeler yetmez o "ruhu" anlatmaya. Yapısı itibarıyla eski bir kilise. Ama kullanılışı,orayı “her şey” yapıyor. Yüksek tavanlı az bakımlı bir alan. Yerler taş. Oturmak için sıra,sandalye,halı yok. Kapıdan adımınızı atar atmaz burnunuza yo...